Güçlüyüz
Gözyaşları dinip, kaybın acısına dayanacak güç kalmadığında, kendini yaşamaya zorlamalısın. Ne pahasına olursa olsun yaşamalı, etrafındaki insanlara iyilik ve mutluluk vermelisin. En önemlisi de, birileri için değerli olduğunu bilmelisin.
Cem ile eşi Aylin, hastane odasında biricik oğulları Onur’un başında ağlıyorlardı. On üç yaşındaki Onur’u bir araba çarpmıştı. Akıllı, iyi yürekli bu çocuk, ailesinin göz bebeğiydi.
“Doktor, lütfen söyleyin, Onur’umuz yaşayacak mı?” diye sordu Aylin, umutla doktorun gözlerine bakarken. Doktor ise bakışlarını kaçırıyor, kesin bir şey söyleyemiyordu.
“Elimizden geleni yapıyoruz,” dedi, başka bir şey demeden.
Cem ile Aylin zengin değillerdi ama oğulları yaşasın diye her şeyi yapmaya hazırdılar. Ne para ne de sevgileri Onur’u kurtaramadı. Oğulları komadaydı ve zamanı tükeniyordu.
Yan odada ise Yusuf yatıyordu. On dört yaşındaki bu yetim çocuk, hayatın kendisine pek de adil davranmadığını biliyordu. Nefes almakta zorlanıyor, sık sık boğuluyor gibi oluyordu. Kalbi her an durabilirdi ve ona uygun bir donör kalp bulunması neredeyse imkânsızdı.
Yaşlı doktor her gelişinde, gözlerine bakmadan aynı şeyi söylüyordu:
“Her şey düzelecek Yusuf, senin için bir kalp bulacağız. Umudunu kaybetme.”
Ama Yusuf artık bunun bir teselli olduğunu anlamıştı. Ağlamıyordu.
“Zaman akıp gidiyor, hiçbir şey değişmiyor,” diye düşündü. “Kabullenmeliyim. Şu mavi gökyüzüne, yeşil çimene, güneşe son kez bakayım.”
Yetimhaneden gelen öğretmeni ve müdürü de onu teselli ediyor, gözlerine bakmadan konuşuyorlardı:
“Her şey yoluna girecek,” diyorlardı. O ise sadece başını sallıyor, anladığını söylemiyordu.
Bir gün, uyuyormuş gibi yaparken, öğretmenin doktorla konuştuğunu duydu:
“Yusuf’u kurtarabilirseniz lütfen yapın. Çok iyi bir çocuk. Donör bulmanın zor olduğunu biliyorum ama belki bir şans…”
Doktor iç geçirdi: “Benim elimde değil bu. Keşke yardım edebilsem.”
Yusuf zor nefes alıyordu. Gözlerini kapattı ve düşündü: “Ölürken acı çekmesem yeter…”
Yetimhaneden arkadaşı Mustafa gelip ağladığında ise ona o teselli veriyordu:
“Üzülme Mustafa, belki orada da hayat vardır. Bir gün yine görüşürüz, ama çok sonra.”
Yusuf, ölümü beklerken bir gün doktorun yanına geldiğini gördü. Bu sefer gözlerine bakarak konuşmuştu:
“Hazırlan Yusuf, ameliyata alıyoruz. Umarım her şey yolunda gider.”
Yusuf önce hiç umutlanmadı. Ne olduğunu bile anlamamıştı. O sırada doktorun odasında Onur’un ailesi büyük bir karar veriyordu.
Aylin feryat ediyordu: “Asla oğlumun kalbini vermem!”
Cem sessizdi, karar vermekte zorlanıyordu. Doktor ise ısrarla konuşuyordu:
“Onur’u kaybedeceğiz, biliyorsunuz. Ama bu kalp başka bir çocuğa hayat verebilir. Lütfen, zaman daralıyor.”
Sonunda Cem, gözleri dolu dolu doktora baktı: “Tamam. Oğlumun kalbi başka bir çocuğun göğsünde atsın.”
Ameliyattan sonra Yusuf gözlerini açtığında doktor gülümsüyordu:
“İşte, uyandın. Artık her şey yolunda.”
Doktorun gözlerine bakabiliyordu. Bu ona umut verdi.
Belki de gerçekten iyi olacaktı.
Onur’un ailesi hastaneden ayrılmamıştı. Doktor yanlarına gelip teşekkür etti:
“Ameliyat başarılı geçti. Yusuf’un göğsünde Onur’un kalbi atıyor.”
Aylin yeniden ağlamaya başladı. Cem ise sadece başını sallayabildi.
Zaman geçti, Yusuf iyileşiyordu. Ona kalp nakli yapıldığını öğrenmiş, Onur’un ailesiyle tanışmıştı. Hastanede sık sık ziyaretine geliyorlardı. Bir gün Cem ve Aylin ona bir teklifle geldi:
“Yusuf, seni evlat edinmek istiyoruz. Tabii sen de istersen.”
Yusuf şaşırmıştı. Yetimhaneye dönmek istemiyordu.
“Kabul ediyorum,” diye fısıldadı.
Aylin için bu kolay bir karar değildi. Başta reddetmişti ama Yusuf’un göğsünde oğlunun kalbinin attığını bilmek onu yumuşattı.
Yusuf ise yeni ailesine alışmaya çalışıyordu. Bir gün Onur’un odasına girdiler.
“Burası artık senin odan,” dedi Cem.
Yusuf masadaki tableti görünce izin isteyerek baktı.
“Al bakabilirsin,” dedi Cem.
Ama tam o sırada Aylin içeri girdi: “İzin almadan başkasının eşyasını almak doğru mu?”
Yusuf şaşırmıştı. Cem hemen araya girdi:
“Aylin, ben verdim izni.”
Aylin odayı terk ederken ağlıyordu.
Zamanla evde huzur yerleşti. Ama Yusuf, Aylin’in Onur’u özlediğini hissediyordu.
“Onur böyle yapardı. Onur daha iyiydi.”
Bir gün Aylin dayanamadı:
“Artık yeter! Onu görmek istemiyorum!” diyerek eşyalarını toplayıp annesine gitti.
O akşam Yusuf, Cem’e yaklaştı:
“Beni yetimhaneye götürün. Sizi üzüyorum.”
Cem ona baktı. Gözlerinde Onur’unki gibi bir iyilik vardı.
“Yusuf, biz güçlüyüz. Bunu aşacağız.”
İkisi birlikte yemek yapıp sohbet ediyorlardı. Ama Aylin’i özlüyorlErtesi gün Aylin’in doğum gününde, Yusuf elinde bir demet kır çiçeğiyle kapıyı çaldığında, “Anne,” diyerek ona sarıldı ve Aylin artık gözyaşlarının altında kaybolmuş acısından çok daha büyük bir sevgi buldu.




