**Barış Çöreği**
— Aylin, yemin ederim, şu Ahmet Bey bir daha tavanı döverse, onu mahkemeye vereceğim! — Arda, antrede, sinirle köpek patilerinin izlerini silerken sesi titriyordu. Beyaz tişörtü serin akşama rağmen terle sırılsıklamdı. Karabaş, suçlulukla kuyruğunu sallayarak kapının dibinde lastik ördeği çiğniyordu.
— Arda, sesini kes, çocuklar uyuyor, — Aylin, kanepede örgü örerken bitkin bir şekilde şakaklarını ovuyordu. Örgü şişleri elinde donmuş, kucağında yarım kalmış bir çocuk beresi vardı. — Mahkemeye falan gerek yok, fazla abartıyorsun. O sadece… huysuzdur. Ben konuşurum, anlatmaya çalışırım.
— Anlatmak mı? — Arda bezi kovaya fırlattı. Gözlerinde öfke parlıyordu. — Dün apartman girişinde bağırıyordu, Karabaş “kokuyor” diye! Aylin, bizim köpek çiçeklere bile yaklaşmıyor ki!
— Biliyorum, biliyorum, — Aylin örgüsünü bıraktı, sesi yumuşak ama gergindi. — Ama o komşu, Arda. Savaş başlatırsak rahat yüzü görmeyiz. Bir tepsi çörek pişirip gönlünü almaya çalışacağım.
Arda burnundan soluyarak Karabaş’a baktı. Köpek ördeği düşürmüş, şimdi yeri yalıyordu.
— Çörek mi? — Başını iki yana salladı. — Tamam, dene bakalım. Ama bir daha yönetime şikâyet yazarsa, kendimi tutacağımı sanma!
Aylin ve Arda, sekiz yaşındaki Efe ve altı yaşındaki Ela ile birlikte bu beş katlı binada beş yıldır oturan genç bir çiftmiş. Karabaş’ı aldıklarında eğlenceli gezintiler ve çocuk kahkahaları hayal etmişlerdi, ama üst kattaki titiz komşuları Ahmet Bey, yavru köpeğe savaş ilan etmişti. Artık apartman girişi bir komşu kavgası arenasına, evleri ise köpek tüyü ve sürekli şikâyetlerin kokusuna dönüşmüştü.
—
Her şey Karabaş’ın gelişinden bir hafta sonra başladı. Aylin, sabah gezintisinden dönerken, Ahmet Bey’in delicesine suladığı saksıdaki lalelerin ezildiğini fark etti. Bahçedeki çocuklar yapmıştır diye düşündü, ama akşam kapı çalındı. Kapıda, ütülü gömleği, not defteri ve kalemiyle görev başındaki bir dedektif gibi duran Ahmet Bey vardı.
— Aylin Hanım, bu çiçekleri senin köpek mi ezip geçti? — Sesi kupkuruydu, gözlükleri loş ışıkta parlıyordu. — Üç yıldır yetiştiriyorum, şimdi saksı çamur içinde!
— Ahmet Bey, özür dilerim, — Aylin, Karabaş’ın tasmasını sıkıca tutarken şaşkına dönmüştü. — Ama o her zaman tasmalı, dikkat ediyoruz. Belki başka biri yapmıştır?
— Başkası mı? — Ahmet Bey gözlerini kısarak defterine bir şeyler karaladı. — Apartmanın her katında köpek izleri, her yere pis kokusu sinmiş, sen hâlâ “başkası” diyorsun! Ya köpeği ortadan kaldırın, ya da yönetime resmi şikâyet yazacağım!
Aylin zoraki bir gülümsemeyle kapıyı kapattı. Karabaş, ne olduğunu anlamadan burnunu dizine dayadı. Akşam Arda’ya anlattığında, mutfakta patates soyuyordu.
— Bu adam deli mi? — Arda bıçağı fırlattı, yüzü kıpkırmızı olmuştu. — Karabaş apartmanda bile havlamıyor! Onunla konuşmam lazım, Aylin, resmiyete gerek yok!
— Hayır, — Aylin başını iki yana sallayarak çorbayı karıştırdı. — Yalnız bir adam, sıkıntısından böyle yapıyor. Bir de çörekle gönlünü almaya çalışacağım.
—
Ertesi gün Aylin, tarçınlı elmalı çörek pişirdi ve Ahmet Bey’in kapısını çaldı. Kapı açıldığında mobilya cilası ve steril bir düzenin kokusu burnuna çarptı: tek bir toz tanesi bile yoktu. Pencerede menekşe saksıları, eski bir radyo ve üzerinde kusursuz katlanmış bir örtüyle örtülü kanepe vardı.
— Ahmet Bey, size çörek getirdim, — Aylin gülümseyerek folyoya sarılı çöreği uzattı. — Karabaş konusunda konuşabilir miyiz? Çiçeklerdeki izler onun değil, ona dikkat ediyoruz.
— Çörek mi? — Ahmet Bey şüpheyle baktı ama paketi alıp kokladı, bir dedektif gibi. — Akıllıca, Aylin Hanım. Tamam, içeri buyurun, ama uzun sürmeyecek. Köpeğiniz sabahları havlıyor, apartmanı kirletiyor, kokuyor. Bu kabul edilemez!
— O neredeyse hiç havlamaz, — Aylin sesini yumuşatarak sandalyenin ucuna oturdu. — İzleri de temizliyoruz. Belki çiçekleri çocuklar ezmiştir? Ya da başka biri?
— Çocuklar mı? — Ahmet Bey küçümseyerek güldü, defterine not aldı. — Çocukların patisi yok. Köpeği ortadan kaldırın, yoksa ciddi önlem alacağım.
Aylin, çöreğin işe yaramadığını hissederek ayrıldı. O akşam apartman girişine düzgün bir el yazısıyla yazılmış bir not asıldı: “LÜTFEN KÖPEĞİ APARTMANDAN UZAK TUTUN! ÇİÇEKLERİ MAHVEDİYOR, DÜZENİ BOZUYOR! – A.B.” Arda, bunu görünce çileden çıktı, notu duvardan koparıp yırttı.
— Bu savaş ilanıdır, Aylin! — antrede parmağıyla yırtık kağıdı göstererek bağırıyordu. — Şimdi gidip ona haddini bildireceğim!
— Arda, yapma, — Aylin onu spor ayakkabılarını giyerken yakaladı. — Bir şans daha verelim. Olmazsa başka çare düşünürüz.
—
Hafta sonuna gelindiğinde durum dayanılmaz hâle gelmişti. Ahmet Bey, kapı ziline bile kısa bir havlama olsAhmet Bey bir gün apartman bahçesinde Efe ve Ela’nın Karabaş’la oynadığını görünce, yıllardır içinde biriken yalnızlığını fark etti ve ertesi gün kapılarını çalarak elinde bir kutu baklava ile “Belki köpeğinizle ben de biraz gezebilirim” diye teklif etti.




