Sonunda Geldi!

Sonunda

Elif, evlenirken yeni eşi Emre’nin kötü bir alışkanlığı olduğundan habersizdi. Kısa bir süre çıkmışlardı, Emre hemen evlenme teklif etmişti, üstelik teklif ederken biraz içkiliydi:

“Elif, hadi evlenelim seninle,” dedi ve nefesi alkol kokuyordu.

“Emre, sen içmişsin belli! Böyle halde mi evlenme teklif ediyorsun?” diye biraz kızdı Elif, ama çok da üstelemedi çünkü evlenmeyi istiyordu. Neredeyse tüm arkadaşları evliydi.

“Sevincimden içtim işte, umarım reddetmezsin,” diye güldü Emre. “Eee, cevabın ne?”

“Tamam, kabul ediyorum, ama bir şartla: sadece özel günlerde içeceksin.”

“Zaten ben de onu diyorum, tabii ki özel günlerde. Bugün mesela özel bir gün, sana evlenme teklif ettim ya!”

Gençliğin verdiği naiflikle Elif, durumu fazla sorgulamadı. Emre’nin babasının ömrü boyunca içtiğini de bilmiyordu. Belki de bu alışkanlık oğluna da geçmişti, hele ki baba zaman zaman oğluna “bir çay koyup oturalım” diye takılıyordu.

Emre’nin annesi Ayşe, kocası oğluna içki verdiğinde öfkelenirdi:

“Kendin hayat boyu bu zehri içiyorsun, bir de oğlumu alıştırıyorsun!”

Kocası ise gülerek cevap verirdi:

“Sus anne, Emre de erkek adam, alışsın.”

Evlendikten sonra çift, Elif’in babaannesinden kalan bir odalı evde yaşamaya başladı. İlk başta her şey normaldi. Emre çalışıyordu, bazen işten içki kokusuyla gelirdi, ama hep bir bahanesi vardı:

“Veli doğum gününde ısmarladı, içmez miyim?”
“Murat’ın doğum günüydü, kutlamadan kaçılır mı?”
“Dayımla bahçeye tahta taşıdık, bize ikram etti.”

Elif bir oğlan çocuğu doğurdu, adını Kerem koydular. Ama Emre’nin alışkanlığı değişmedi. Eve geç geliyor, çocuğuyla neredeyse hiç ilgilenmiyordu.

“Neden çocuğa yaklaşmıyorsun, o senin öz evladın!” diye üzülürdü Elif.

“Sen de diyorsun ya, üstüne sarhoş nefesimi koklatmayayım diye,” diye savunurdu Emre.

“Bırak artık içmeyi, ne kadar bunu konuşacağız?” diye yalvarırdı Elif.

Sekiz yıl geçti, bu sürede Emre’nin içkisi giderek arttı, neredeyse her gün içer oldu. Bir işten kovuldu, sonra diğerinden. Kayınvalidesi Ayşe üzülüyordu. Gelini Elif’in ne kadar iyi bir insan olduğunu görüyor, ona saygı duyuyordu. Elif de aynı şekilde ona davranıyordu.

“Ayşe Teyze, yıllardır Emre’nin içkisiyle uğraşıyorum, ama bırakmıyor. Her geçen yıl daha kötüye gidiyor,” diye dertleşti bir gün ablasıyla.

“Haklısın, Elif’e acıyorum. Öyle iyi bir eş ve anne ki…” diye onayladı ablası.

İki yıl daha geçti. Kerem artık üçüncü sınıftaydı. Emre çalışmıyordu, aileyi Elif tek başına geçindiriyordu. Kayınvalidesi para veriyor, torununa kıyafet alıyordu. Emre ise eski yakışıklı halinden eser kalmamış, iyice kötüleşmişti. Dişlerinin yarısı yoktu, kavgalarda ve düşmelerde kaybetmişti. Saçları seyrelmişti. En kötüsü ise ne eşine ne de oğluna karşı bir şey hissediyordu.

“Elif, boşan şu adamdan, kov onu evden! Daha ne kadar katlanacaksın?” diyordu annesi, iş arkadaşları, komşular… Herkes bunu görüyordu.

Ama Elif, işe yaramaz kocasına acıyordu. Sokaktaki kedilere, köpeklere bile merhamet eden biriydi, kocasını nasıl terk edebilirdi? Tek düşündüğü Kerem’di. Oğlu, sarhoş babasını görüyor, ona saygı duymuyordu. Artık Emre’den kurtulma vakti gelmişti. Boşanma kararını kayınvalidesine açtı:

“Ayşe Teyze, artık dayanamıyorum. Emre’den boşanacağım.”

“Elif’ciğim, belki tedavi ettirsek, düzelir mi?” diye umutlandı anne.

“Kaç kez denediniz, sonuç hep aynı. Kerem’in babası gibi olmasını istemiyorum. Bari onu görmesin. Emre’yi evden çıkaracağım, nereye giderse gitsin.”

“Bize gelir tabii… Ah, başıma neler gelecek,” diye düşündü Ayşe.

Doğrusunu söylemek gerekirse, Elif’in bu kararı almasının bir nedeni de iş yerindeki meslektaşı Can’a aşık olmasıydı. Bu duygusunu kimseye belli etmemişti. Can’ın da bundan haberi yoktu.

Can, iki ay önce ofise transfer olmuştu. Elif onu ilk gördüğünde kalbi yerinden çıkacak gibi olmuştu. Mavi gözlü, sarışın, kısa saçlı ve güler yüzlü bu adam ona büyülenmiş gibi hissettirmişti. Üstelik sadece ona değil, ofisteki diğer bekar kadınlar da heyecanlanmıştı. Can’ın boşanmış olduğunu ve başka bir şehirden babasının yanına taşındığını öğrenince iyice hareketlendiler.

Can, 34 yaşında bekar bir erkek olmasına rağmen kadınlara saygılı davranıyordu. Flört teklif edenlere bile kibarca reddediyordu:

“Bugün müsait değilim, kusura bakma.”

Bazı kadınlar bu ilgisizliğe içerlemiş, arkasından dedikodu yapmaya başlamıştı. Ama Can asla tavrını bozmadı.

Elif boşanma davası açtı ve Emre’ye haberi verdi:

“Emre, boşanıyoruz. Eşyalarını topla ve git. İki çanta koridorda hazır.”

Emre aptalca bir ifadeyle ona baktı, boşanma onu hiç üzmemişti. Çantalarını alıp ailesinin yanına gitti.

“Artık onun gözünde hiçbir değerim kalmadığını biliyorum,” diye düşündüCan’la mutlu bir hayat kurdular, Emre ise kayıplara karıştı.

Rate article
Lifequest
Sonunda Geldi!