İşte kültüre uyarlanmış hikaye:
“Ya zaten kaderde varsa…”
“Zehra, ne kadar uğraşıyorsun öyle!” dedi Mert, nihayet evden çıktığında. Aynı sınıftaydılar. “Okula geç kalacağız.”
“Annem sıcak çay doldurdu, neredeyse dilim yanıyordu,” diye cevapladı Zehra. “Soğusun diye bekledim. Geç kalmayız, uzak değil ya!” diye gülümsedi.
Mert ve Zehra yan yana evlerde oturuyorlardı, arada bir çit vardı. Aileleri iyi anlaşıyordu, hatta bazen çocuklarını evlendirmeyi konuşuyorlardı, çünkü küçüklüklerinden beri arkadaştılar.
Mert, Ayşe ve Mehmet’in tek oğluydu. Annesi ona hayrandı. Ona göre dünyanın en zekisi, en yakışıklısı, en saygılısıydı, ve o da gerçekten öyle biri olmuştu. Zehra ise sessiz, sakin, ama elinden her iş gelen bir kızdı. Lisedeyken bile dikiş dikip yemek yapabiliyordu, annesinin yokluğunda evi çekip çeviriyordu.
“Bizim Mert’e Zehra’yı alalım gelsin,” diyordu Ayşe kocasına.
“Olur, evlenirlerse şu çiti de kaldırırız, tek evde yaşarız,” diye şakalaşıyordu Mehmet.
Köyde herkes Mert’le Zehra’nın evleneceğini düşünüyordu. Hep birlikteydiler çünkü. Mert, Zehra’yı seviyordu, ama aklını başından alacak kadar değil. Zehra ise komşusuna umutla bakıyordu.
Onuncu sınıftayken sınıflarına yeni bir kız geldi: Elif. Mert ona ilk görüşte aşık oldu. Koyu saçlı, çenesinde gamzesi olan, gözleri hüzün dolu bir kızdı.
Elif, annesi Gülşen’le şehirden köye taşınmıştı. Gözlerindeki hüzün, babasını kaybetmesinden geliyordu. Komşu çocuğunu nehirden kurtarmış, ama kendisi çıkamamıştı. Sonradan o an kalbi durduğunu söylediler.
Babasının ölümünden sonra, o komşu çocuğuna bakamıyordu. Aklından çıkmıyordu.
“Anne, babam öyle özledim ki bazen nefes alamıyorum,” diyordu. “O çocuğa bakamıyorum…”
Gülşen de aynı acıyı yaşıyordu. Şehir onlara her şeyi hatırlatıyordu. Kiraladığı evi bırakıp, köyde küçük bir ev buldu ve kızıyla birlikte bu acıdan uzaklaştı.
Zehra, Elif’le arkadaş oldu. Hikayesini öğrenince çok üzüldü. Mert’in Elif’e aşık olduğunu fark etti, ama ona veya Elif’e kin beslemedi.
Zaman geçti. Mert artık Elif’le birlikteydi, ama oğlunun bu iliş**”Ve köyde herkes, Mert ile Elif’in bu küçük evde mutlu bir yuva kurduğunu konuşurken, artık kimsenin araya giremeyeceği bu aşkın kader olduğunu anladılar.”**




