Üç saattir Cemile ile Deniz tartışıyordu. Deniz boşanmayı düşünüyordu, üstelik bunun için geçerli bir nedeni de vardı. On bir yıl önce evlenmiş olsalar da çocukları olmamıştı. Ama şimdi boşanmaya hiç olmadığı kadar yakınlardı. Deniz artık hiçbir şeyin düzelmeyeceğini biliyordu.
Cemile çocuk sahibi olmayı çok istiyordu ama bir türlü olmuyordu. Her defasında yumruğunu yavaşça açıp, umutla karışık bir çaresizlikle beyaz çubukta beliren küçük pencereye bakıyordu. Doktoru, “Sonuna kadar inanmalısın,” dese de, artık inancını kaybetmişti.
Yedi yıllık evlilikten sonra Cemile ile Deniz sık sık kavga etmeye başlamışlardı. Önemsiz bir şey yüzünden bile kavgayı başlatabiliyorlardı. Sonunda birikmiş bütün kırgınlıklarını, acılarını birbirlerine boşaltıyor, ardından uzun süre sessizliğe gömülüyorlardı.
Boşanma kaçınılmazdı.
Son zamanlarda daha da sessizleşmişlerdi, neredeyse birbirlerine bakmıyor, evin içinde usulca dolaşıyorlardı. İşte tam o sırada Cemile, kocasını aldatmaya karar verdi.
“Her şeyden bıktım artık, Ayşe,” diye yakınıyordu arkadaşına. “Onun yüzüne bakmak bile istemiyorum, bir de üstüne kendisi depresyona girmiş gibi. Susuyor, dizüstü bilgisayarına gömülüyor. Bu nasıl bir hayat böyle?”
“Cemile, senin yerinde olsam sessizce başka birini bulurdum. Belki de adam değiştirince hamile kalırsın,” diye tavsiye verdi Ayşe.
“Öyle şey olur mu hiç?” diye şaşırdı Cemile.
“Kim bilir, belki olur,” diye umursamazca cevap verdi arkadaşı. Onun da kendine göre dertleri vardı; kızı vardı, ama kocasından boşanmıştı.
Cemile sessiz kaldı, içindeki şüphe kemirmeye devam etti.
“Neden olmasın? Sonuçta Cem’le aramızda hep kavga var. Sanırım şimdi ona boşanmayı teklif etsem hemen kabul eder.”
“Kısacası, bu akşam kafeye gidiyoruz. Ben Volkan’la buluşuyorum, o da bir arkadaşını getirecek, seni de tanıştıralım. Bu ölü hayatına biraz renk katman lazım.”
Bu renk, Cemile’nin Ali’yle yaşadığı ilişki oldu. Cemile, Deniz’i aldatamayacağını düşünüyordu, ona kızgın olsa bile. Ama her şey o kadar kolay olmuştu ki… Bir anda hayatı renklenmiş, daha aydınlık ve neşeli hale gelmişti.
Kocasını aldatıyor, eve geç geliyordu. Bir gün Deniz dayanamadı:
“Cemile, senden ayrılıyorum. İki yetişkin insan gibi sessizce ayrılalım. Paylaşacak bir şeyimiz yok, çocuk da yok. Bu ev senin,” dedi kararlı ve sert bir şekilde. Belli ki bu kararı uzun zamandır vermişti.
Doğrusu, Deniz onu maddi açıdan da tatmin ediyordu. Oldukça iyi kazanıyordu. Ali ise giderek ona bağımlı hale geliyor, her seferinde büyük bir para geleceğini söylüyordu. Üstelik çok iyi laf yapıyordu, özellikle kadınlar ona inanıyordu. Yakışıklı, çekici ve romantikti.
“Bekle Cem, konuşalım biraz,” diye diretti Cemile, nedense boşanmak istemiyordu.
“Hayır, Cemile. Aldatmayı affetmem.”
“Aldatma mı? Nereden çıkardın bunu?” Cemile emindi ki kocası sürekli bilgisayar başında, sonuçta yazılımcıydı, beyni hep işteydi.
Bilmediği şey, Deniz’in arkadaşı Hasan’ın onu defalarca kafede başka biriyle gördüğünü söylemiş olmasıydı. Üstelik Cemile oldukça açık davranıyordu. Eve bazen çok geç geldiğini de fark etmemesi mümkün değildi.
“Cemile, bu sahneleri yapma. Bu işte de usta olduğunu görüyorum, her şeyi biliyorum. Bu yüzden seni bırakıyorum. Boşanma davası açacağım, istediğin gibi yaşa. Sıkılmayacağına eminim, Ayşe seni yalnız bırakmaz,” dedi. Cemile şaşkınlıkla ona bakıyordu, bunları nereden bildiğini anlamamıştı.
“Her şey bitti. Gidiyorum.”
Daha önceden hazırladığı bavulunu ve çantasını aldı, anahtarı da sehpaya bırakarak evden çıktı. Bavulu bagaja attı ve hızla yola koyuldu.
**Köye, Issızlığa Doğru**
“Olmayacak işte, böyle şeyler de olur. Neyse, atlatırım. Zaten her şeyden sıkılmıştım,” diye düşündü Deniz, yola bakarak. “Köye gidip evi tamir ederim. Bu evi niye satmadım ki? Alıcılar bile çıkmıştı. Demek içimden bir ses, anne babamın evinin bana lazım olacağını söylüyormuş. Erken gittiler… Evi düzenlerim, balığa giderim, mantar toplarım, belki tavuk bile beslerim. Hem genç ve bekâr bir adamım, daha otuz üç yaşındayım. Tam İsa’nın yaşı,” diye gülümsedi. “Neyse, göreceğiz. İyi ki uzaktan çalışmaya geçtim, işimle ilgili bir sıkıntı yok.”
Köye gitmek uzun bir yolculuktu, arabayla yaklaşık iki saat sürüyordu. Köydeki yeni hayatı düşünürken birden acıktığını fark etti. Bir süre daha gittikten sonra, toprak bir yola saparak küçük bir kasabaya vardı. Küçük bir bakkalın önünde durdu.
Arabadan inip etrafına baktı. Bakkalın önünde kendisine bakan iki kedi gördü.
“Demek açsınız,” diye mırıldandı.
Bakkalda yiyecek bir şeyler aradı. İştah açıcı gözleme gördü, kokusu öyle güzeldi ki dayanamadı.
“Bana üç sıcak gözleme, iki sosis ve bir kutu meyve suyu verir misiniz?” diye sipariş verdi.
Parayı ödedikten he




