Eşimi Kurtarmak
Dışarıdan bakınca, Leyla ve Emre’nin ailesi oldukça düzgün, sakin ve mutlu görünüyordu. Emre içki içmezdi, sadece bayramlarda, o da az miktarda, sigara da kullanmazdı. On bir yıldır hiçbir zaman eşine el kaldırmamıştı.
Yalnız bir tek olay vardı, ama Leyla bunun kendi suçu olduğunu düşünüyordu ve bazen arkadaşıyla paylaşıyordu:
“Çok zaman önce Emre’yle tartışmıştık, sinirlenip üstüne yürüdüm. Beni düşün, zayıf bir kadın, kocaman bir adama karşı. Ne diye aklımdan geçmişti ki? O da ellerimi hafifçe tutup koltuğa oturttu. Başka biri olsa belki karşılık verirdi, dersini verirdi. O an haksız olduğumu anladım ve bir daha asla böyle bir şey yapmadım.”
“Vay be, Leyla! Senin Emre tek eliyle seni yerle bir edebilir, gözünü seveyim,” diye gülüyordu Gülşah. “Kadın erkeği nasıl yener ki?”
Leyla ve Emre ikinci evliliklerini yapmışlardı. İlk kocasından, fazla içip kavga ettiği için ayrılmıştı. Geç saatlerde işten gelir, kızı çoktan uyumuşken gürültü çıkarır, çocuğu uyandırıp umursamazdı. Leyla bu kavgalardan bıkmış, boşanıp ailesinin yanına dönmüştü.
“Doğru yaptın kızım, o adamdan kaçtığın için…” diye destekliyordu annesi. “Beş yıl boyunca ondan iyi bir şey görmedin. Merak etme, Elif’i büyütürüz, sen de mutluluğunu bulursun. Yakışıklı bir kadınsın, kendin de biliyorsun…”
Elif on iki yaşına gelince, Leyla Emre’yle evlendi. Onunla Gülşah’ın kocasının doğum gününde tanışmışlardı. Kutlamalar bir kafedeydi, Emre yanına gelmişti.
“Canınız sıkkın gibi,” demişti, “bir dansa ne dersiniz?” ve bembeyaz dişleriyle gülümsemişti.
Uzun boyluydu, Leyla ancak omzuna kadar geliyordu. Yakışıklı ve sakin, en azından ilk izlenim böyleydi.
“Hayır, sıkılmıyorum,” diye cevap vermişti Leyla, “ama dans etmeye razıyım.”
İşte o günden sonra aralarındaki ilişki başlamıştı. Gülşah çok sevinmişti, sonunda arkadaşı yalnız değildi. O sıralar Leyla, babaannesinden kalan üç odalı bir dairede kızıyla yaşıyordu. Yaşlı kadın hasta olduğu için ailesi onu yanlarına almıştı.
Daire üç odalıydı ama geniş değildi, odalar küçük, eski bir beş katlı binadaydı. Ama Leyla kendi evlerinin olmasına, kızının odasının bulunmasına şükrediyordu. Kısa süre sonra Emre de yanlarına taşındı, çünkü kendi annesiyle kalıyordu.
Emre’nin ilk evliliği de sorunluydu. Nikâhtan sonra annesiyle yaşamışlardı ama eşi Sibel ile annesi aynı evde geçinememişti. Ortak bir payda bulamadılar. Birbirlerine tahammül edemiyor, neredeyse kavgaya dönüşecek tartışmalar yaşıyorlardı.
“Emre, nereden buldun bu kavgacıyı?” diye sorardı oğluna her işten eve döndüğünde. “Onunla aynı çatı altında durmak imkânsız!”
“Senden annenle yaşamak istemiyorum, başka bir eve çıkalım,” diye diretirdi Sibel. “Yoksa kendime hakim olamayacağım.” Gerçekten de dürtüsel biriydi, üstelik hamileydi.
Emre, karısıyla birlikte taşınmak zorunda kalmış, sonra oğulları doğmuştu. Eşine yardım etmeye çalışıyordu ama kadın hiçbir zaman memnun kalmazdı.
“Emre, paramız yok, çocuğun yeni kıyafetlere ihtiyacı var,” diye söylenirdi. “Markete git, akşam yemeğini hazırla, ben vakit bulamadım. Çocuğu gezdir, yorgunum.”
Emre karısının her dediğini yapardı ama annesi arayıp torununu görmesine izin vermediği için şikâyet ederdi.
“Nasıl olur? Torunumu göremiyorum! O kadın…”
“Anne, endişelenme, hafta sonu çocukla geleceğim,” diye sakinleştirirdi onu.
Sibel, oğlunu hazırlar, kocasıyla kayınvalidesine gönderir, kendisi evde kalırdı. Ama çoğu zaman arkadaşlarına gider, geç saatlerde, üstelik alkollü bir şekilde dönerdi. Emre bunu sevmezdi, Sibel sürekli kayınvalidesini kötülerdi. Hafta sonları evden ayrılmaları artmış, bir gece eve bile gelmemişti. Emre’nin işe gitmesi gerekiyordu, oğlunu erkenden annesine bırakmak zorunda kaldı. Annesiyse oğlunu sürekli azarlardı: “Nereden buldun böyle birini?”
Zaman geçti, oğlu dört yaşına gelince Sibel net bir şekilde açıkladı:
“Send”Emre annesinin sözlerine kulak vermek yerine Leyla’nın yanında durmaya karar verdi, böylece gerçek mutluluğu ailesine sadık kalarak buldu.”




