Tek ve Biricik

Genç bir kız olan Derya, okulu bitirdikten sonra babasının hastalığı yüzünden üniversiteye gidemeyince bir inşaat şirketinde sekreter olarak işe başladı. Annesi doğum sırasında vefat etmişti, babası onu tek başına büyütmüştü. Okulda Fransızca öğrenmişti, bu dili çok seviyordu, lisede ekstra kurslara gitmiş ve kendini geliştirmişti. Bir gün mutlaka işine yarayacağını düşünüyordu.

**Karasız ve Gizli Aşk**

İlk gün şefi Orhan Bey’i gördüğünde donup kalmıştı. Sabah sekreterliğe giren Orhan Bey, kibarca selam verip yeni çalışana bir an baktıktan sonra ofisine geçmişti.

“Vay canına,” diye geçirdi içinden şaşkınlıkla, “ne yakışıklı bir adam.” Sonra kendine geldi: “Aman Tanrım, ne düşünüyorum ben? Orhan Bey benim şefim, benden büyük ve evli.”

Kırk yaşlarında, zarif, mavi gözlü, kadife sesli ve büyüleyici bir gülüşü vardı. Orhan Bey onu ofisine çağırdı, bazı talimatlar verdi. Derya ise gözlerine bakıyor, adeta içinde kayboluyordu. Ama kendini toplayıp başını salladı.

Şefin odasından fırladığında sandalyeye çöktü ve yavaş yavaş kendine geldi.

“Hayır, böyle olmaz. Ben burada çalışmaya geldim. Şef evli ve herkes onun eşi Ayşe Hanım’ı çok sevdiğini söylüyor.”

Orhan Bey gerçekten de eşine âşıktı ve Ayşe Hanım’dan başkasını görmüyordu. Çocukları olmamıştı ama birbirlerini çok seviyorlardı. İş yerindeki kadınlar dedikodu yapıyordu:

“Şefimiz bu sıradan kadında ne buldu ki? Eşi hiç de güzel değil, üstelik giyimi hiç şık değil. Bir de çocuk doğuramadı. Oysa kendisi tam bir yakışıklı.”

Bir bakıma haklıydılar. Ayşe Hanım sade bir kadındı, kocasının yanında sönük kalıyordu. Ama Orhan Bey için dünyada tek kadın oydu. Bunu anlamak için birkaç kişinin onu baştan çıkarma girişimleri yeterli olmuştu. Orhan Bey hiç oralı olmamış, taş gibi durmuştu.

Derya tüm bu dedikoduları duyuyor, sessizce Orhan Bey’e âşık oluyordu. Kendi kendine hayaller kuruyordu:

“Bir gün beni fark edecek ve onu ne kadar sevdiğimi anlayacak. Kesinlikle bir gün birlikte olacağız ve ona çocuklar doğuracağım. Tabii ki ailesini yıkmak istemiyorum, ama ondan bir çocuk sahibi olabilirim. Tanrım, onu ne kadar seviyorum!”

Orhan Bey, Derya’nın tek ve imkânsız hayali olmuştu. O ise hiçbir şeyin farkında değildi, Derya’ya sadece iyi bir çalışan olarak davranıyordu. Bir gün ona çiçek vermişti ama o da doğum günüydü. Derya ise bu küçük jestle bile dünyaları kazanmıştı.

**Tesadüfi Karşılaşma**

Aradan yirmi yıl geçti. Ve bir gün Derya, Orhan Bey’i sokakta gördü. İlk başta tanıyamadı. Saçları ağarmış, yavaş ve sürükleyerek yürüyordu. Eskiden ki o yakışıklı adamdan geriye hiçbir şey kalmamıştı. En çok onun kendini tanımasını istiyordu. Kalbi deli gibi çarpıyor, ağzı kurumuş, ayakları tutmaz olmuştu. Ama Orhan Bey onu fark etmedi, sessizce yürüyüp gitti.

Arkasından bakakaldı, farkında olmadan yüksek sesle konuşuyordu:

“Tanrım, ona ne oldu böyle? Bunu hak etmiş olabilir mi?”

“Eşi Ayşe Hanım’ı kaybettikten sonra tamamen dibe vurdu. Daha iki yıl oldu ama kendini içkiye verdi,” diyen bir yaşlı kadının sesini duydu. “Komşum, bazen yardım ediyorum. Tek başına yaşıyor, emekli maaşını içkiye harcıyor. Kızıp duruyorum ama kendini tutamıyor. Daha yaşlı sayılmaz, altmış iki yaşında.”

Derya’nın üzüntüsünü fark eden kadın sordu:

“Sen ona nesin kızım?”

“Hiçbir şey,” diye iç çekti Derya ve yürümeye devam etti.

O gün boyunca bu karşılaşma aklından çıkmadı. Gece uyuyamadı, gözlerini kapattığında hayatının anları bir film şeridi gibi gözlerinin önünden geçti. Sanki o tek aşkı geri dönmüştü. Onun hayatındaki tek ve biricikti.

**Mutlu Bir Fransa Seyahati**

Derya, Orhan Bey’in sekreteri olarak üç yıldır çalışıyordu. Hiçbir zaman duygularını belli etmemişti. Sessizce ve umutsuzca seviyordu. Bir gün Orhan Bey ona bir haber verdi:

“Derya, seninle Fransa’ya bir iş gezisine çıkacağız. Fransızca bildiğini biliyorum. Müzakerelerde bana çok yardımcı olacaksın. Hazırlan.”

Ne kadar sevindiğini tahmin bile edemezdi. Kalbi yerinden çıkacak gibi atıyordu. Sevgilisiyle baş başa kalacağı bir seyahat hayal ediyordu.

Müzakereler başarıyla geçti, dönüş öncesinde Orhan Bey bir teklifte bulundu:

“Hadi Derya, bu başarıyı bir restoranda kutlayalım. Harika iş çıkardın.”

Restoranda uzun süre kaldılar. Orhan Bey sarhoş olmuştu, genelde içmezdi ama o gün keyfinden… Derya onu otele götürdü, yatağa yatırdı. Birden ellerini tutup kendine çekti.

“Teşekkür ederim canım, teşekkür ederim,” diye fısıldayarak öpmeye başladı.

Derya direnemedi, istemedi de. Yanlış yaptığını biliyordu ama kendini durduramadı. Artık ondan başka hiçbir şey yoktu. Sonra daha fazla yakınlık oldu. Orhan Bey ona “Ayşe” diyordu.

“Ayşe, bir tanem, canım kızım…”

“Beni karısıyla karıştırıyor,” diye düşündü Derya. Kalbi kırılmıştı ama kabullendi. Orhan uyuyakaldı, Derya ise

Rate article
Lifequest
Tek ve Biricik