Temizlikçi kadın bir çingeneden tuhaf bir eşya satın aldı. Eve geldiğinde beklenmedik bir sürprizle karşılaştı…
Şehrin kalbinde, genellikle hareketli ve gürültülü olan o gün, tuhaf bir sessizlik hüküm sürüyordu. Ne rüzgâr yaprakları hışırdatıyor, ne de kuşlar cıvıldıyordu — sanki şehir nefesini tutmuştu.
Yalnızca genç anne Elif’in adımları bu ağır sessizliği deliyor, ıssız sokaklarda yankılanıyordu. Önünde, tekerlekli bebek arabasında, uyuyan oğlu — narin, soluk, ama bir o kadar değerli Emir — vardı. Her adımı zor atıyordu, yorgunluktan değil, yüreğindeki ağırlıktan. Başka seçenekleri yoktu — çocuğun hayatta kalması için gereken ilaç eczanedeydi ve Elif yangına koşar gibi hızla oraya gitmeliydi.
Tedavi için biriken para duman olup uçmuştu. Çocuk yardımı, kocası Cemal’in maaşı — hepsi hastane faturalarına gidiyordu. Ama yine de yetmiyordu. Üç ay önce doktorlar, kan donduran bir teşhis koymuştu: nadir görülen, acil yurtdışı tedavi gerektiren bir hastalık. Ameliyat olmazsa, Emir ömür boyu engelli kalabilirdi. Cemal, hiç düşünmeden, uzak bir şehre çalışmaya gitmiş, karısını çocuğunun hayatı için savaşırken yalnız bırakmıştı.
Sonunda, Elif parkın kenarındaki küçük bir büfede durdu. Susuzluk onu yakıyordu. Eve daha iki kilometre vardı ve gücü tükenmek üzereydi.
“Beni bekle, yavrum, hemen geliyorum,” diye fısıldadı, uyuyan çocuğun alnına dokunarak. Suyu alıp bir dakika sonra döndüğünde dünya başına yıkıldı. Bebek arabası yerindeydi ama içi… bomboştu. Emir yoktu.
Yüreği sanki yerinden sökülmüştü. Çığlık attı, su şişesini yere fırlattı — cam paramparça oldu, tıpkı umutları gibi. Koştu, etrafa baktı, bankların altına baktı, oğlunu çağırdı, ama cevap veren yoktu. Neredeydi?
Eğer bir saniye önce arkasına dönseydi, onu görecekti — kestane ağaçlarının altından bakan, keskin bakışlı, rengârenk bir başörtüsü takan yaşlı çingene kadın. Elif su alırken, Zemzem, bir gölge gibi sessizce bebek arabasına yaklaşmış, uyuyan çocuğu kaptığı gibi az önce duran otobüse binmiş ve hemen uzaklaşmıştı.
Gözyaşları sel oldu. Titrek elleriyle 155’i, sonra da kocasını aradı.
“Cemal… Cemal, Emir’i kaybettim!” diye hıçkırdı, “Sadece bir dakika… Sadece bir saniye ayrıldım! Geri geldiğimde yoktu!”
Bu sırada, şehirden yüzlerce kilometre uzakta, paslı bir “Şahin”in içinde, Zemzem zafer kazanmışçasına gülümsüyordu.
“Bak, Kâmil, bugün ne av yakaladım!” diyerek battaniyeye sarılı Emir’i gösterdi.
Oğlu Kâmil, çocuğa baktı ve kaşlarını çattı:
“Anne, sen tamamen kafayı mı yedin? Ya kameralar? Ya polis ararsa?”
“Bu ıssızlıkta ne kamerası?” diye alay etti Zemzem. “Ağaçlar, çalılar… kimse görmedi bile.”
Zemzem, Emir’i sevmiyordu. Onun için bir gelecek hayal etmiyordu. Sadece — bir karga gibi parlak bir şey görünce dayanamazdı. Onun için Emir, acındırıp para kazanılacak bir araçtan ibaretti.
“Ne yaparsan yap,” diye mırıldandı Kâmil, gaza basarak. Araba hızla uzaklaşırken, Emir’i merhametin olmadığı bir dünyaya götürüyordu.
Çocuğun götürüldüğü ev, çingene mahallesinin kenarında terk edilmiş bir kulübeyi andırıyordu. Onları, Zemzem’in gelini Züleyha karşıladı — yorgun bakışlı, ağır bir yük taşıyan genç bir kadın. O, bu işlere inanmıyordu, pazarda ikinci el eşya satarak geçiniyordu.
“Bu da ne?” diye fısıldadı, çocuğa bakarak.
“İşte sana bir hediye,” diye gülümsedi Zemzem. “Yarın onu alıp cami kapısında dilenirsin.”
“Ya polis sorarsa? Ya kimliğini isterlerse?”
“Evde doğdum, hastaneye gitmedim dersin,” diye karıştı kayınpederi, köz gibi yanan gözlerle. “Kimlik yok, hepsi bu.”
Kocası Şahin ise omuz silkti. Umurunda bile değildi. Yeter ki başları belaya girmesin.
Şehirde ise Elif ve Cemal çıldırıyordu. Her yeri aradılar, yüzlerce kayıp ilanı astılar, herkesten yardım istediler. Ama Emir, sanki yok olmuştu.
Zemzem ise gelecek kazançları hayal ediyordu. Bilmiyordu ki Emir, belki de bir hafta bile yaşayamazdı.
Ama Züleyha — korkmasına rağmen — gerçeği görüyordu. Çocuğun hırıltılı nefes aldığını, her gün biraz daha solduğunu fark etti. Sonunda, gizlice tanıdık bir doktora götürdü.
“Son günlerini yaşıyor,” dedi doktor. “Acil ameliyat olmazsa kurtulamaz.”
Bu, Züleyha için son damlaydı. Masum bir çocuğun ölümünü seyredemezdi.
İşte o zaman kader onu eski aşkı Levent’le karşılaştırdı. Bir zamanlar birlikte olmayı hayal etmişlerdi ama hayat onları ayırmıştı. Şimdi, yeniden buluşunca anladılar — bu bir şanstı.
Gizlice buluşmaya başladılar. Kaçmayı, Emir’i bir kapı önüne bırakıp Zemzem’den kurtulmayı planlıyorlardı.
Ama yaşlı çingene her şeyi duydu.
Öfkeden deliye döndü. Oğlunu uyandırdı.
“Şahin! Karın sevgilisiyle kaçıp bizim ‘işimizi’ batırmak istiyor!”
OO gece Şahin Levent’i yakalayıp dövdü, ancak Züleyha sonunda cesaretini toplayıp polisi aradı ve küçük Emir ailesine kavuştu, böylece her şey yoluna girdi.




