Kubbede Yalan Söyleyemez

Okulda Emre pek uslu bir çocuk değildi ama dersleri mükemmeldi. Öğretmenleri onu başarılarından dolayı övse de davranışları yüzünden sık sık azarlarlardı. Yakışıklı bir delikanlıydı, kızlar ona yapışır, o da bundan faydalanıp sık sık kız değiştirirdi.

Aslı ile aynı sınıftaydılar ilkokuldan beri. Altıncı sınıfta bir gün Aslı birden kendisinin çok kilolu olduğunu fark etti. Üstelik ona hep “topik” diye laf atıyorlardı. Alışmıştı bu sözlere ama yaş büyüdükçe daha çok inciniyordu. Hele ki kızlar teneffüslerde erkeklerden bahsedip, kimin kime ne dediğini, kimin kimin saçını çektiğini fısıldaşırken…

Aslı’nın saçını çeken olmuyordu. Erkekler ona bir şey demiyor, sadece alışkanlıkla o sevmediği lakabı takıyorlardı. Eve gidince ağlıyordu içi acıyarak:

“Anne, neden ben böyle şişmanım? Sınıfta neden bir tek ben böyleyim?” diye gözyaşları içinde sorardı.

“Kızım, üzülme böyle. Büyüyünce değişirsin, şimdi daha çocuksun,” diye teselli etmeye çalışıyordu annesi ama o da kızının gerçekten çok kilolu olduğunu biliyordu.

En çok Emre eziyet ediyordu Aslı’ya. Lisede güzeller güzeli Zeynep’le beraberken, Zeynep Aslı’yla alay ettiğinde hep onu destekliyordu. Belki de Zeynep’e yaranmaya çalışıyordu. İkisi birlikte Aslı’ya zulmediyor, o ise sessizce katlanıyor, sadece tombul yanaklarından yaşlar süzülüyordu.

Zaman geçti, lise bitti. Sınıf arkadaşları farklı üniversitelere dağıldı. Emre inşaat mühendisliğinde, Zeynep meslek yüksekokulunda, Aslı ise teknik üniversitede okumaya başladı. Liseden sonra bir daha hiç karşılaşmadılar.

Emre, parkın sonundaki gölden dönüyordu arkadaşlarıyla. Yeni aldıkları ikramiyeyi kutlamışlardı, hepsi neşeli ve gürültülüydü. Birden göle doğru yalnız başına duran, ördeklere yem atan bir kız fark etti. Kız da ona baktığında Emre gözlerinde kayboldu. Mavi, sıcak, büyüleyici gözleri vardı. Hemen grubundan ayrılıp yanına gitti, elini uzatarak:

“Emre. Adınız nedir, güzel yabancı? Biraz dolaşalım mı? Belki de hemen evlenelim? İşte kartım,” dedi şakayla. Kız tereddüt etti, ona garip bir bakış attı ama kartı aldı. Kaşlarını çatarak arkasını dönüp uzaklaşmaya başladı.

Emre peşinden koştu:

“Üzgünüm, eğer sizi incittimse affedin. Arkadaşlarla biraz fazla kaçırdık. Belki hatamı telafi edebilirim? Beni ararsanız çok sevinirim.”

Ertesi gün telefonuna kilitlenmiş bekliyordu Emre. Öğleden sonra bir mesaj geldi – Aslı! – Sevincinden havalara uçtu.

Teşekkür edip akşam buluşma teklif etti. İş çıkışı elinde çiçeklerle beklerken gelmeyeceğinden korkuyordu. Sonunda onu görünce yüzü güldü. Aslı da gülümsüyordu. Harika bir buluşma oldu.

Gün geçtikçe Aslı’nın iyi özelliklerini keşfediyordu. Nazik, kültürlü, örgü ören, spor yapan bir kızdı. Sık sık tenis oynardı. Yirmi sekiz yaşına kadar pek çok kadın tanımıştı ama şimdi ciddi şekilde aşık olmuştu. Daha önce iki yıllık bir beraberlik yaşamış ama yürümemişti. Evliliğe hazır olmadığını anlamıştı.

“Ama bu farklı. Aslı sıra dışı biri,” diye düşünüyordu. “O da yirmi sekiz yaşında ama yirmi dört gibi duruyor.”

Aslı’nın her şeyini seviyordu, sadece dindar olması biraz tuhafına gidiyordu. Ayda iki kez camiye giderdi. Bunu sormaya çekiniyordu bir türlü.

“Belki psikolojik sebepleri vardır. Belki geçmişten gelen bir şey. Sosyal medya hesapları kapalı. Çok tanıdığı var ama beni bazılarıyla tanıştırıyor. Neden beraber fotoğraf çektirmek istemiyor acaba? Aşırı utangaçlık mı?” diye düşünüyordu.

Sonra bunun normal olduğuna karar verdi. Zamanla Aslı güvenip açılacaktı. Onunla tanışma fırsatı bulduğu için şükrediyordu.

Altı ay sonra beraber yaşamayı teklif ettiğinde Aslı:

“Üzgünüm Emre, sanırım erken. Zaten ilişkimiz hızlı ilerliyor. Üstelik biliyorsun, dindarım. Evlenmeden beraber yaşayamam. Ben böyleyim işte,” dedi.

Emre kırılmadı, bilakis kadınsı bir bilgelik gördü bu sözlerde. Aslı’nın diğerlerinden farklı olduğu bir kez daha kanıtlanmıştı.

Bir gün projeleri bittikten sonra Emre Aslı’yı şehir dışına davet etti.

“Hadi gidelim,” diye sevinçle kabul etti Aslı. “Arabayla üç saat sürer mi?”

“En az dört. Asla hızlı gitmem,” dedi Emre.

Yol boyunca sohbet edip durdular, zaman su gibi aktı. Bir kafede otururken Emre aniden:

“Benimle evlenir misin Aslı? Hemen bir kuyumcu bulup yüzük alalım,” dedi.

Aslı kaşlarını çattı, düşündü ve:

“Dindar olduğumu söylemiştim. Sen hiç camiye gitmiyorsun. Böyle önemli kararlar için önce tövbe etmeli, sonra ailemden istemelisin. Bu benim için önemli Emre,” dedi.

“Ama aileni tanıştırmak istemiyordun,” diyecekken camiinin kubbelerini gördü. “Hadi gel,” diyerek Aslı’nın elinden tuttu.

Cami kapısında:

“Şimdi tövbe edip imamla konuşacağım,” dedi.

Aslı’nın itirazına fırsat kalmadan içeri girdiler. İmam tam da mihraptaydı. Emre yaklaşıp Aslı’ya söz hakkıEmre, cami avlusunda tek başına otururken, kalbindeki pişmanlıkla bir kez daha Aslı’nın gözlerindeki o derin maviyi hatırladı ve iç geçirerek “Keşke zamanı geri alabilseydim” diye mırıldandı.

Rate article
Lifequest
Kubbede Yalan Söyleyemez