Üvey Baba Misha

**ÜVEY BABA AMCA MUSTAFA**

Amca Mustafa komikti. Bir ayı yavrusu gibi sakardı. Küçük boylu, tombul, kıvırcık saçlıydı. Gözleri küçük, şeffaf mavi, naneli şeker gibiydi. Gözlük takardı. Yüzünde hep bir çocuksu ifade vardı, neşeli ve saf.

Kerem erkeklerden korkardı. Erkek seslerinden, kahkahalarından irkiliyordu. Altı yaşında, sokakta birisi elini uzattığında, hemen annesinin arkasına saklanırdı.

“Elif! Bu çocuk neden bu kadar ürkek?” diye gülerdi yetişkinler.

Kerem korkak değildi. Mahallede üç ergen komşu kızı Ece’nin topunu alınca, onu korumuştu. Önüne geçip sertçe, “Dokunmayın! O bir kız! Benimle uğraşın!” demişti. Çocuklar çekip gitmişlerdi.

“Bak şu cesur yüreğe!” diye söylenmişlerdi sadece.

Ece, elini tutmuş, “Hadi arkadaş olalım!” demişti.

Bir de kedi ağaca çıkınca, Kerem tek başına tırmanmıştı. Neyse ki annesi pencereden görüp koşmuş, komşuları çağırmıştı. Onlar da hem çocuğu hem yavru kediyi indirmişlerdi. Kediyi evlerine almışlar, adını Duman koymuşlardı.

Anaokulunda da Kerem en cesur, en yetenekli çocuktu. Örnek gösterilirdi. Ama yine de erkeklerden korkuyordu.

Bu korku iki yaşında başlamıştı. Babası annesine bağırıp el kaldırdığında. O kadar güzel ve iriydi ki… Siyah saçlı, kara gözlü, güçlü. Sokakta yürürken herkes dönüp bakardı. Can, görünüşte mükemmeldi, ama ruhunda değil. Kerem, babasının onu bir kez olsun kucağına alıp sarıldığını, okşadığını hatırlamıyordu.

“Sus artık! Sen kız mısın? Erkekler ağlamaz! Böyle yumuşak olma. Karanlıkta tek başına uyuyacaksın. Gece masalı yok! Yatağına oyuncak alma, sen kız değilsin! Gemi maketini kırdın mı? Bir daha oyuncak yok, çam yarması! Defol git. Sus artık!” Bunları en sevdiği insandan, babasından duyuyordu.

Sonradan öğrendi ki, istenmeyen bir çocukmuş. Babası annesiyle evlenmek istememiş, ailesi zorlamış.

“O seni seviyor, Keremciğim. Belki zamanla anlar. Öyle biri işte,” diye okşardı annesi saçlarını.

Zaman geçti, hiçbir şey değişmedi.

“Ben hazır olana kadar beklemeliydin! Bak şimdi ne çıktı, bu pısırık!” diye bağırırdı babası.

Kerem’de hiçbir şeyi beğenmezdi. Çocuk da alıştı. Babası genelde evde olmazdı. Sonra tamamen gitti. “Para gönderirim ama çocuğu görmek istemiyorum. Böyle birini istemedim. Belki bir gün…”

Annesi güzeldi. Uzun bal rengi saçlı, iri gözlü. Kerem’e göre bir deniz kızı gibiydi. Çok çalışırdı.

Bir gün Amca Mustafa’yla geldi. İşyerindeki patronuydu. Bir seferinde annesini market poşetleriyle görüp arabayla bırakmıştı.

“Merhaba küçük adam. Ben Amca Mustafa. Uğradım da… Vaktiniz yoksa giderim. Bak, sana baklava getirdim. Bir de bu uçağı… Dedemden yadigâr. Annen, maketleri sevdiğini söyledi. Bir de oyuncak tavşan. Bak ne kadar tüylü, sanki gerçek gibi,” dedi Amca Mustafa.

Sesi yumuşak ve alçaktı. Kapıda öylece durdu. Kerem sessizdi. Yine korkuyordu.

“Boşver Elif, ben gideyim. Çocuk seninle vakit geçirmek istiyor,” dedi Amca Mustafa, paketleri bırakıp sakar adımlarla döndü.

Tam bir ayı yavrusu gibi yalpalıyordu. Kerem istemsizce gülümsedi ve koşup yapıştı.

“Gitmeyin Amca!”

Amca Mustafa onu kucağına aldı. Kolonya, poğaça ve ev kokuyordu.

“Ne kadar güzel bir çocuksun sen! Ah, ne kadar yakışıklı! Büyüyünce bütün kızlar peşinde olacak! Elif, şu çocuğa bak! Ben böylesini görmedim!” diye sevinçle mırıldandı.

O günden sonra sık sık gelmeye başladı. Takım elbiseyle yere oturup Kerem’le oynardı. Sık sık kitap okur, yeni kitaplar getirirdi. Annesi yorulunca yemeği o yapardı. Her şeyi bilirdi. Çorba, köfte, böreklerinin tadına doyum olmazdı. Babası hiç mutfağa girmezdi. Çayını bile başkası koyardı. “Erkek işi değil,” derdi.

“Amca Mustafa, neden siz yemek yapıyorsunuz?” diye sordu Kerem usulca.

“Severim bu işi, Keremciğim. Kalabalık bir ailedenim, en büyük bendim. Annem babam hep meşguldü, kardeşleri doyurmak lazımdı. Üstelik çok keyifli! Sevdiklerini doyurmak. Annen yoruluyor, dinlensin,” dedi Amca Mustafa.

“Ama siz de yoruldunuz,” diye omuz silkti Kerem.

“Ben sağlamım, bana bir şey olmaz. Yazlığa gideceğiz, güzel bir yer. Kuyuda bir kurbağa var, gösteririm sana. Balık tutarız. Anneye papatya toplarız!” diyerek Kerem’i sıkıca sarıldı.

Kerem ona sıkıca yapıştı. Tek istediği, Amca Mustafa’nın hiç gitmemesiydi.

Bir ay sonra sokakta babasına rastladılar. Şans eseri. Babası bir kadınla yürüyor, ayakta zor duruyordu.

“Bu da kim? Yerime mi koydun, Elif? Çabuk davranmışsın! Daha iyisini bulamadın mı, bu çirkin herif mi?” diye güldü babası.

Yanındaki kadın da.

Amca Mustafa ses çıkarmadı.

“Baba, bu Amca Mustafa. Ona kötü laf etme!” dedi Kerem.

“Ne? Bir daha söyle, it! Sana konuşma hakkı veren kim? Ne Amca Mustafa’sı?” diyerek babası Amca Mustafa’nın gömleğinden tuttu.

Kerem babasının koluna yapışıp, “Baba, o benim gerçek ailem!” diye bağırdığında, Amca Mustafa’nın gözlerindeki gurur, artık hiçbir sözün öneminin olmadığını gösteriyordu.

Rate article
Lifequest
Üvey Baba Misha