Neşeli ve şen şakacı bir kız olan Ayşe, şakasız bir gün bile geçiremezdi. Okulda hep espri yapar, şakalar yapardı, erkekler de onu bu yüzden severdi. Üniversitedeyken de mizah grubundaydı. Erkek arkadaşlarını da espri anlayışı olanlardan seçmeye özen gösterirdi.
“Ayşe, çok sık erkek değiştiriyorsun,” dedi bir gün üniversiteden arkadaşı Zeynep. “Biriyle çıkıyorsun, sonra öbürü… Şimdi de üçüncüsüyle görüşüyorsun.”
“Zeynep, biliyorsun benim için en önemli şeylerden biri espritir. Şakasız yaşayamam. Ben ne yapayım, karşıma hep böyle tipler çıkıyor: Kaan hiç gülmezdi, Mert ise parmağımı göstersem gülmekten yere yatar. Bu da fazla!” diye açıkladı.
“Senin aradığını bulman biraz zaman alacak gibi,” diye güldü Zeynep.
“Eğlenmeyi, şaka yapmayı seviyorum. Yanımda da benimle gülebilecek biri olsun istiyorum,” dedi Ayşe.
“Ayşe, hayat şaka değil ki! Ben mesela ciddi birini isterim yanımda, şakalar falan… bana göre değil,” dedi Zeynep kararlı bir ifadeyle.
“Biz farklıyız Zeynep. Ben hem şaka yapabilen hem de kendisine gülebilen, pozitif insanları seviyorum. Etrafta morali yüksek insanlar olması çok güzel. Önemli olan şakaların çizgiyi aşmaması,” diye düşündü Ayşe.
Ayşe, 1 Nisan’ı çok severdi çünkü herkesin şakalaştığı, kimsenin alınmadığı bir gündü. Üniversitedeyken de, ofiste çalışırken de mutlaka birini şaşırtmaya çalışırdı. Ama kendisine yapılan şakaları hemen anlar, tuzağa düşmezdi. Karakteri böyleydi işte.
Sevgilileri olmuştu elbet, ama Kaan gerçekten çok ciddiydi, en basit espriye bile gülmez, üstelik hemen alınırdı. Bu yüzden Ayşe ondan kısa sürede ayrıldı. Mert başta iyiydi, şakalarına güler, komedi programlarını birlikte izlerlerdi. Fakat sonradan bazı esprilere hiç tepki vermediğini fark etti ve ilişkileri yavaş yavaş bitti.
**Ayrılık**
Sonra Deniz’le tanıştığında, bu sefer doğru adamı bulduğunu sandı. Tabii ki şakalaşabileceği biriydi, onsuz olmazdı. Bir 1 Nisan günü, evde köşeye saklandı, o geçerken “Uuuu!” diye çirkin bir suratla karşısına çıktı. Şaka pek işe yaramadı, Deniz korkmadı ama Ayşe ondan bir karşılık bekliyordu.
İşin garibi, Deniz o gün hiç şaka yapmadı. Ama ertesi gün, Ayşe odadan çıkarken ellerinde iki fincan kahve ve bir çikolata taşıyordu ki, Deniz önüne gerçeğe benzeyen, hareket eden bir oyuncak yılan attı. Korkudan irkilen Ayşe tepsiyi yere düşürdü, kahve her yere saçıldı.
“Deniz, sen ne yapıyorsun? Bu kadar korkutulur mu? Kahve sıcaktı, iyi ki üstüme dökmedim!” diye çıkıştı.
Deniz sakin sakin cevap verdi:
“Ne var bunda? Sadece karşılık verdim. Bu kadar korkacağını bilmezdim.”
O gün biraz tartıştılar ama barıştılar. Ancak bir ay sonra Deniz yine “şaka” yaptı ve bu sefer canlı küçük bir yılan getirdi. Zehirsizdi ama rengârenkti, arkadaşından ödünç almıştı. Ayşe çayını içerken yılanı önüne fırlattı. Yılan kendine doğru sürününce çığlık atarak sandalyeye çıktı, çayı da üstüne döktü.
Deniz güldü, yılanı alıp kutuya koydu.
“Bu kadar korkacak ne var? Solgun benzin kalmış. Mehmet’ten aldım. Sen şakaları seviyorsun ya, ben de şaka yaptım.”
“Böyle şaka mı olur?! Al yılanını ve eşyalarını, çık git evimden. Ciddi söylüyorum. Defol.”
Böylece ayrıldılar. Ayşe şakaları severdi ama zararsız, insanın ödünü koparmayan şakaları. Zaten genelde kendisine yapılan şakaları anlardı, kolay kolay tuzağa düşmezdi. İş arkadaşları bunu bilirdi, sık sık onları şaşırtırdı. Öyle ciddi bir yüzle şaka yapardı ki, kimse anlamazdı şaka mı yoksa gerçek mi söylüyor diye. Ama ne kadar uğraşsalar da, onun kadar başarılı olamazlardı.
Bu ciddi ifadesini bolca kullanırdı. Mesela iş arkadaşı Alper’e öyle bir suratla saçma bir şey söylerdi ki, Alper hemen kontrol etmeye koşardı. Ama hiç kızmazdı, sonra kendi de karşılık verirdi. Özellikle 1 Nisan’da kimin önce şaka yapacağına dair tatlı bir yarışları vardı.
Alper’le mesai arkadaşıydılar, Ayşe ona hep öyle baktı, hiç bir erkeğe baktığı gibi bakmamıştı. Belki de bu eğlenceli yarışlar günlerinin tek renkli yanı olduğu içindi.
**1 Nisan**
O 1 Nisan günü Ayşe işi iyi yaptı. Elmalı kek getirmişti, hem de kendi pişirmişti. Ama bir tanesini Alper için saklamış, içine bolca tuz ve biber dökmüştü.
“Alper, kahve içelim mi? Hatta kek bile yaptım, bak,” diyerek önünde tuttuğu tabağı gösterdi. Diğerlerine normal kekleri dağıttı, Alper’e özel olanı verip uzaklaştı.
“Kahve güzel de kendim alırım, senden her şey beklenir!” diye güldü Alper, keke dikkat bile etmedi.
Kahvesini içerken bir ısırık aldı, sonra ikinciyi… Ağzını eliyle kapayarak hemen odadan fırladı.
“Ayşe, yine mi şaka yaptın? Bize de mi bir şey koydun?” diye endişeyle sordular bazıları.
“Yok yok, sizinkiler normal!” diye kahkaha attı Ayşe.
Alper geri döndüğünde ciddi birAlper o gün öğle yemeğini bile unuttu, ama akşam Ayşe’ye sürpriz bir şaka hazırlamak için sabırsızlanıyordu.




