**Peynirli Börek ile Barış**
“Zeynep, yemin ederim, şu Necati Bey bir daha yukarıdan tavanı dövünce, onu mahkemeye vereceğim! Bu adam tam bir baş belası!” diye bağırdı Ali, girişteki laminat parkeyi kola köpüğüyle ovarken. Sesindeki öfke titriyordu, tişörtü serin akşama rağmen ter içinde kalmıştı. Karabaş, suçlu suçlu kuyruğunu sallayarak kapının önünde oyuncak lastik ördeğini kemiriyordu.
“Sus, Ali, çocuklar uyuyor,” dedi Zeynep örgü örerken, bitmemiş bir çocuk bere dizlerinde duruyordu. Şişleri kesti, şakaklarını ovuşturdu. “Mahkeme falan aşırı olur. Adamın canı sıkılmıştır belki. Onunla konuşacağım, belki anlar.”
“Anlatacak ne var?” Ali bezini kovaya fırlattı, gözleri kıvılcım saçıyordu. “Dün apartman girişinde Karabaş’ın ‘koktuğunu’ ve ‘çiçeklerini mahvettiğini’ bağırdı! Zeynep, bizim köpek bahçeye bile girmiyor!”
“Biliyorum, biliyorum,” dedi Zeynep, örgüyü kenara koyarken yumuşak ama gergin bir sesle. “Ama o komşumuz, Ali. Kavgayı başlatırsak rahat yüzü görmeyiz. Bir tepsi peynirli börek yapayım, belki biraz yumuşar.”
Ali homurdandı, Karabaş’a baktı. Köpek ördeği düşürmüş, şimdi yeri yalıyordu.
“Börek mi? Tamam, dene bakalım. Ama bir kez daha yöneticiye şikâyet yazarsa, kendimi tutmayacağım!”
Ali ve Zeynep, sekiz yaşındaki Emre ve altı yaşındaki Elif’le birlikte bu beş katlı binada beş yıldır oturuyorlardı. Karabaş’ı aldıklarında keyifli gezintiler ve çocuk kahkahaları hayal etmişlerdi, ama üst kattaki titiz komşuları Necati Bey köpeğe savaş açmıştı. Şimdi apartman girişleri bir komşu kavgası sahnesine dönmüş, evlerinin kokusu artık sadece köpek tüyü değil, sürekli şikâyetlerle doluydu.
###
Her şey Karabaş’ın gelişinden bir hafta sonra başlamıştı. Zeynep sabah gezisinden dönerken, Necati Bey’in takıntılı bir titizlikle suladığı saksıdaki menekşelerin ezildiğini fark etti. Bahçede oynayan çocuklar yapmıştır diye düşündü, ama akşam kapı çalındı. Karşılarında Necati Bey duruyordu: kuru yüzlü, ütülü gömlekli, elinde tuttuğu not defteri ve kalemiyle bir dedektif edasıyla.
“Zeynep Hanım, bu köpeğiniz mi benim menekşelerimi eziyor?” diye sordu, sesi buz gibiydi. “Üç yıldır yetiştiriyorum, şimdi toprak dağılmış!”
“Necati Bey, özür dilerim,” dedi Zeynep şaşkınlıkla, Karabaş’ın tasmasını sımsıkı tutuyordu. “Ama o her zaman tasmalı, biz hep kontrol ediyoruz. Belki başka biridir?”
“Başka biri mi?” Necati Bey defterine bir şeyler yazdı. “Bütün apartman köpek kokuyor, her katta ayak izleri var. Ya köpeği eğitin ya da yöneticiye şikâyet edeceğim!”
Zeynep zoraki bir gülümsemeyle kapıyı kapattı. Karabaş, anlamaz bir şekilde dizlerine sokuldu. Akşam Ali’ye anlattığında, o da sinirden köpürdü:
“Bu adam deli mi? Karabaş apartmanda havlamıyor bile! Onu adam gibi bir konuşmaya çekmeliyiz!”
“Yapma,” dedi Zeynep, çorbayı karıştırırken. “Adam yalnız, can sıkıntısından böyle şeylere takılıyor. Bir börek yapayım, belki biraz yumuşar.”
###
Ertesi gün Zeynep tarçınlı elmalı börek yapıp Necati Bey’in kapısını çaldı. Kapı açıldığında içeriden mobilya cilası ve aşırı steril bir düzen kokusu geldi. Toz yok, fazla eşya yok, sadece pencerede menekşe saksıları, eski bir radyo ve tertemiz bir kanepe vardı.
“Necati Bey, size börek getirdim,” dedi Zeynep gülümseyerek. “Karabaş meselesini konuşalım mı? O çiçekleri ezmedi, biz onu hep kontrol ediyoruz.”
“Börek mi?” Necati Bey kuşkuyla bakarak poşeti aldı, kokladı. “Kurnazca, Zeynep Hanım. Peki, buyurun, ama uzun sürmeyecek. Köpeğiniz geceleri havlıyor, apartmanı pisletiyor, koku yapıyor. Bunu kabul edemem!”
“O neredeyse hiç havlAkşam Zeynep’in pişirdiği taze böreği yerken Necati Bey, kapı önünden geçen Karabaş’a baktı ve fark etti ki asıl gürültüyü, bahçedeki çocukların koşturmasıyla ürküp camın pervazına tırmanan kendi kedisi Pamuk yapıyormuş.




