KIZ
Niye kızları tek başına salıyorlar, daha çocuk denecek yaşta, otostop yapıyorlar diye düşündü Levent, ellerini sallayan genç kızları görünce yavaşladı. Yıllardır komşu ilçeye gitmemişti, gereği yoktu. Zaten o taraf biraz ıssız, sanki yolun sonu gibi, ötesi dağlardı.
— Nereye gidiyorsunuz? diye sordu Gürbüz, camdan uzandı.
— Sarıyer’e kadar! dedi kızlar. 13-14 yaşlarında dar kot pantolonlu, tişörtlü, rüzgarlıklı, sarı saçlı ve masum bakışlıydılar.
— O kadar yakın değil ya. Neyse, yolumun üstü. Binebilirsiniz.
Kızlar oturur oturmaz, Levent onlara nasihat etmeye başladı; başkalarına akıl vermeyi severdi.
— Daha otostop yapacak kadar büyük değilsiniz. Beni tanımıyorsunuz, arabaya bindiniz işte.
— Amca, otobüs yok ki! İlçe merkezine gittik, oradan otostopla döndük. Buraya kadar geldik, şimdi yine otostopla.
— Yine de otobüs beklemeliydiniz, dedi Levent dönüp kızlardan birinin gözlerine baktı: masmavi, saf, herkese inanacak kadar iyi niyetli bakıyordu.
— Aileniz nerede, nasıl izin veriyor böyle?
— İlk kez böyle yapıyoruz. İyi biri olduğunuz belli zaten.
— Daha çocuksunuz, iyi miyim kötü müyüm nereden bileceksiniz? diye güldü Levent, çocukça övgüsünden hoşlanmıştı.
— Ama başkalarına binmeyin. Anladınız mı?
— Anladık.
Gürbüz, köy bir kilometre ötede görünürken onları yol kenarında bırakabilirdi. Ama koruyucu bir hisle içeri sapıverdi.
— Paramız az, diye çekindi kızlar. Burada bırakın, yürürüz.
— Lafı bile olmaz! Evinize kadar götüreceğim.
Elif’i ilk sokakta bıraktı, ama Ayşem neredeyse köy meydanında oturuyordu. Keşke Elif’in ailesini de görseydim diye geçirdi içinden Levent, bir daha tek başına salmasınlar diye.
— İşte evimiz, dedi Ayşe, heyecanla eliyle işaret etti. Gözleri parlıyordu, sanki birkaç saat değil, haftalardır görüşmemiş gibiydi.
— Size para getireyim.
— Para istemem, su getir. Ailen evde mi?
— Evde olmalılar. Sözü bitirmeden bahçe kapısı açıldı. Başörtülü, bahçe kıyafetli genç bir kadın arabaya yaklaştı.
— Bu ne demek? Niye otobüsle gelmedin? diye panikledi.
— Ben de diyorum, iki çocuk otostop yapıyor, çok riskli. Tek başına yola çıkarmayın, yakın olsa bile.
— İlçeye otobüsle gidip geliyoruz hep, diye savundu kadın.
— Teşekkür ede— Sözünü yarıda kesti. Şoför şapkasını çıkarmıştı, şimdi şüphe kalmamıştı: Gürbüz karşısındaydı. Bir zamanlar aynı köyde yaşamışlardı.
— Levent mi lan sen? diye başörtüsünü çekiştirdi, dikkatle baktı.
— Evet, Levent… Sen… Sen… Sibel Vural mısın? Tanıyamadım.
— Sen de delikanlı değilsin artık, saçlar dökülmeye başlamış, erken gibi.
Levent hafifçe utandı. — Kızın mı yani?
— Benim. Benim, dedi Sibel, kızına döndü:
— Git içeri Ayşem, yemek ocakta.
Kız merakla şoföre baktı ve uzaklaştı.
— Benim tabii, ben kızımdan vazgeçmedim, senin gibi.
Levent önce şaşırdı, yüzünden okunuyordu, sonra duraksadı.
— Yani öyle diyorsun, konuşmuştuk, ama sonrası bilinmiyor…
— Nasıl bilinmiyor? Sen zaten “Senin problemin” demiştin. Biz de taşındık, gerisini gün gösterecek dedik.
— Yine de beklenmedik oldu. Ben sadece otostopçuyum, kim bilebilirdi? Ayşe kaç yaşında?
— On dört. Sana ne kadar benzediğini görmedin mi?
Önceden pek bakmamıştım kime çekmiş diye, ama şimdi seni görünce— aynı gözler.
— Ne istiyorsun şimdi? diye arabaya binmeye hazırlandı Levent.
— Hiçbir şey, Levent. Eskiden de yalvarmadım sana, şimdi de bir şey istemeyeceğim. Zaten senden bir şeye ihtiyacımız yok. Sadece bilesin diye söyledim.
— O halde gidiyorum. Hızla arabasına bindi, motoru çalıştırdı ki Sibel aniden gelip cama vurdu.
— İsteksizce camı açtı. “Unuttum, kızımı getirdiğin için teşekkür etmek istedim,” dedi Sibel içtenlikle. “Demek yıllar sonra böyle karşılaşacaktık. Hayatta bir kez olur belki… Yine de sağ ol, sonuna kadar getirdin. Demek ki bir kere de olsa gerçek baba işe yarıyor.”
El sallayıp uzaklaştı.
Levent’in söyleyecek bir şeyi yoktu. Yola koyuldu. Bütün yol boyunca kendini suçladı. Söylentiler duymuştu, Sibel’in çocuğu tek başına büyüttüğünü biliyordu, ama umursamaz göründü. Mazereti hep aynıydı: “Her şey çok ani oldu.”
Kendi hayatını düşündü. Refah içinde yaşıyordu, eşi iş kadınıydı, iki dükkân işletiyor, o da yardım ediyordu. Ama kendi çocuğu yoktu. Eşinin ilk evliliğinden olan oğlunu büyütüyordu, bir de çocuk yapmayı eşi hiç gündeme getirmiyordu. Ona vakit yoktu. Derin bir iç çekti, Ayşe’nin gözlerini hatırladı—tıpkı onunkiler gibi.
Belki bir gün uğrarım diye düşündü, ama sonra Sibel’in bakışını hatırladı—geçmiş geri gelmezdi. Bir de eşini düşündü, evin tartışılmaz otoritesini. Ve tıpkı on dört yıl önceki gibi yine korktu.
—————————
— Bu kimdi? diye sordu Mehmet, bah— Bu kimdi? diye sordu Mehmet, bahçeden çıkarken yabancı arabayı fark etti.




