Bir Çiftçinin Hikâyesi
Anadolu’nun küçük bir köyünde mütevazı bir çiftçi yaşardı. Ne zengindi, ne de fakir. Eski bir evi, birkaç hayvanı, tarlası vardı. İki ineği, üç keçisi, üç ördeği, bir düzine tavuğu ve sadık köpeği Karabaş’la iki kedisi onun ailesi gibiydi. Tarlasında mısır, patates eker, kısmetine ne çıkarsa… Hepsi geçinebilmek içindi.
Eski bir traktörü, tohum saçma aletleri vardı. Hayvanları onu çok severdi çünkü o da onlara ailesi gibi davranırdı. Onlarla konuşur, son lokmasını paylaşırdı. Hasta olanı evine alır, çocuğu gibi bakardı.
Diğer köylüler ona gülerdi: “Bunları kesip sat, para kazan, yeni aletler al. Hem bu kadar hayvanı beslemekten kurtulursun. Belki bir kadın da seni fark eder. Şimdi kim ister senin gibi birini?”
O ise gülümser, “Yapamam, onlar benim ailem,” derdi.
Pazar günleri köyün kahvesinde toplanır, okey oynar, çay içerlerdi. Çiftçi hiç katılmazdı. Ayakkabıları eskiydi, kendine güveni yoktu. Garson kız, Zeynep, ona hep bakar, dansa davet ederdi. Ama o kızarır, ayaklarını masanın altına çeker, “Affedersin, biraz başım dönüyor,” diye mırıldanırdı.
Zeynep sinirlenirdi: “Yalan söylüyor, tek bardak çay içti!”
Sonunda bir köylü açıkladı: “Evinde bir sürü hayvan besliyor, güçlükle geçiniyor. Hepimiz satmasını söyledik, ama dinlemiyor: ‘Onlar benim ailem,’ diyor.”
Birisi Zeynep’e sataşmaya kalkınca, köylü kız sert bir yumrukla onu devirdi. Herkes kahkahalara boğuldu. O günden sonra Zeynep, çiftçiye bedava köfte ekmek vermeye başladı. O ise utanır, reddederdi.
Aşk mıydı? Bilinmez. Ama çiftçi kendini bir yük gibi görüyordu.
Bir gün tarlada çalışırken kalbi sıkıştı. Yere yığıldı. Hayvanlar etrafına toplandı, bağırmaya başladılar. Karabaş, hepsini susturdu: “Sahibimizin kalbi duruyor! Yardım getirmeliyim!”
Kahveye koştu, ama kimse onu duymadı. Tam o sırada kapılar gürültüyle açıldı. İki inek, üç keçi, ördekler, tavuklar içeri doluştular. Herkes şaşkına döndü.
Karabaş bağırdı: “Sahibim ölüyor!”
Köylüler hemen arabalara atladı, çiftçiyi hastaneye yetiştirdiler. Zeynep, işini bırakıp onun evine yerleşti. Hayvanlara baktı, tarlayı ekti.
Bir ay sonra çiftçi taburcu olduğunda evini tanıyamadı. Zeynep, kendi evini satmış, çiftliği yenilemişti. Çiftçi şaşkınlıkla, “Benim bu parayı ödemem imkânsız,” dedi.
Zeynep gülümsedi: “Senin için yaptım.”
Hayvanlar etrafında toplandı, sevgiyle sürtündüler. Zeynep yavaşça, “Ben de katılabilir miyim?” diye sordu. Çiftçi onu kucakladı.
Evlendiler, büyük bir domuz çiftliği kurdular. Ama Zeynep, eşini oraya sokmuyordu: “Sen hepsini salarsın! Bankaya taksit ödememiz var!” diyordu.
Çiftçi gülümser, bahçedeki banka otururdu. Hayvanlar etrafında toplanır, o da onlara hikâyeler anlatırdı. Zeynep, uzaktan seyreder, bu mutluluğun hiç bitmemesi için dua ederdi.
Hikâyenin sonu mu? Belki de hepimiz aynı şeyi arıyoruz: sevgi.




