Hasta Yaşlı Kadını Torununa Bıraktılar, Sonra Pişman Oldular

Hasta olan büyükannesi, ömrünün son demlerini torununa bıraktılar. Noterde duran vasiyeti öğrenince ise saçlarını yolacaklardı.

“Günaydın, canım,” dedi Lale, telefonun diğer ucundaki kaynanası Meryem Hanım’ın sesini duyunca burun kıvırdı. Eğer o arıyorsa, bu güzel sabahı mahvetmek niyetindeydi demekti.

Lale, Meryem Hanım’a pek tahammül edemezdi. Zaten bu karşılıklı bir histi. Sorun Lale’nin kötü biri olması değildi. Sadece, Meryem Hanım’ın sevmediği büyük oğlu Emre ile evlenmişti ve bu yüzden de istenmeyenler listesine girmişti bir kere.

“Size müjdeli bir haberim var,” diyerek alaycı bir tonla devam etti Meryem Hanım. “Kaynanam, Neriman Hanım, artık sizinle yaşayacak. Hak etmediğiniz o daireyi çalışarak ödeyeceksiniz.”

Lale rahat bir nefes aldı, bu aslında kötü bir haber değildi, kaynanası genellikle çok daha beter şeyler yapardı. Başta, kocasının annesine ne yaptı da bu kadar ters davranıyor diye düşünmüştü, ta ki Emre ona hikâyeyi anlatana kadar.

Emre, Meryem Hanım’ın üç çocuğundan en büyüğüydü. Onu evlenmeden, genç yaşta doğurmuştu ve bu durumdan hep utanç duymuştu. Buna rağmen, üç yaşında bir oğlu olan bu güzel kadın, varlıklı bir dul olan Yakup Bey’i kendine bağlamayı başarmıştı. Evlendikten sonra da iki çocukları daha oldu – bir oğlan, bir kız.

Emre’nin üvey babası zeki ve çalışkan biriydi, 80’lerde bir kooperatif açarak yükselmişti. 90’larda batmamayı başarmış, 2000’lerde ise iyice zenginleşmişti. Çocukları arasında hiç ayrım yapmaz, herkese eşit oyuncak, giysi, yemek alırdı. Ama sopayı da hak edene eşit dağıtırdı.

Meryem Hanım ise çocuklarını ayırırdı. Tokatlar ve çimdikler arasında sık sık Emre’ye şöyle homurdanırdı:

“Niye doğurdum seni böyle kara yağızı? Hep babanın suratına çekmişsin, beyaz tenli çocuklarımın arasında karga gibi duruyorsun.”

Suçsuz çocuk ne yapmıştı ki? Annesine hayat bileti için yalvarmamıştı, üstelik ona koca bulması da onun sayesinde olmuştu.

Yakup Bey, bir gün parkta annesinin azarlamasından sonra ağlayan saçları diken diken olmuş çocuğu görünce yanına gidip teselli etmişti. İşte o an, o huysuz kadınla tanışmıştı.

Koca ve baba olarak Yakup Bey harikaydı, karısını şımartır, çocuklara para konusunda asla kısıtlama yapmazdı. Parası ve ilgisi herkese yetiyordu, Emre hiçbir zaman dışlanmış hissetmedi. Ama küçük kardeşleri, annelerinin kışkırtmasıyla ona sürekli yerini hatırlatmaya çalışırdı.

“Sen bizden değilsin, bizim babamız seni besliyor,” diye bağırırlardı kavga ettiklerinde.

Kız kardeşi Meryem ve erkek kardeşi Alper, üstünlüklerini her fırsatta belli ederdi.

“Biliyor musun, sanırım üvey babam bu ailede bana gerçekten değer veren tek kişi,” diye anlatmıştı Lale’ye Emre, evliliklerinin ilk aylarında.

Genç kadın anlamıştı ki, kaynanasından uzak durmak en iyisiydi, yoksa moralini bozacaktı.

Lale, tanıştıkları gün kaynanasının onu görünce burun kıvırdığını çok iyi hatırlıyordu.

“Aman Tanrım, nişanlı mı? Ama bu sersemden ne beklenir ki?” diye köpürmüştü. “Nasıl isterseniz öyle yaşayın, benim kapımdan içeri giremezsiniz.”

Emre ile Lale evlenip önce bir köşe kiraladılar, sonra da kendilerine bir daire buldular. Yardım istemediler, gözlerine batmadılar. Belki çok zengin değillerdi ama özgürdüler. Aileden sadece Yakup Bey onları ziyaret eder, torun için acele etmelerini söyler, “Çocuk sesini özledim,” diye şaka yapardı.

Evliliklerinin birinci yılında Yakup Bey vefat etti. Cenaze, taziyeler… Emre, sanki öz babasını kaybetmiş gibiydi. Vasiyetin okunacağı gün noterde tüm aile toplandı. Meryem ve Alper, biraz geç kalan Emre’ye şaşkın şaşkın bakıyordu.

“Bu ne arıyor burada?” diye fısıldadılar öfkeyle.

Ama Emre onlara bakmadı bile, resmi olarak çağrılmıştı, demek ki orada olmalıydı. Sonra vasiyetname okundu.

Yakup Bey, malikânesini sevgili eşi Meryem Hanım’a bağışlamış, çocukların her birine ise büyük bir iki odalı daire bırakmıştı. Alper ve Meryem, Emre’nin de kendileri kadar miras aldığını anlayınca büyük bir kavga çıkardı.

“O kim oluyor?” diye bağırdı Meryem, parmağını Emre’ye doğru sallayarak.

“O babamızın değil, neden bu mülkü bu serseriye veriyor?” diye çığlık attı, noterin odasında cadı gibi dönüp durdu. Alper ise avukata yaklaşıp zehir gibi bir soru sordu:

“Acaba babamıza ne kadar ödedi? Bu haksızlığı mahkemeye taşıyabilir miyiz?”

Avukat hemen onların hevesini kursaklarında bıraktı:

“Bu bir bağış sözleşmesi, geri alınamaz. Ama altı ay sonra firmanın geleceğiyle ilgili vasiyet açıklanacak, onu tartışabilirsiniz.”

Kendi evlerine kavuşan Lale ve Emre çok mutluydu. Artık Yakup Bey’in isteğini yerine getirebilirlerdi: çocuk yapmayı düşünebilirlerdi.

Alper ve Meryem’in kötü sözleri Emre’yi biraz üzmüştü ama otuz yıllık hayatında buna alışmıştı. Annesinin neden suskun kaldığını merak ediyordu. İşte bugün pastanın ü

Rate article
Lifequest
Hasta Yaşlı Kadını Torununa Bıraktılar, Sonra Pişman Oldular