**Günlük, 1 Ocak**
Artık eminim: genç yaşta boşanıp hayatını tek başına sürdüren kadınlar çok daha mutlu. Bunu, kendi hayat tecrübemle söylüyorum.
“Belki bazıları katılmaz,” diye ekledim arkadaşım Ayşe’ye, “ama ben böyle düşünüyorum.”
Ayşe duraksadı: “Herkesin kaderi farklı. Hepimiz için konuşamayız. Kimi ilk evliliğinde mutsuzken, ikincisinde huzur buluyor. Kimi üçüncüde…”
“Söylediklerine karşı çıkmam,” dedim sertçe. “Ama benim durumuma bakarsan… Bütün duygularımı çiğnedi. Şimdi kimseye güvenemiyorum.”
Yeni yılı, oğlum Deniz, eşim Emre ve aynı apartmanda yaşayan kaynanamla birlikte kutladık. Her şey iyiydi. Yemekler hazırdı, kaynanam da yardım etmişti. Sabah geç uyandık; gece havai fişekler, patlamalar yüzünden uyuyamamıştık. Kaynanam erken çekilmişti.
Ama yeni yıl bana acı bir sürprizle başladı. Öğleden sonra Emre sessizce evden çıktı. Arabasına atlayıp gitti. Kimseye bir şey söylemeden…
Gece oldu, uyuyamadım. Aklıma kötü şeyler geldi.
“Ya kaza yaptıysa?”
Telefonu kapalıydı. Sabaha kadar bekledim. Sonunda bir mesaj geldi: **”Beni arama, ayrılıyorum.”**
Ellerim titredi. Hemen kaynanama göstermeli miydim? Ama belki de onunla işbirliği yapıyordu? Kararsızlıkla kapısını çaldım.
“Oğlunun mesajına bak,” dedim öfkeli bir sesle.
“Canım, bu nasıl olur? Hiçbir şey hissettirmeden mi gitti? Sen fark etmedin mi?” şaşırdı kaynanam.
“Sizin aranızda bir şeyler var mıydı?” diye sordum kuşkuyla.
“Allah aşkına, Merve! Bilseydim aklını başına getirirdim!” Elleri titriyordu. “Ben hep seninleyim. O… şerefsizin teki!”
Emre’nin sağ olduğuna sevindim ama yine de yıkılmıştım. Neden dürüstçe söyleyemedi?
Sonra telefonu açtırdım. Bir kadın çıktı: “Kimsiniz?”
“Emre’nin eşiyim,” dedi. “Siz?”
Hemen rol yaptım: “Eşimin arkadaşıyım, onunla görüşmem lazım.” Adresini aldım.
Deniz uyanmıştı: “Anne, babam?”
“Gelmedi,” dedim, gözlerine bakmadan.
Ayşe’yi aradım: “Emre beni terk etti.”
“Ne? Şaka mı bu?”
“Maalesef değil. Başka bir kadınla yaşıyor.”
Eve gitmeye karar verdim. Otobüsle gittim. Kapı açıktı. İçeri girdim. Emre ve o kadın yemek yiyordu.
Emre beni görünce ayağa fırladı. Kadın sordu: “Bu kim?”
“Yasal eşiyim,” dedim. “Bizim bir oğlumuz var. Siz kimsiniz?”
Kadının yüzü kül gibi oldu.
Emre bağırdı: “Buraya ne işin var? Defol!”
Kadın bana baktı: “Bana senin iki yıl önce öldüğünü söyledi!”
Emre yalvaran gözlerle ona döndü: “Seni kaybetmekten korktum, Ayla.”
O an anladım. Beni gömmüştü. **Hem de diri diri.**
Güldüm: “Demek annemi de öldürdün? Çok şanslısın, ikimiz de sağlığız!”
Eve döndüm. Ayşe geldi. Anlattım.
“Vay namert!” dedi.
Boşanma davası açtım. Emre bana iyilik yapıyormuş gibi evi bıraktı. Araba onundu.
Kaynanama dedim ki: “Oğlun bizi öldürdü! Sanki ev için evlendim!”
Emre hastanede yattığında gece gündüz yanındaydım. Ama taburcu olduktan sonra Ayla’yla ilişkiye başlamış. **Beni öldürdüğünü söylemiş.**
Deniz’e açıkladım.
“Anne, üzülme,” dedi sarılarak. “Birlikte atlatırız.”
Şimdi ikimiz yalnızız. Kaynanam hâlâ yanımda. Ama Emre ne ona uğruyor ne de oğlunu arayıp soruyor. **Gerçekten öldürmüş gibi davranıyor.**
**İnsan gibi ayrılmak bu kadar mı zor?**




