— Ayşe, hayatım, bir fikir buldum! — Murat, gözleri tutkuyla yanarak mutfağa daldı. — Bir girişim. Muhteşem bir fikir. Benzersiz! Her şeyi teslim eden bir platform — çoraplardan döner kebaba kadar!
— Bu zaten var, — Ayşe, yorgun bir tavırla yulafını karıştırdı.
— Ama bizimkisi farklı olacak! — dramatik bir şekilde tavana işaret etti. — Yapay zekalı akıllı teslimat! Anlıyor musun? Algoritma, senin istediğini tahmin edecek ve sipariş vermenden önce getirecek!
— Yani istekleri tahmin mi edecek?
— Aynen öyle! Bu bir devrim.
— Peki bunu nerede yapacaksın?
— Şey… evde. Şimdilik. Başlangıç aşaması. Mutfakta bir kuluçka merkezi, diyelim.
— Murat. Benim de bir “kuluçka merkezim” var. Buna iş diyorlar. Ve bir son teslim tarihim var.
— Canım, birbirimize engel olmayız. Arkadaşları da çağırdım — onlar da bu işin içinde. Süper olacak!
“Arkadaşlar” dört kişi çıktı.
Ertesi sabah 9’da Ayşe mutfağa adım attı ve donakaldı.
Masada üç adam, üzerinde “Ben freelancerım, sen nesin?” yazan bir hoodie giyen bir kız oturuyordu. Kahve kokusu bir barista festivalini andırıyordu, laptoplar masayı kaplamıştı ve buzdolabında “Eksi’den hayale hipotez büyümesi” yazan bir grafik asılıydı.
— Günaydın! — sakallı olanlardan biri dedi.
— Ben burada yaşıyorum, — Ayşe cevapladı.
— Harika! Biz de. Yani, neredeyse, — Murat göz kırptı. — Tanıştırayım, bu Emre, Can, Elif ve Barış. Takımımızın temel taşları!
— Ne kadar kalacaksınız?
— Başarıya ulaşana kadar.
— Ya ulaşamazsanız?
— “Eğer” yok, sadece “ne zaman”.
Ayşe, kendine kahve dolduruyordu ama kahve makinesine birinin maçcha tozu doldurduğunu fark etti. Su ısıtıcısında birinin banyo bombası yüzüyordu — kokusundan portakal ve endişe olduğu belliydi. Süt yoktu. Ama bir kutu hindistan cevizi sütü duruyordu.
Yatak odasına döndü ve kapıyı kapattı.
— İş günü başlıyor… — mırıldandı. — Cehennemde.
Ertesi gün Ayşe laptopunu açtı ve kulaklıklarını taktı. Bir dakika sonra — kapıda bir tıkırtı.
— Ayşe, Mac şarjını gördün mü?
— Hayır.
— Biraz daha sessiz yazabilir misin, beyin fırtınası yapıyoruz?
— Bu bir klavye. Vurulmak için yapılmış.
— Şu anda kahvaltıya kadar lor tatlısı teslimatı fikrini nasıl paraya çevireceğimizi düşünüyoruz.
— Kahvaltıya kadar? Şu anda ne yapıyorsunuz?
— Hazırlık aşaması!
Bir hafta sonra Ayşe, evinin artık bir kuluçka merkezi olduğunu ve kendisinin istenmeyen bir misafir gibi hissettiğini fark etti.
Elif çamaşırlarını salonda kurutuyordu. Emre sorumsuzca router ayarlarını değiştiriyordu. Barış mutfakta müşterilerle zoom toplantıları yapıyordu. Ve Murat heyecan içindeydi:
— Çığır açmanın eşiğindeyiz! Sadece birkaç örnek vakaya ve biraz tanıtıma ihtiyacımız var!
— Ve biraz kişisel alan. Birazcık. Yalnızca azıcık, — Ayşe, chia tozu doldurulmuş fincanından kahvesini yudumlarken dedi.
— Sen sadece yaratıcı enerjiye alışkın değilsin!
— Ben sessizliğe alışkınım. Ve evimin benim olmasına. Bir…ofis olmasına ve tek bir şarj aletiyle dolaşılmasına değil.
Cuma günü Elif telefonuyla duşa girip arka planda fayansların göründüğü bir zoom görüşmesi yaparken, Ayşe kararını verdi: Harekete geçme zamanı.
Önce — masumca.
Wi-Fi router’ın fişini “yanlışlıkla” çekti. Beş dakika sonra Emre kapısını çaldı:
— Sende internet çalışıyor mu?
— Hayır, sanırım servis sağlayıcıda sorun var.
— Tam şu anda mı? Bizim sunumumuz var!
— Olur öyle. Belki de evren karşı çıkıyor.
Ertesi gün Ayşe Wi-Fi şifresini değiştirdi. Ağ adı artık “Sessizlik_ve_Huzur”du. Murat panik içinde laptopuyla koşuşturuyordu:
— Kim değiştirdi? Bu sabotaj!
— Yoksa bir işaret mi?
— Ayşe, yatırımcıyla toplantımız vardı! Zoom’a giremedi!
— Belki de oturma odasında olduğunuz için, ofiste değil?
— Burası hayal evi, ofis değil!
— O zaman neden ben kiracı gibi hissediyorum?
Pazartesi büyük bir olay oldu — Murat’ın anlaşması suya düştü. Yatırımcı “profesyonel yaklaşımı hissedemediğini” söyledi, özellikle de arka planda duştan havluyla çıkan Elif’in “Şampuanımı kim aldı?!” diye bağırdığını duyduktan sonra.
Murat sessizce yatak odasına girdi. Yatağın kenarına oturdu. Terliklerini çıkardı.
— Mahvettik.
— Ah, fark ettin mi? — Ayşe laptopunu kapattı. — Artık bu gruptan çıkmayacağını düşünmüştüm.
— Bir iş kurmak istedim…
— Ama bir öğrenci evi kurdun. Çocuk kampı havası ve enerji barlarından oluşan bir diyetle.
— Kötü bir plan mıydı?
— Hâlâ senin evindi. Ama ben içinde kayboldum.
— Neden daha önce söylemedin?
— Dinler miydin?
Sessiz kaldı.
— Düşündüm de, — alçak bir sesle dedi, — belki bir ofis kiralasak?
— Düşündün mü?
— Evet. Ve büyükler gibi başlarız. Takımla, ama tost makinemde “gürültülü beyin fırtınaları” olmadan.
— Ve su ısıtıcısı?
— Yeni bir tane alacağım. Kişisel. Koruma altında.
— Kahve makinesi?
— Şifreli.
—Kapı zilinin çalmasıyla ikisi bir an göz göze geldi, Murat’ın ağzından “Bu sefer sadece kahve getiriyordur,” sözleri dökülürken, Ayşe gülümsedi ve “Önce kahve, sonra konuşuruz,” dedi.




