“Ah, Keşke Benim Olsa…”
“Kızlar, cumartesi bana gelin, biraz içelim, sohbet edelim,” dedi neşeyle Derya, iş arkadaşları Ayşegül ve Elif’e. İkisi de gülerek başlarını salladı.
“Ben iyi bir şişe şarap getiririm,” diye söz verdi Ayşegül, şarap konusunda uzmandı.
“Ben de bir şeyler pişiririm,” ekledi Elif, herkes onun harika yemek yaptığını bilirdi.
“Derya, neden senin evin? Belki de bir kafeye gitsek?” diye sordu Ayşegül.
“Kafede hep aynı şeyler oluyor. Evde daha rahat eğleniriz, istediğimiz gibi dans ederiz. Kafede herkes bizi izliyor gibi hissediyorum,” diye açıkladı Derya.
“Haklısın,” dedi Elif. “Evde rahat eğleniriz.” Hepsi güldü.
Kırk yaşlarındaki bu üç kadın, yıllardır aynı ofiste çalışıyor ve yakın arkadaş olmuşlardı. Hepsinin ortak bir noktası vardı: hiçbiri evli değildi. Derya on yıl önce boşanmıştı. Ayşegül hiç evlenmemiş, ama bir kızı vardı, şimdi kendi hayatını yaşıyordu. Elif ise evlenmişti, ancak kocası, oğlu üç yaşındayken onları terk etmişti.
O günden beri Elif ara sıra erkeklerle görüşüyordu. Derya da bir ara evlenmek üzereydi, ama adam aniden açıklama yapmadan Almanya’ya başka bir kadınla gitmişti.
“Gitsin, bana ne!” demişti Derya, tabii içten içe üzülmüştü, çünkü o kadının yeri kendisi olmalıydı.
Ayşegül, güzel ve enerjik bir kadındı, erkeklerle sık sık görüşürdü ama hiç ciddi bir adım atmamıştı. Ofise yakın bir yerde yaşıyor, arabasıyla gezerdi.
Elif, pek güzel sayılmazdı ama bir çekiciliği vardı. Derya ve Ayşegül, arkasından ona “sıradan” derlerdi.
Cuma akşamı işten çıkarken Derya tekrar hatırlattı:
“Yarın cumartesi, plan aynen geçerli…”
“Tabii!” dedi neşeyle Ayşegül, ama Elif bir şey demedi.
Derya ertesi gün evini temizledi, alışverişe çıktı. En sevdiği çikolatalı kurabiyeleri aldı.
Ayşegül ve Elif birlikte geldiler. Masaya oturup şarap içmeye başladılar, ama Elif sadece bir yudum aldı.
“Ne oldu, içmiyor musun?” diye sordu Ayşegül.
“Kusura bakmayın kızlar, bugün Burak’la buluşmam var,” dedi mahcup bir şekilde.
“Burak mı?” İkisi de şaşırmıştı.
“Evet, neden?”
“Hiç, sadece söylemiştin bir erkekle tanıştığını, ama devamını…” dedi Derya.
“Dün akşam aradı, buluşmak istedi,” diye açıkladı Elif.
“O zaman neden geldin? Arayabilirdin,” dedi Ayşegül.
“Ona sizinle buluşacağımızı söyledim. Derya, kusura bakma ama ona senin adresini verdim, beni almaya gelecek,” dedi Elif, suçlu bir ifadeyle bakarak.
“Önemli değil, tanışırız bakalım bu adam nasıl biriymiş,” diye güldü Derya.
Derya kurabiyelerini yerken, Elif’in saçlarını ütülemesini şaşkınlıkla izliyordu. Ayşegül de sessizdi.
“Derya, saç spreyin var mı? Evden unutmuşum.”
“Banyoda var.”
Derya ve Ayşegül, Elif’in bu ilişkisinin uzun sürmeyeceğinden emindiler. Elif hep böyleydi, önce aşık olur, sonra hayal kırıklığına uğrardı.
“Kızlar, saçım nasıl? Çok heyecanlıyım…”
“İyi,” dediler aynı anda. “Bu kadar telaşlanacak ne var? Sanki Burak çok yakışıklı,” diye ekledi Ayşegül.
Elif gülümsedi, bir şey demeden makyajını tazelemek için banyoya gitti.
“Nasıl birini buldu anlamadım. Kendisi çok sade, kırk altı yaşında hâlâ utangaç,” dedi Ayşegül. “Burak da öyle biridir herhalde…”
Tam o sırada kapı çaldı. Derya heyecanla kalktı:
“İşte şimdi göreceğiz!”
“Merhaba,” dedi sıcak bir erkek sesi. Elinde üç demet çiçek vardı. Kadınlar şaşkınlık içinde kaldı.
Elli yaşlarında, uzun boylu, koyu saçlı, hafif beyazlamış şakakları olan yakışıklı bir adamdı. Elif’e baktı:
“Hazır mısın?” Sonra Derya ve Ayşegül’e döndü: “Bunlar sizin için.”
Derya’nın gözleri faltaşı gibi açılmıştı. Ayşegül de donup kalmıştı.
“Burak,” diye tanıttı kendini.
Ayşegül, Derya’yı iterek onu içeri davet etti:
“Buyrun, biraz oturup sohbet edelim isterseniz?”
“Teşekkürler, başka zaman belki,” diye nazikçe reddetti.
Derya içinden, “Ayşegül yapıştı yine adama,” diye geçirdi.
“Burak, meyve suyu ister misiniz?” diye sordu.
“Olur.”
Derya bir bardak portakal suyu uzattı. Burak yarısını içip bıraktı. Elif yanına geldi, omzuna dokundu:
“Haydi gidelim mi?”
Elif başını salladı, ikisi de çıktı.
Kapı kapanır kapanmaz, Derya ve Ayşegül birbirlerine baktı. İlk Ayşegül konuştu:
“Derya, Burak gibi bir adam Elif’e nasıl aşık olur? Onu kısa sürede bırakır, eminim.”
“Ayşegül, bu adam gerçekten farklı. Benim hayalimdeki erkek…” diye mırıldandı Derya. “Acaba Elif onu nereden buldu?”
“Boş ver, bir kere yatar ve biter.”
“Yine de Elif’i üzecek, yazık.”
“Üzülecek bir şey yok. O şimdi eğleniyor, biz ise buradayız. Hadi içelim… kendimize!”
O günden sonra Elif her sabah işe mutlu ve neşeli geldi. Gözleri parlıyordu.
“Merhaba kızlar!”
“Yine Burak mı bıraktıBir gün Derya, Burak’ın Elif’e evlenme teklif ettiğini öğrendiğinde, içindeki burukluğu saklayamayarak kendine söylendi: “Ah, keşke benim olsa…”




