Dün öyle bir sıcaktı ki, yer gök ateş kesilmişti. Asfalt eriyor, hava durgun… Tek düşüncem eve koşup klimayı açmaktı. Ama önce markete uğrayıp akşam yemeği için bir şeyler almalıydım.
Park alanında yürürken bir anda tüylerim diken diken oldu. Dönüp baktım – orada, kapalı bir arabanın içinde bir Alman kurdu vardı. Camlar buğulanmış, hayvan bitkin bir halde, dili dışarıda, gözleri cam gibi… Dışarısı 35 dereceyse, arabanın içi en az 50 dereceydi.
Ön camda bir telefon numarası yazılıydı. Hemen aradım. Telefona Murat Bey çıktı. “Köpeğiniz sıcaktan bayılmak üzere, lütfen gelip camı açın!” dedim. Aldığım cevap buz gibiydi:
“Su bırakmıştım. Size ne?”
Evet, su vardı ama kapalı bir şişenin içinde! Sinirden elim ayağım titredi. Bir köpek nasıl kapalı şişeden su içsin? Daha fazla bekleyemedim. Yerdeki bir taşı alıp camı kırdım. Alarm çığlık çığlığa ötmeye başladı ama umurumda bile değildi.
Köpeği dışarı çıkardım. Yere yığıldı, nefes nefese kaldı ama şimdi iyiydi. Üstüne su döktüm, yardım çağırdım.
Birkaç dakika sonra Murat Bey geldi, yüzü öfkeyle kızarmıştı: “Ne cürretle? Polisi arayacağım!”
Polis geldiğinde ise kimsenin beklemediği bir şey oldu. Polis, iki tarafı da dinleyip köpeğin halini görünce suçlunun ben olmadığına karar verdi. Murat Bey’e hayvana kötü muamele suçundan ceza yazıldı, bana ise teşekkür ettiler.
Peki ya köpek?
Şimdi benim evimde. Tok, mutlu, minnet dolu bir yumak. Dün birinin umursamazlığı yüzünden ölmek üzere olan o Alman kurdu, şu an ayaklarımın dibinde mışıl mışıl uyuyor. Ve inanın, o camı tekrar kırardım. Hiç düşünmeden.
Bu sorumsuz insanları anlamıyorum. Hayvanlar da bizim gibi can taşıyor, onların da sevgiye ihtiyacı var. Oyuncak değiller!




