70’inde anladım ki en korkunç olan, boş bir daire değil, sana ihtiyaç duymayan kalabalık bir evdir.

Bugün günlüğüme yazıyorum. Hayatımın en zor ama en doğru kararını verdiğim gün.

“Düz ekmek almışsın yine,” diye çıkıştı gelinim Deniz, mutfakta poşetleri boşaltırken. “Mayasız istemiştim. Kaçıncı defa söylüyorum?”
Elimdeki ekmeği alıp inceleyerek döndürdü, sanki zehirli bir böcekti.

“Unuttum Deniz’ciğim, affet. Koşuşturmadan kafam allak bullak.”
“Sen hep koşuşturuyorsun, Neriman Teyze. Sonra biz yiyeceğiz bunu. Korkut’un alerjisi tutabilir.”
Ekmeği tezgâha öyle bir attı ki, çöpe atmamakla bana iyilik etmiş gibiydi.

Yutkundum. Torunum Korkut altı yaşında ve ömründe normal ekmeğe alerjisi olmadı.

Oğlum Murat odadan başını uzattı.
“Anne, mavi hırkamı gördün mü?”
“Gördüm yavrum. Çamaşırda, dün…”
“Niye yıkadın ki?” Sözümü bile kesmişti. “Bugün giyecektim onu! Anne ya!”
Öfkeyle çekip gitti. O “Anne ya!” sesi son zamanlarda yüzüme atılan bir tokattan daha acıtıyordu.

Salona doğru yürüdüm. Deniz telefonda arkadaşına anlatıyordu: “Kaynana yine iş çıkarıyor.” Kahkahalar kulaklarımı tırmalıyordu.

Odam, bu bir zamanlar sıcak evin tek güvenli köşesiydi. Şimdi bir arı kovanı gibi uğulduyor. Gürültü, kalabalık ve dayanılmaz bir yalnızlık.

Yatak kenarına çöktüm. Hep yalnız kalmaktan korkmuştum. Çocuklarım büyüyüp gidince bomboş odalarda kalacağımdan… Ne kadar aptalmışım.

Ellibeşime geldiğimde anladım: En korkuncu boş ev değil, içi seni istemeyen insanlarla dolu bir ev. Sen onlar için bedava bir hizmetçisin. Götür, getir, yıka, ama dedikleri gibi. Bir adım sağa, bir adım sola – hemen göze batıyorsun.

Akşam tekrar denedim. Murat bilgisayarında bir şeylerle uğraşıyordu.
“Murat, biraz konuşsak?”
“Anne, çalışıyorum, görmüyor musun?” Ekrana bakmaya devam etti.
“Yalnızca biraz…”
“Sonra, olur mu?”

“Sonra” asla gelmedi. Onların, Deniz’le Murat’ın bir hayatı, planları, sohbetleri vardı. Ben ise… fon.

Kapı çalındı. Korkut’tu.
“Anneanne, kitap oku,” dedi, elinde masal kitabıyla.
Kalbim sevinçle çarptı. İşte benim güneşim. Ona…

“Korkut!” Deniz aniden geldi. “Anneanne rahatsız olmasın dedim ya! Tabletime geç, programın başlıyor.”
Kitabı elinden aldı, götürdü.

Kapı kapandı. O an anladım: Artık fon olamazdım.

Kararımı yavaş yavaş verdim. Deniz’in çöpe attığı dolu bir tencere dolusu etli bulgur pilavı (“Çok yağlı, diyetteyiz”) son damlaydı.

Cumartesi sabahı, herkes uyurken, tavan arasından kocamın eşyalarını indirdim. Kitaplar, aletler, fotoğraflar… Oturma odasına yaydım. Onun için bir köşe yapacaktım.

Deniz geldi, yüzünde tiksintiyle durdu.
“Bu da ne şimdi?”
“Günaydın Deniz. Eşyalarını düzenliyorum.”
“Bunu odanda yapamaz mısın? Misafirler gelecek bugün!”
“Bu benim de oturma odam,” dedim sakin ama kararlı. “Ve bu eşyalar kayınbabanın. Murat’ın babasının.”

Murat da geldi.
“Anne, ne yapıyorsun? Kocaman bir portre mi asacaksın?”
“Burası benim evim, Murat.”
“Ah, yine başladı! Biz burayı yeniledik. Deniz ayna bakıyordu bu duvara.”

Bir ayna. Moda. Kocasının hatırasından daha önemli.

Akşam “büyük konuşma” yapıldı. Ciddi yüzlerle karşımda oturdular.
“Anne, bu ev hepimize büyük,” dedi Murat yumuşak sesle. “Krediler, faturalar… Yalnız kalmasan iyi olur. Sana bir apartman dairesi bakalım.”

“Benim evimi mi satacaksınız?”
“Bizim evimiz,” diye düzeltti Deniz. “Bütün emek bizim. Yoksa ömrümüz senin uğruna mı geçsin?”

Ayağa kalktım.
“Hayır. Bu ev satılık değil.”

Murat’ın gözlerindeki öfkeyi gördüm. Maskeler düşmüştü.

İki gün sonra, onlara iki uçak bileti verdim.
“Bu ne?” dedi Murat şaşkınlıkla.
“Tatil için değil. Gidiyorsunuz. Kendi hayatınızı kuracaksınız.”
“Bizi kovuyorsun!” diye bağırdı Deniz.
“Hayır. Ben kendime yer açıyorum.”

Bir hafta sonra gittiler. Korkut ağladı. “Gelirsin,” dedim ona. Kapı kapandı. Ev sessizdi.

Kocamın portresini Deniz’in ayna asmak istediği duvara çaktım. Genç, gülümsüyordu.

Bir ay sonra Murat aradı.
“Anne, Deniz hasta! Acil para lazım!”
“Ne kadar?”
Bir daire parası.

“Bakalım,” dedim. Sonra eski bir dostuma sordum.
“Deniz mi? Dün AVM’de gördüm. Kürk alıyordu, yeni ev için!”

Telefon tekrar çaldı.
“Karar verdin mi?”
“Evet. Para yok.”
“Deniz ölecek!”
“Kürküyle gömülür,” dedim ve kapattım.

Şimdi ev bomboş. Ama yalnız değilim. Kendimle baş başayım.

Öğrendim ki, en korkuncu boş ev değil, sana ihtiyacı olmayanlarla dolu bir ev. Ve en büyük ders, bunu zamanında anlamak.

Rate article
Lifequest
70’inde anladım ki en korkunç olan, boş bir daire değil, sana ihtiyaç duymayan kalabalık bir evdir.