Anlaşmazlık Zinciri

“Tartışmaların Zinciri”

— Deniz, kalk da Baron’u gezmeye çıkar, ben robot değilim! — Emre Kaya mutfak masasına avucunu vurdu, bardaklar çınladı içinde yarım kalmış kahvelerle. Mutfak yanık tost, taze demlenmiş Türk kahvesi ve hafif bir köpek kokusuyla doluydu. Pencerenin ardında nisan güneşi, çocukların çoktan koşturduğu oyun parkını aydınlatıyordu. Baron, tüyleri sarı renkli bir golden retriever, ağzında yıpranmış bir oyuncakla kapının önünde yatıyor, askıdaki tasmasına hüzünlü hüzünlü bakıyordu. Gözleri yalvarıyordu ama aile kavga etmekle meşguldü.

Deniz, on beş yaşındaki oğul, telefonuna gömülmüş, lastik yanık seslerinin duyulduğu bir oyun oynuyordu. Kablosuz kulaklıkları boynunda sallanıyor, üzerindeki “Game Over” yazılı siyah sweatshirt dünkü çips kırıntılarıyla kaplıydı.

— Baba, dün ben çıkardım! — homurdandı, gözlerini ekrandan ayırmadan. — Ayşe gitsin, o hep kaçıyor!

Ayşe, on dokuz yaşında bir üniversite öğrencisi, masada dizüstü bilgisayarına dalmıştı. Koyu renk saçları dağınık bir topuz yapmıştı, gözlerinin altında sosyoloji sınavına çalışmaktan kalan halkalar vardı. Üzerinde üniversite logosu yıpranmış bir tişört vardı.

— Ben mi? — burun kıvırdı. — Deniz, Baron senin köpeğin, sen gezdir! Yarın sınavım var, her dakika köpekle uğraşamam!

Sema, anneleri, mutfağa girdi, ellerini üzerinde papatya desenleri olan bir önlüğe sildi. Açık renk saçları temizlikten sonra dağılmıştı, sesi yorgunluk ve sinirden titriyordu.

— Yeter artık bağırmanız! — dedi, tava yağının üzerine kızgın bir sesle yerleştirirken. — Emre, sen sabah gezdirme sözü vermiştin! Siz çocuklar da iyice şımarıksınız, köpeği alıp sonra bana bıraktınız!

Emre, kırk beş yaşında bir mühendis, elindeki yerel gazeteyi bıraktı. Kaşları çatılmıştı, sabah ışığı yüzündeki tıraşsızlığı parlattı.

— Ben mi? Sema, ben sabah altıda fabrikaya gidiyorum! — bağırdı. — Deniz bu köpeği istedi, o halletsin!

Baron, sanki fırtınayı hissetmiş gibi, ağzındaki yıpranmış lastik ördeği bırakarak inledi. Kuyruğu hafifçe sallandı ama mutfak bir savaş alanına dönmüştü ve köpek artık sadece bir hayvan değil, ailenin kaosunun simgesiydi.

Akşam kavga yeniden alevlendi. Sema köfteleri kızartıyordu, patates tencerede pişiyordu, mutfak kızarmış soğan ve dereotu kokuyordu. Baron kapının yanında yatıyor, kimsenin dokunmadığı tasmaya bakıyordu. Deniz salonda oyun oynuyor, yarış oyunundan gelen çığlıklar televizyondaki futbol haberlerini bastırıyordu. Ayşe odasında kulaklık takmış, enerji içeceği kutularının arasında bir makale yazıyordu.

— Deniz, Baron’u çıkardın mı? — diye seslendi Sema, tahta kaşıkla patatesleri karıştırırken.

Deniz, ekranda arabasının duvara çarptığı oyundan başını kaldırmadan,

— Hayır. Ayşe gitsin, ben meşgulüm, — diye mırıldandı.

Ayşe, adını duyunca kulaklıklarını çıkararak mutfağa daldı.

— Meşgul mü? — bağırdı. — Bütün gün oyun oynuyorsun Deniz! Benim yarın teslim makale var! Baba, ona söyle!

Emre, koltukta kumandayla otururken alnını ovuşturdu.

— Deniz, sen çıkar. Bu senin köpeğin, — dedi, gözlerini ekrandan ayırmadan.

Deniz oyun kumandasını koltuğa fırlattı, yanakları kıpkırmızı olmuştu.

— Benim mi? Hepiniz yardım edeceksiniz dediniz, şimdi de suçlu ben miyim? — bağırdı. — Hadi Baron’u verelim, siz umursamıyorsunuz!

Sema arkasını döndü, kaşık tencereden şangırdadı, önlüğü titredi.

— Verelim mi? — şaşkınlıkla haykırdı. — Deniz, bir yıl önce ağlayarak bu köpeği istedin! Şimdi vazgeçtin? Hepiniz böylesiniz, evle, sizlerle, köpekle tek ben ilgileniyorum!

Ayşe gözlerini devirdi, kollarını bağladı.

— Anne, başlama. Benim suçum değil, derslerim var! Baba, sen hiç Baron’u gezdirdin mi?

Emre ayağa kalktı, sesi televizyondaki sesi bastırdı.

— Ayşe, haddini bil! Ben akşam dokuzda fabrikadan geliyorum, belim ağrıyor! Siz sadece bağırmayı biliyorsunuz!

Tam o sırada Baron, bağrışmalardan usanmış gibi, kapıya yöneldi, patisiyle itti ve apartman koridoruna fırladı — kapı Ayşe’nin siparişi alırken aralanmıştı. Aile, merdivenlerdeki havlamasını duyunca dondu.

— Baron! — diye bağırdı Sema, kaşığı lavaboya düşürerek. — Deniz, kapıyı sen mi açık bıraktın?

Deniz sarardı, yerinden fırladı.

— Ben mi? Ayşe sabah pizza almaya çıkmıştı! — bağırdı.

Ayşe masaya vurdu, bilgisayarı sallandı.

— Ben mi? Sen her şeyi başkasına atıyorsun, çocuk!

Emre askıdaki tasmayı kaptı, ceketi hışırdadı.

— Yeter! Herkes Baron’u aramaya, çabuk!

Aile aramaya koştu. Bahçe akşam sesleriyle doluydu: çocuklar bağırıyor, arabalar gürültü yapıyor, uzakta sokak köpekleri havlıyordu. Sema, önlüğü ve ev terlikleriyle, Baron’u çağırıyordu, sesi titriyordu.

— Baron! Baroncuğum, neredesin?

Deniz, sweatshirt’ü ve spor ayakkabılarıyla garajlara koştu, telefonunun feneri karanlığıAile, Baron’u bulduğunda hepsi birbirine sarıldı, o günden sonra artık birbirlerine daha çok zaman ayırmaya ve sevgilerini göstermeye söz verdiler.

Rate article
Lifequest
Anlaşmazlık Zinciri