Kumdan Örülü Engel

Yaz sıcağının kavurduğu bir öğle vaktiydi. Ayşegül, annesinin sesiyle irkildi:

“Ayşe, çamaşırları as gel! Daha yeni yıkadım.”

“Tamam, anne, geliyorum.”

Genç kız, kısa elbisesiyle evden çıktı, leğeniyle birlikte bahçedeki ipe doğru yürüdü. Köyde herkes bu güzel ama haşarı kızı tanırdı. On altı yaşına basmış, fidan gibi uzamıştı. Erkeklere bakışları ise artık daha bir anlamlıydı.

“İbrahim’in şu kızına bak, bir çırpıda güzelleşmiş,” diye fısıldaştı köylü kadınlar. “Yakında şu köydeki tüm delikanlıların aklını başından alacak.”

Ayşegül çamaşırları asarken bir an gözü, ağacın altındaki bankta oturup sigara içen Mehmet’e takıldı. Bu, babasının arkadaşıydı. İbrahim, bahçe yoluna taş döşemek için Mehmet ve Ali’yi çağırmıştı. Kendisi içeriden ayran getirmeye gitmişti.

Mehmet, şaşkın şaşkın ona bakarken, Ayşegül omzundan ona bir bakış attı. Sonra zarifçe eğilip büyük bir havluyu astı.

“Bu kız benimle mi oynuyor?” diye geçirdi içinden Mehmet.

Ayşegül işini bitirince yanına oturdu. Mehmet’in kalbi hızla çarpmaya başladı.

“Ne oldu Mehmet Amca, hava sıcak mı?” diye sordu, biraz daha yaklaşarak.

“Evet, Ayşe, bugün çok sıcak,” diyerek alnındaki teri sildi.

“Görüyorum, iyice bronzlaşmışsın,” diye gülümsedi.

“Zaten esmerim, güneşten değil,” diye cevap verdi gururlu ama mesafeli.

Sonra gözlerini kısarak ona baktı, kollarını göğsünde kavuşturdu. Bu konuşmayı bitirmek istiyordu. Sonuçta bu, arkadaşının kızıydı. Tam o sırada İbrahim elinde ayranla çıkageldi.

“Ali, gel biraz ayran iç! Sabah erken başladık, akşama bitiririz.”

Ayşegül eve döndü, Mehmet ise ona gizlice bakakaldı.

Mehmet otuz dördünde, hâlâ bekârdı. Yakışıklı, yakışıklı olduğu kadar da ağırbaşlı bir adamdı. Köyde birçok kız ona vurgundu, ama o hiçbirine yüz vermemişti.

Akşamüzeri, Mehmet bahçedeki duştan çıkmıştı ki karşısında Ayşegül’ü görüverdi.

“Beni takip mi ediyorsun?” diye sertçe sordu.

“Senin burada olduğunu bilmiyordum,” diyerek omzunu oynattı.

“Ayşe, sen daha çocuksun. Bu oyunları bırak.”

“Ne oyunu?” diye karşılık verdi, ellerini beline koyarak.

Mehmet öfkeyle, “Evlenmek mi? Sen daha reşit bile değilsin!” dedi.

Yemeğe kalmadan evine gitti. İbrahim, arkadaşının bu telaşını anlamamıştı.

Ayşegül ise odasında Mehmet’i düşünüyordu. Onu seviyordu. Eylülde şehre okumaya gidecekti, ama yüreği hep burada kalacaktı.

Zaman geçti. Mehmet, Ayşegül’ün özlemiyle yanıp tutuşuyordu. Sonunda kendini avutmak için Fatma’yla görüşmeye başladı. Fatma, otuzuna merdiven dayamış, son şansını yakalamak isteyen bir kadındı. Mehmet’in ilgisini görünce, bu iş olur sandı. Ama Mehmet hiç evlilikten bahsetmedi.

Derken Ayşegül köye döndü. Artık bir genç kadındı. Bir gün bakkaldan çıkarken Mehmet’le karşılaştı.

“Merhaba, Mehmet Amca.”

“Merhaba, Ayşe. Ne güzel olmuşsun!”

“Artık reşitim, üç ay önce on sekiz oldum.”

Mehmet’in aklı başından gitti.

O günden sonra gizli gizli buluşmaya başladılar. Köyde dedikodular yayıldı. Fatma, her yerde Ayşegül’ü kötülüyordu:

“Bu kız benim mutluluğumu çaldı!”

Sonunda İbrahim ve eşi durumu öğrendi. İlk başta şaşırdılar ama sonra kabullendiler:

“Mehmet iyi adamdır, kızımızı sever.”

Düğünleri neşeli geçti. Evlendiler, mutluydular. Ama Mehmet, genç ve güzel karısını kıskanıyordu. Kısa kıyafetler giymesini bile istemiyordu.

Derken köye yeni bir mühendis geldi: Murat. Şehirli, konuşkan, hayallerinden bahseden bir gençti. Ayşegül’ün aklını çeldi.

“Kocanla bu köyden hiç çıkamazsın,” diyordu Murat. “Ama ben seni İstanbul’a götürürüm.”

Ayşegül bir gece eşyalarını toplayıp Murat’la kaçtı. Mehmet sabah dönünce masada bir not buldu: “Başkasını seviyorum, beni affet.”

Mehmet içkiye vurdu. Fatma hemen yanına koştu:

“Zavallıcığım, sana çorba yaptım, iç biraz…”

Ama Mehmet’in gözü kimseyi görmüyordu.

Ayşegül ise şehirde hayal kırıklığına uğradı. Murat’ın borç içinde olduğunu öğrendi. Bir sabah, Murat işe gidince eşyalarını toplayıp köye döndü.

Kapıyı çaldığında Mehmet sarhoştu, ama ayıktı.

“Affet beni,” dedi Ayşegül, yağmur altında ıslanmıştı.

Mehmet ona sarılmadı. Ama gitmesine de izin vermedi.

Günlerce konuşmadılar. Ta ki bir gün Ayşegül bavulunu alıp gitmeye hazırlanana kadar. Mehmet o an bir şey hissetti, elini tuttu:

“Gitme… Aramızdaki duvar kumdanmış meğer, yıkılıverdi.”

Ayşegül sevinçle boynuna sarıldı. Baharda ise ona bir müjde verdi:

“Anne baba oluyoruz.”

**İbret:** Gerçek sevgi, kumdan duvarları yıkar. Ama bazen insan, değerini kaybedince anlar.

Rate article
Lifequest
Kumdan Örülü Engel