**Yabancı Koca**
– Ayşegül, kusura bakma, gitmem gerekiyor.
– Karın mı aradı? Tabii, git. Alıştım artık.
Ayşegül, Serkan’ı karısına her bırakışında içi burkuluyordu. Keşke bir gece kalsa diye düşünürdü. Beraber bir kafeye gider, sonra sıcak bir battaniyeye sarılıp film izlerlerdi. O da mis gibi Türk kahvesi pişirirdi…
Ama bunlar sadece hayaldi. Serkan hiçbir zaman evli olduğunu, bir oğlu bulunduğunu saklamamıştı. Karısını sevmiyor, sadece oğlu için onunla yaşıyordu. Oğlu liseyi bitirince ayrılıp Ayşegül’e geleceğine söz vermişti.
Ayşegül, karısını hiç umursamıyordu. Niye başka bir kadının mutluluğunu düşünsündü ki? Aile vardı, adam sevmiyor artık – bu belli zaten, ne diye zorla tutsunlar ki? Serkan iyi bir babaydı, oğlunu üzmek istemiyordu.
Sabredecekti. İki yıl sonra oğlu üniversiteye gidecek, işte o zaman… Battaniye, filmler, aile mutluluğu hepsi olacaktı. Ayşegül, kendi gibi bir kız çocuğu hayal ediyordu.
İki yıl çabuk geçti. Serkan’ın sözünü tutmasını bekledi, ama her seferinde bir bahane çıkıyordu.
– Anlıyor musun, Hande’nin annesi ağır hasta, eve aldık. Şimdi olmaz, sen de anla…
Ayşegül iç çekip başını sallıyordu. Daha ne kadar bekleyecekti? Emekliliğine kadar mı?
Adet gecikmesi. Aksilik mi ne? Test aldı. İki çizgi. Belki de hayırdır… Doktora gidip emin olmalıydı.
Kadın doğum polikliniğinde, koridorun sonunda sırasını beklerken kapı açıldı. Doktordan iri göbekli hamile bir kadın çıktı. Koluna giren adam ise Serkan’dı. Olamazdı bu! Ne işi vardı burada?
Sokağa çıktılar, Serkan onu görmedi. Ayşegül içeri girdi.
– Kızım, iyi misin? Çok solgunsun.
– Evet, iyiyim sanırım. Kontrol olmak istiyorum.
Doktor hamile olduğunu doğrulayıp tebrik etti.
– Yaşın da geçiyor, 35’te ilk çocuk biraz geç tabii. Ama olsun. Az önce bir hanım vardı, 40 yaşında, oğlu üniversiteyi bitirmek üzere, kocasıyla beraber kız çocuk yapmaya karar vermişler. Sağlam aile, ne diye yapmasınlar ki?
Ayşegül acı bir tebessümle sustu. Kafası allak bullak olmuştu. Niye yalan söylemişti ki? “Sevmediği karısına” çocuk mu yapmıştı şimdi? Bunu ne zamana kadar saklayacaktı? Şimdi ne yapacaktı?
– Ceylancığım, bugün gelemiyorum, affetsen…
– Tabii, ben de meşgulüm zaten.
– Neyle?
– Marina’yla kulübe gidiyorum. Evde oturmaktan sıkıldım artık.
– Hangi kulüp, kaç yaşındasın sen? Hiç hoşuma gitmedi bu fikir…
– Ailem yok benim, istediğimi yaparım. Sen yabancı bir erkeksin, bana karışamazsın.
Ayşegül telefonu kapattı. Bak sen, kulübe gitmesi yasak! Sadık bir köpek gibi oturup efendisini mi beklesin? O ise çocuk yapsın, büyütsün, arada bir de “yeni hisler” için ona uğrasın. Ta ki sıkılana kadar.
Şimdi anlamıştı ne kadar aşağılık bir rolde olduğunu. Her şeyin en iyisi karısına ve oğluna, oysa Ayşegül sadece yedek pistti. Yaşı ilerliyordu, çocuk yapması gerekiyordu, umurunda bile değildi. Ama artık onun da kendi çocuğu olacaktı.
Serkan, haber vermeden geldi. Ağlıyordu. Doğum sırasında kızlarının öldüğünü, her şeyin yolunda gittiğini sanırken aniden kaybettiklerini anlattı. Karısı kederden aklını yitirmişti, ne yapacağını bilemiyordu.
– Ne mi yapacaksın? Karının yanında olacaksın, Serkan. Bu ikinizin de acısı. Niye bana yalan söyledin ki? Eşinle her şey yolundayken bana niye geldin?
– Bu, Allah’ın bana cezası… Senin yüzünden kızımı aldı.
– Saçmalama. Her şeyin suçlusu sensin. Karına yalan söyledin, bana söyledin, kendine… Şimdi biraz erkek ol da, karının yanına git.
– Anlamıyor musun, ikinizi de seviyorum. Ayrı ayrı… Tek biriyle olamam.
– Tamam Serkan, git artık. Bir daha gelme.
Kapıyı kapayıp hıçkıra hıçkıra ağladı. Kendine acıyordu, kızını kaybeden Hande’ye de… Yakında o da anne olacaktı, bu acıyı tahayyül edemiyordu.
Serkan defalarca aradı, sarhoş halde kapıya geldi, ama Ayşegül kovdu onu. Oğlu olduğunu hiç öğrenemedi. Ayşegül, doğan oğluna kendi soyadını verdi, baba hanesine çizgi çekti. Alp, tıpkı babası gibiydi… Yabancı bir kocanın oğlu.
İstatistiklere göre, evli erkeklerin %10’u sevgililerine kaçıyor. Yarısı da sonra eşlerine geri dönüyor. Kaç kadın, “Boşanıp seninle evleneceğim” diyen adamı sonsuza kadar beklemişti kim bilir…
**Bugün anladım ki:** Bir kadın, kendini asla bir erkeğin “belki”lerine emanet etmemeli. Beklemek, yalnızca zamanını çalar; mutluluğunu değil.




