Veda Zamanı

Karanlık ve sessiz gece çekiliyordu, ayrılığın kaçınılmaz sonunu getirerek. Şafak yaklaşıyordu. Sevil, gece boyunca ölen kocası Mehmet’in tabutunun başında oturmuş, onunla geçirdiği yılları düşünüyordu. İkisi de yaşlanmıştı artık.

“Mehmet’im yetmiş altı yıl yaşadı,” diye geçirdi içinden, “hastalık olmasa daha da yaşardı.” Sevil, kocasından üç yaş küçüktü.

“İyi bir eş ve baba oldun Mehmet,” diye fısıldadı, artık aydınlanan odada onun yüzüne bakarak. Mum ışığında gece pek seçilemeyen çizgileri şimdi netti. “Sadıktın üstelik, önüne birçok fırsat çıktı… Ah, hayat ne çabuk geçiyor.”

Bütün gece anılar zihnini kurcaladı, sayfaları çevrilen bir kitap gibi, neşe ve hüzün dolu. Elli üç yıl uzun bir ömürdü, az şey değildi.

Mehmet artık ayağa kalkamayacağını anladığında, sürekli karısına şunları söylerdi:

“Sevil’im, Allah beni günahlarım yüzünden cezalandırıyor, yanlış yaşadım herhalde.” Ama Sevil onu teselli ederdi:

“Kendini yeme Mehmet, güzel bir hayat yaşadın. İçki içmedin, başkaları gibi ortalığı karıştırmadın, bizi ve kızımızı sevdin. Ne günahı?” Mehmet onu dinler, sakinleşirdi.

Artık tamamen aydınlanmıştı, mutfakta kızları Deniz çalışıyordu. Şehirden tek başına gelmişti. Kocası yoktu, yıllar önce boşanmışlardı. Kızı, Sevil’in torunu, yeni ikinci çocuğunu doğurduğu için gelememişti. Torun dedesiyle vedalaşamayacaktı. Neyse ki çocukken her yaz onlarda kalırdı.

Deniz, evin tek çocuğuydu. İki çocukları daha olmuş ama biri bir gün, diğeri bir hafta yaşayabilmişti. Sevil, kızı için nasıl titrerdi, nasıl korurdu. Ama Allah Deniz’e hayat vermişti.

Lise bitmeden Deniz kararını açıklamıştı:

“Canım anneciğim, babacığım, okul bitince şehre gidiyorum. Köyde yaşamak istemiyorum. Sizin tek çocuğunuzum, size yaşlılığınızda bakmalıyım ama şehir daha renkli.”

“Benim sakıncam yok,” diye atıldı hemen babası. Annesi ise başındaki yemeninin ucunu gözlerine götürdü.

“Ah kızım, biz sensiz ne yaparız?” diye ağlamaklı oldu, ama Mehmet sertçe baktı ona.

“Ne olacak anne, kızımız yolunu çizsin. Köyde iş mi var? İlerlesin.”

Sevil içten içe hak veriyordu ama kızını tek başına şehre göndermekten korkuyordu. Deniz gitti, meslek lisesinde eğitim gördü, satın almacı oldu. Sonra evlendi, bir daha da baba evine dönmedi.

Sevil ile Mehmet neredeyse tüm hayatlarını birlikte geçirdiler, köyde çalıştılar, kavgasız gürültüsüz yaşadılar. Yaşlanınca torunu yazları yanlarına alırlardı. Ama o büyüdü, yolu neredeyse unuttu. Onun kendi hayatı vardı, dedeyle nine de özlese.

“Torunumu harmana götürürdük, sonra dereye girip oynardı. Hatta gülümsedi Sevil, torunun dedesi onu suya bıraktığında nasıl çığlık attığını hatırlayarak. Yüzmeyi o öğretmişti ona…

“Anne, ne düşünüyorsun?” diye yaklaştı Deniz.

“Öyle işte, aklıma bir şey geldi. Otur yanıma, babayla sessizce vedalaşalım, komşular gelmeden. Köylüler gelecek, rahat vedalaşamayız. Mehmet’i severlerdi, kimseye kötülük etmez, yardım ederdi. Herkes gelir.”

Deniz annesinin yanına çömeldi, sarıldı ona.

“Çok şükür kızım, babana çok benziyorsun. Zamanla yüzü hafızamdan silinecek, ama sen gözümün önündesin… Tıpkı Mehmet’e benziyorsun,” diye sallanarak konuştu Sevil.

“Anne, siz babamla nasıl tanıştınız? Hiç konuşmadık bunu.”

“Şey Deniz’im, garip bir şekilde tanıştık. Beni bir gördü, yapıştı peşime, ömür boyu da bırakmadı…”

“Nasıl yani? Sen o zaman ne yapıyordun?”

“Köyde çiftlikte çalışıyordum, hep önde gelenlerden oldum. Beni ilçedeki bir toplantıya gönderdiler, orada belge verdiler, küçük bir kol saati hediye ettiler. Köyde hiç kızın saati yoktu, benim oldu, sevincimden uçtum. Gezdirdiler bizi, ilginçti, tüm ilçeden kadınlar gelmişti, erkekler de vardı ama azdı.”

Yemekte tanıştık Mehmet’le. Yan masadaydı ama gözünü benden alamadı, rahatsız oldum. Uzun boylu, yakışıklıydı, ama üstü başı dökülüyordu. Kirli, ütüsüzdü. Anladım ki kimse bakmıyor ona. Merak ettim. O zaman köyde delikanlı da pek yoktu, şehre gidiyorlardı, askere giden de köye dönmüyordu…

Sevil ağır bir iç çekti, o anı yeniden yaşıyor gibiydi. Masadan kalkıp çıkarken bir erkek sesi duydu:

“Beni de al yanına, adım Mehmet, senin adın ne?”

“Sevil,” diye sertçe cevap verdi. “Benim köyüm ıssız bir yer, sen şehirlisin. Buraya gelir misin gerçekten?” diye güldü.

“Giderim, bekârım ne olacak? Gelirim Sevil’im,” dedi ve hep öyle çağırdı onu.

Söz verdi, iyi bir eş olacağına. Gerçekten de onunla köye geldi. Sevil, Mehmet’i beğenmişti zaten. Köye varır varmaz ailesinin yanına gitti, dosdoğru:

“Merhaba, kızınızın elini istiyorum. Kusura bakmayın, bu kadar ani oldu ama ne malım mülküm var. Sevil’i çok beğendim. Söz, iyi ve ilgili bir eş olacağım.”

Ailesi şaşırdı.

“Deniz,O günden sonra Sevil, Mehmet’i beklemeye başladı, çünkü biliyordu ki o, tıpkı hayatlarının her anında olduğu gibi, bu kez de onu bulmak için gelecekti.

Rate article
Lifequest
Veda Zamanı