**Aileyle Buluşma**
Hasan, annesi Fatma’nın hastalığı döneminde onunla kalmak için şehir merkezindeki evinden taşınmıştı. Kendisi ve eşi Elif, şehrin kenar mahallesindeki iki katlı evlerinde yaşıyorlardı. Bir oğulları ve bir kızları vardı, artık ellili yaşlarındaydılar ve torun sahibi olmuşlardı.
Hasan hayatından şikâyetçi değildi. Ailesi iyi insanlardı, tek evlatları olduğu için onu hep sevmiş, şımartmışlardı. Eşi Elif de sakin, şefkatli bir kadındı. Oğulları evlenmiş, eşi ve kızıyla birlikte aynı evde yaşıyorlardı. Yer de boldu.
“Elifciğim, geniş bir ev yapalım, belki Mehmet bizimle kalır evlense bile,” demişti Hasan ev yapmaya karar verdiklerinde. “Kızımız ise uçup gider muhtemelen, kızlar hep öyledir.”
Sonunda iki katlı, bol bahçeli bir ev inşa ettiler. Bahçede her şey yetişiyordu. Elif toprakla uğraşmayı severdi, bahçesi bereketliydi, ektiği her şey boy atardı. Özellikle çiçekleri çok severdi, yazın evin etrafı mis gibi kokardı.
Dediği gibi oldu. Kızları üniversiteyi bitirdi, evlendi ve kocasının memleketine taşındı. Oğulları ise yanlarında kaldı.
Fatma, Hasan’ın annesi, hastaydı. Kocasının vefatından sonra bir türlü kendine gelemedi. Günden güne güçten düştü ve bir gün oğluna şöyle dedi:
“Oğlum, yanıma gelip kalman gerekecek. Hissediyorum, fazla zamanım kalmadı, baban beni bekliyor orada. Kalkacak halim yok, işte böyle bir duruma düştüm.” Gözlerinden yaşlar süzüldü.
“Anne, ağlama. Seni apartmanda yalnız bırakmam zaten. Çay bardağını bile zor tutuyorsun.” Hasan söz verdi ve tüm işlerini bırakıp annesinin yanına taşındı.
Fatma seksen yedi yaşındaydı ve sonunun yaklaştığını hissederek oğlunu yanına çağırdı. Hasan, yatağının kenarındaki sandalyeye oturdu. Örnek bir evlattı; annesini son yolculuğuna huzur içinde uğurlamak istiyordu. İlaçlarını zamanında veriyor, doktor çağırıyor, yemeğini kaşıkla yediriyordu.
“Oğlum,” diye fısıldadı Fatma, nefesi kesik kesikti. “Beni yakında uğurlayacaksın. Ama gitmeden bir aile sırrımızı açıklamam lazım. Babanla karar verdik, hangimiz son kalan olursa, sana anlatacaktı. Ben o kişi oldum.”
Yorgun düşmüştü. Alnındaki teri silerken duraksadı, nefesi ağırdı. Sonra tekrar konuştu:
“Bu senin için şok olacak ama bize kızma. Bu sırrı mezara götürmeye hakkım yok. Ah oğlum, nasıl desem… Sen, evladım, bizim öz evladımız değilsin.”
Hasan’ın yüzündeki şaşkınlığı görünce devam etti:
“Tabii ki sen bizim oğlumsun, özünden de öte. Hep sevdik seni, her şey senin için oldu. Gözümüzün nuruydun. Babanla seni şımarttık, hiçbir eksiğin olmadı. Okuttuk, ev yaptırdık, evlendirdik. Sen bizim en sevgili evladımızsın, buna şüphe yok. Ama…”
Evde çınlayan bir sessizlik hakim oldu. Hasan duyduklarına inanamıyordu. Fatma ise konuşmanın yorgunluğunu hissediyordu.
“Anne, nasıl yani?” diye sordu Hasan. Ama kadın gözleriyle devam etmek istediğini belli etti.
Güç toplayarak konuştu:
“Seni babanın köyünden evlat edindik. Evlendiğimizde çocuğumuz olmuyordu, doktorlar da umut vermedi. Babanın ailesinin komşusu kalabalık bir aileydi, dört çocukları vardı. Sen en küçükleriydin, cılız ve sık hastalanırdın. Fakirdiler. Baban onlarla konuşup seni bize vermelerini istedi. Söz verdi, iyi bakacağımıza, seni adam edeceğimize.”
Fatma ile kocası, komşuların Hüseyin’i hemen vermesine şaşırmışlardı.
“Alın götürün, fazla ağız, bir de hasta zaten. Uzun yaşamaz,” demişti gerçek annesi.
Öylece aldılar, evlatları oldu. O zamanlar belgeleri değiştirmek zor değildi. Köy muhtarıyla anlaşıp işi bitirdiler. Çocuğu alıp gittiler. Önce yakın bir köye yerleştiler, sonra kimsenin tanımadığı başka bir şehre taşındılar ki kimse Hüseyin’e gerçeği söylemesin.
“Babanın ailesi çoktan vefat etti. Ama kardeşlerin belki yaşıyordur, oralarda bir yerlerde. Belki onları bulursun. Biz suçluyuz tabii, seni onlardan ayırdık. Ama belki de seni kurtardık. Çok hastaydın, hastanelerde gezdik, seni iyileştirdik, bak şimdi sapına kadar sağlamsın. Affet bizi, evladım…”
Yaşlı kadının yüzünden yaşlar süzüldü. Hasan onları sildi.
“Ağlama anne. Sen benim gerçek annemsin. Sana ve babama minnettarım. Hayatımın farklı olmasını istemezdim zaten. Hatta iyi ki beni almışsınız.”
Hasan annesini dinledi, şok içinde kaldı. Akşam uyuyamadı, düşündükçe düşündü.
“Ben nasıl onların öz çocuğu değilim? Benden daha yakın kim var dünyada? Ama işte değişen bir şey yok. Annemle babam benim için hep en yakınlarım olacak.”
Fatma bu konuşmadan iki gün sonra, sessizce gece vefat etti. Hasan ve Elif onu babasının yanına defnettiler. Hasan bu sırrı eşine anlattığında, Elif pek şaşırmadı.
“Böyle şeyler oluyor hayatta Hasan,” dedi usulca. “Ailene teşekkür et, seni iyi yetiştirmişler. Şimdi yolumuza bakacağız.”
Ama bu haber Hasan’ın aklından çıkmıyordu.
“Demek ki oralarda akrabalarım var. Acaba bana benziyorlar mı? Beni hatırlıHasan bir sonbahar sabahı sessizce köye döndü, kardeşlerinin yaşadığı topraklara son bir kez bakıp derin bir nefes aldı, artık içindeki boşluğu kabul etmişti.




