İşte uyarlanmış hikaye:
Uçakta yanıma oturan bir adam, kilomla dalga geçerek beni aşağılamaktan çekinmedi. Ama uçuşun sonunda yaptığına çok pişman oldu.
Business class. Uzun bir uçuş. Biletimi önceden almış, pencere kenarı bir yer seçmiştim—sadece huzurlu bir yolculuk yapıp biraz çalışmak ve dinlenmek istiyordum. Her şey normal gidiyordu: yolcular uçağa biniyor, valizler bagaj raflarına yerleştiriliyor, hostesler su ikram ediyordu.
Tam yerime yerleşmiştim ki, pahalı bir takım elbiseli bir adam içeri girdi. Elinde deri bir çanta vardı ve kendinden emin bir şekilde yanımdaki koltuğa yürüdü. Önce koltuğa baktı, sonra gözlerini bana çevirdi, yüzünü buruşturdu ve herkesin duyabileceği bir sesle:
“Bu ne biçim iş? Business class’a para verdim, ama kendimi sanki akşamüstü metroda gibi hissediyorum!”
Gözlerini devirdi ve bana küçümseyici bir bakış attı.
“Önemli bir konferansa gidiyorum, hazırlanmam lazım, ama yanıma böyle biri oturunca rahat edemiyorum bile,” diyerek yanıma oturdu.
Ne demek istediğini anlamıştım. Daha doğrusu, kime gönderme yaptığını.
“Böylelerine niye business class’ta yer veriyorlar ki?” diye mırıldandı, kendi kendine ama yine de duyulacak kadar yüksek sesle.
Oturur oturmaz dirsekleriyle bana çarpmaya başladı, adeta memnuniyetsizliğini gösteriyordu. Canım yanıyordu ama daha çok gururum kırılmıştı. Gözyaşlarımı tutarak pencereye döndüm. Böyle yetişkin, görgülü görünümlü birinin bu kadar kaba olabileceğine inanamıyordum.
Tüm uçuş boyunca kasıtlı olarak kıpırdandı, kağıtları hışırdattı, homurdandı ama başka bir şey demedi. Katlandım. Önyargılı bakışlara alışıktım ama bu kadar açık bir nefrete değil.
Ama uçuşun sonunda öyle bir şey oldu ki adam, yaptığına çok pişman oldu! 😲😨 Hikayemin devamını anlatıyorum, umarım siz de beni desteklersiniz ⬇️⬇️
Uçak indiğinde ve çıkış yapmaya başladığımızda, ekonomi sınıfından asistanım yanıma geldi. Saygıyla eğilerek:
“Hanımefendi Demir, otelde check-in yaptıktan sonra direkt konferans alanına geçmek uygun olur mu? Her şeyi hazırladım,” dedi.
Yanımdaki adam donup kaldı. Bakışlarını hissedebiliyordum. Asistan gitti, o ise birden tamamen değişmiş bir ses tonuyla konuşmaya başladı:
“Affedersiniz… siz de mi konferansa gidiyorsunuz? Duyduğuma göre orada çok saygın bir bilim insanı konuşma yapacakmış… Onun da soyadı Demir’miş.”
“Evet,” diye sakin bir şekilde cevap verdim, çantamı alırken, “o benim.”
Şaşkına döndü, rengi attı, bir şeyler mırıldanmaya başladı: “Çalışmalarınızı uzun zamandır takip ediyorum, bilişsel teknolojiler üzerine verdiğiniz konferansı duymuştum…”
Sadece kibarca gülümsedim ve ilk çıkan ben oldum. O ise sanki içindeki hava boşalmış gibi koltuğunda öylece kaldı.
Umarım bu yabancı, bundan sonra insanları görünüşlerine göre yargılamaz.




