En İyi Kadınsensin

Ayşe, emekli olduktan sonra bir kaplıca tatile gitmeye hazırlanıyordu. Büyük oğlu Mehmet ona bu tatili hediye etmiş ve şöyle demişti:

“Anne, gitmelisin ve dinlenmelisin. Halini beğenmiyorum, eskiden daha iyi görünüyordun. Babamı düşünme, idare eder. Seni hiç takmadığını biliyorum. Artık anlıyorum ki sadece kendini seviyor. Özellikle ben ve Murat evden ayrıldıktan sonra…”

“Ah Mehmet’im, ne kadar haklısın. Ben sizin hiçbir şey fark etmediğinizi sanıyordum. Sağ ol yavrum. Tabii ki gideceğim ve dinleneceğim. Böyle bir fırsat ne zaman ele geçer ki?” diyerek gülümsedi ve oğluna sarıldı.

“Ne zaman istersen o zaman gidersin. Murat da bir sonrakini senin için ayarlayacak,” diye karşılık verdi Mehmet.

“Ne güzel evlatlarım benim! Dünyanın en iyi oğulları!” diyerek onu öptü.

“Anne, sen de en iyisisin. Bil ki Murat’la ben hep senin yanındayız. Bir şey olursa, bize güven. Başka kime güveneceksin ki?” dedi gururla. “Tamam, eve gidiyorum. Babamı beklemiyorum, vaktim yok, Can’ı da anaokulundan almalıyım. Selam söyle ona,” diyerek kapıdan çıktı.

Ayşe ve Cemal uzun yıllardır bir kasabada yaşıyorlardı. Bir zamanlar aşkla evlenmişlerdi. İki oğul yetiştirmişler, hayata salmışlardı. Şimdi yalnızdılar, ama Cemal değişmişti.

Ayşe iki yıldır emekliydi, Cemal ise hâlâ çalışıyordu. Onun boş vakti artmıştı; eskiden iş, ev işleri, birkaç tavuk ve küçük bir domuz… Şimdi Cemal hiç yardım etmiyordu. İşten gelir, yemeğini yer, koltuğa yığılırdı.

Ayşe, alışveriş merkezine gidip iki elbise ve bir gömlek aldı. Kaplıcaya gidecekti, kıyafetleri eskiydi. Aynanın karşısında denediğinde Cemal alaycı bir tavırla:

“Ne kadar dönsen fark etmez, güzelleşemezsin. Kim sana bakacak ki?”

“Sen kendin gibi düşünme. İnsan içine çıkarken eski kıyafetlerle gidilir mi?” diye çıkıştı.

“İnsan içineymiş… Köylü kızıydın, öyle kaldın.”

“Peki sen şehirliydin. Neden benimle evlendin o zaman?”

“Gençtim, tecrübesizdim,” diye alay etti.

Fakat Ayşe artık bu iğnelemelere alışıktı. Cemal yaşlandıkça huysuzlaşmış, herkese ve her şeye kızıyordu. Güzel kadınlara bakmayı da ihmal etmiyordu. Ayşe, onun sadakatsiz olduğundan şüpheleniyordu ama takip etmiyordu.

“Erkek aldatacaksa, hiçbir şey engel olamaz,” diye düşünürdü.

Yine de yeni elbiselerine laf edilmesi canını sıkmıştı. Eşyalarını dolaba kaldırıp mutfağa geçti. İşler vardı; yaparken düşünebilirdi.

Ayşe hâlâ güzeldi. Gençliğindeki gibi olmasa da zarif bir duruşu vardı. Kendine bakmayı ihmal etmişti ama yaşına göre iyi görünüyordu.

Cemal ise uzaklaşmıştı. Eskiden yakışıklıydı, şimdi yorgun ve yaşlı görünüyordu. Ayşe yemek yaparken düşündü:

“Yıllardır yabancı gibiyiz. Paralarını bile bana vermiyor, oysa yemek yapıyorum, temizliyorum. Beni fark etmiyor bile. Bir kadınım, ilgi bekliyorum. Ayrı odalarda yatıyoruz…”

Cemal başka kadınlara ilgi gösterirdi, flört etmekten çekinmezdi. Ayşe biliyordu ama belli etmiyordu.

Komşusu Fatma bir gün:

“Ayşe, Cemal yine şehre gidiyor. Orada birisi var,” dedi.

“Nasıl biliyorsun?” diye sordu Ayşe, içi yanarken.

“İş yerinden görüyorum. Öyle bir kadın gelmişti, hemen peşine takıldı. Sonra kafeye gittiler…”

“Ne yapayım? İstediği yere gitsin,” dedi soğukkanlılıkla.

Fatma şaşırdı:

“Nasıl bu kadar umursamazsın? Ben olsam…”

Ayşe’nin canı acıyordu. Yılların eşinden duyduğu hakaretler daha beter geliyordu.

Nihayet kaplıcaya gitti. Ortama hemen alıştı, yeni arkadaşlar edindi. Birkaç gün sonra, yakışıklı bir adam yanına geldi:

“İyi akşamlar. Adım Orhan. Siz?”

“Ayşe,” diyerek gülümsedi.

Akşam yürüyüşlerinde sohbet etmeye başladılar. Orhan anlattı:

“Beş yıldır yalnızım. Karım hastaydı, baktım. Ama kader… Kızım uzakta, nadir gelir.”

Sonra Ayşe kendinden bahsetti. Orhan ona iyi geldi, içini döktü. Birbirlerine ısındılar. Orhan ona âşık olduğunu fark etti.

“Ayşe’ciğim, sen ne kadar güzelsin. Gözlerimi alamıyorum senden,” diyordu.

O da gençleşmiş, güzelleşmişti. Cemal’in dediklerine inanmıştı ama Orhan onu sevdiğini söylüyordu.

“Ayşe’ciğim, karımdan sonra ilk defa bir kadına âşık oldum. Eşinle ayrıl, benimle evlen. Telefon numaranı ver, seni arayayım,” dedi.

Vedaları zor oldu. Eve döndüğünde oğulları onu görmeye geldi, mutluydular. Cemal ise köşeden bakıyordu; belli ki kimse ona güzel yemek yapmamıştı.

Orhan her gün aradı. Bir gün Cemal odasına girdi, gözleri doluydu:

“Ayşe, başka birini bulduğunu biliyorum. Telefon konuşmalarını duydum. Ama seni kimseye vermem. Ben seni seviyorum. Affet beni, kırıcı oldum. Sen dünyanın en iyi karısısın. Hiç kimse seni benim kadar sevemez…”

Diz çökmüş, ağlıyordu. Ayşe’nin yüreği ısındı, onuAyşe, Cemal’in gözyaşlarına dayanamayarak onun başını okşadı ve “Tamam,” dedi, çünkü yılların aşkı, sonunda onun yüreğinde yeniden ateşlenmişti.

Rate article
Lifequest
En İyi Kadınsensin