Kız Kardeşler ve Aşkın Bedeli…

Annem, ünlü oyuncu Türkan Şoray’ı çok sevdiği için kızına onun adını verdi: Türkan.

Babam, Türkan sekiz yaşındayken annemizden ayrıldı. Hayat zorlaştı, ama en azından her gün kavga eden insanlar yoktu artık. Türkan, ebeveynlerinin neden sürekli tartıştığını anlayacak kadar büyüktü.

Annem, babamın hiçbir etek altına bakmadan geçemediğini haykırırdı. Türkan’ın anlamadığı tek şey, genç ve güzel kadınların nasıl olup da babasıyla ilişkiye girebildikleriydi. Hele ki onun bir eşi ve çocuğu olduğunu bile bile…

“Yeter artık! Bu aslı olmayan suçlamalarını dinleyemeyeceğim. Arkadaşlarımla vakit geçirmek, seninle olmaktan iyidir!” diye bağırır, kapıyı çarparak çıkardı babam.

Türkan, babasının evde olmadığı zamanlara seviniyordu. Annem ağlamıyor, kimse bağırmıyordu. Üstelik babası zaten ona hiç vakit ayırmıyordu. Ya işteydi ya da Türkan uyuduktan sonra eve geliyordu. Hafta sonları da arkadaşlarına gidiyordu.

Bir gün öyle şiddetli kavga ettiler ki, kırılan tabakların sesi Türkan’ın odasına kadar ulaştı.

“Bize, kızına hiç önem vermiyorsun! Sadece beni değil, onu da terk ediyorsun. Elbette, tek düşündüğün kadınlar olacak…”

“Öyleyse onu da yanıma alabilirim,” diye cevap verdi babam.

“Peki yeni karın buna razı olacak mı? Zaten bir oğlu var, ona bile bakmıyor, tam bir haylaz yetişiyor…”

Türkan odasında oturmuş, avuçlarıyla kulaklarını kapatarak çığlıkları duymamaya çalışıyordu. Korkmuştu. Sonra bir anda sesler kesildi. Kulaklarını açtı ama odasından çıkmaya cesaret edemedi. Ardından annesi geldi, gözleri ağlamaktan şişmişti.

“Korktun mu? Korkma,” dedi ve Türkan’ı kucakladı. Bir süre öylece oturdular.

“Peki ya baba? Bizden gitti mi? Başka bir teyzeye mi?”

“Her şeyi duydun öyle mi? Affet beni, seni unutmuşum. Sorun değil, biz halledebiliriz, değil mi? Çay ister misin? Kurabiyeli?”

“İsterim.”

“Burada bekle, mutfakta biraz toparlanayım, sonra seni alırım,” dedi annem ve çıktı.

Türkan bir süre daha oturdu, sonra sessizce mutfağa gitti. Annem yerdeki kırık tabakları süpürüyor, ağlıyordu. Türkan hiçbir şey söylemeden odasına döndü.

Yaz tatilinde annem, Türkan’ı babasının annesine, babaannesine gönderdi. O, annemle iyi geçiniyor, kendi oğluna ise kızıyordu. Türkan annesini özlüyordu ama babaannesi, “Annenin biraz sakinleşmesi ve sana iyi bir baba bulması lazım,” diyordu.

“Bana annemden iyisi lazım değil,” diye karşı çıkıyordu Türkan.

Annesi onu Ağustos sonunda, okul başlamadan hemen önce aldı. Birbirlerine sarıldılar, uzun süre öylece kaldılar. Türkan annesinin yanından bir adım bile ayrılmadı.

“Git eşyalarını topla,” diyerek onu odasına gönderdi babaannesi.

İlk başta Türkan büyüklerin konuşmasını dinlemedi ama sonra babaannesinin sesini duydu:

“Kızına ne zaman söyleyeceksin?”

“Söyleyeceğim. Yardımınız için teşekkür ederim,” diye kaçamak bir cevap verdi annem.

“Bir şey değil. Sen hiç suçlu değilsin. İstediğin zaman gelebilirsin, kızını da getir. Belki şimdilik onu bende bırakırsın?”

“Ben kalmak istemiyorum! Annemle gitmek istiyorum!” diye bağırarak mutfağa daldı Türkan.

Ne olduğunu anlamamıştı ama annesinin onu babaannesinde bırakacağından korkmuştu. Ama annesi onu şehre götürdü. Artık Türkan, annesini sık sık düşünceli, dudaklarında bir gülümsemeyle görüyordu. Bu, Türkan’ı da mutlu ediyordu.

Bir gün annem eve yalnız gelmedi, yanında bir adam vardı. Adam Türkan’a bir kutu çikolata verdi. Annem, “Bu amca, Murat, artık bizimle yaşayacak,” dedi.

Okulda bazı kızların üvey babaları vardı. Kimisi iyiydi, kızlarına her istediklerini alıyordu. “Babamdan yüz kat iyi!” diye övünüyordu Sibel. Naz ise ona kıskançlıkla bakıyordu. Onun üvey babası sertti, zayıf notlar için azarlıyor, hiçbir şey almıyordu. Türkan, Murat Amca’nın da öyle olacağından korkuyordu. Ama hayır, ona çikolata ve dondurma alıyor, annem de yanında mutlu görünüyordu. Türkan rahatlamıştı ama yine yabancı gibi hissediyordu.

Hayatı pek değişmemişti. Tek fark, artık kavgalar yoktu ve annem ona eskisi kadar kitap okumuyordu.

“Sen artık büyüdün, kendin okuyabilirsin. Uyu,” diyerek ışığı söndürüp çıkıyordu.

Türkan uzun süre mutfaktaki konuşmalarını duyuyordu.

Bir gün annesi ona sordu: “Kardeş ister misin? Erkek mi, kız mı?”

“Hiç,” diye cevapladı Türkan.

Ama altı ay sonra aileye küçük ve sürekli ağlayan bir kız kardeş katıldı: Deniz. Annem ona gözü gibi bakıyor, kucağından indirmiyordu. Türkan kıskanıyor, içerliyordu.

“Annen seni çok seviyor, ama Deniz henüz çok küçük, çok ilgiye ihtiyacı var. Büyüyünce onunla oynayabilirsin,” diyordu Murat Amca yanına oturup.

Türkan, yatağında kıpırdayan küçük kardeşine bakıyor, ama onun da Murat Amca gibi yabancı olduğunu düşünüyordu. Onun yalnızca annesi gerekiyordu. Ama kim çocuğun fikrini sorardı ki?

Sonra Deniz büyüdü, annesi Türkan’dan onunla oynamasını, parka götürmesiniTürkan, hayatının geri kalanında annesinin sevgisini asla tam olarak hissedemedi, ama Deniz büyüdüğünde ona baktıkça, belki bir gün kendi çocuklarının aynı acıyı yaşamayacağını umut etti.

Rate article
Lifequest
Kız Kardeşler ve Aşkın Bedeli…