Bir zamanlar, ormanın kenarında akan bir derenin yanına kurulmuş küçük bir köyde sıcak ve sessiz bir sabah başladı. İneklerin böğürtüler, köpeklerin uykulu havlamaları duyuluyordu. Derelerin ötesinde, ormanın üstünde karanlık bulutlar toplanmıştı.
Nazife, yaz sabahlarını severdi. Evinde yalnız yaşayan Nazife’nin annesinden kalan bu evde birkaç tavuğu ve uysal köpeği Karabaş’tan başka kimsesi yoktu. Annesi on yıl önce vefat etmişti. Otuz yaşlarında, ince yapılı bir kadın olan Nazife, şimdi kuyunun başında iki eliyle zorlanarak su çekiyordu. Ağır kovaları kaldırıp, evine doğru yürüdü.
**Nazife ile Zakir** yalnızca altı ay evli kalabilmişlerdi. Uzun boylu, güçlü kuvvetli Zakir, bu bölgenin ormancısıydı. Şehirden lüks arabalarla gelen kaçak avcıların korkulu rüyasıydı. Belki de ormanda böyle bir grupla karşılaştı, kimse tam bilemedi. Onu öldürdüler. Uzun süren soruşturmaya rağmen suçlular bulunamadı ve Zakir toprağa verildi.
O günden beri Nazife yalnızdı. Komşu köylerden bile talip çıktı, ama o, sevmeden evlenmek istemedi. Yine de, teknisyen Gökhan’dan hoşlanıyordu. Zakir’e biraz benzeyen Gökhan da onun gibi iri yarı, sakin ve ısrarcı olmayan biriydi. Nazife sık sık onun sıcak bakışlarını yakalıyor, hemen gözlerini kaçırıyordu.
Kocasını kaybettiğinde Nazife uzun süre yas tuttu.
—Keşke Zakir’den bir çocuğum olsaydı. Şimdi onun bir parçası yanımda olurdu. Bu mutluluğu tadamadım. Şimdi yalnız olmazdım, diye düşündü. Anne olma içgüdüsü vardı, ama kendini adayacağı biri yoktu.
**Çiftçinin Oğlu**
Köyde yaşayan Serkan, asi ve küstah bir gençti, sık sık içki içer, Nazife’nin işten döndüğü saatlerde onu evinde beklerdi. Bir keresinde aşkını itici ve kaba bir dille itiraf bile etmişti. Nazife onu itmiş, avludaki küreği kapmıştı.
—Bir adım daha atarsan, başını ikiye yararım! diye sertçe uyarmıştı. Serkan, o bakışları görünce ürküp geri çekilmişti.
Babasıyla yaşayan Serkan’ın babası zengin bir çiftçiydi. Annesini genç yaşta kaybeden Serkan, babasının zalimliği yüzünden köylülerin dediğine göre annesini kahrından öldürmüştü. Serkan da karakter olarak babasına çekmişti, ama çalışmaya hiç niyeti yoktu.
Köyün genç kızları bu sürekli sarhoş gençten korkardı. Bir gün, bir delikanlıyı öyle bir dövmüştü ki hastaneye kaldırılmıştı. Karakoldan gelen polis soruşturma açmış, ama sonuçta sadece para cezası kesilmişti. Aslında bu, sus payından başka bir şey değildi. Zengin çiftçiyle uğraşmak istemeyen köylüler susmuştu.
Bir gece köy alevler içinde kaldı. Çiftçinin büyük evi ve ahırlar yanıyordu. Hayvanlar biri tarafından özenle dışarı çıkarılmıştı. Soruşturmalar yapıldı, ama yangının sebebi elektrik devresine bağlandı. Çiftçi evden çıkamamıştı. Serkan ise o gece köyde değildi, bir kadının yanındaydı.
Nazife derin bir nefes aldı.
Bir süre sonra Serkan’ın şehre gittiği, orada arkadaşları olduğu dedikodusu yayıldı. Nazife rahatlamıştı.
—İyi ki gitti, diye mırıldandı.
**İstenmeyen Misafir**
Zaman geçti. Nazife kovalarla merdivenleri çıktığında, evin kapısının aralık olduğunu fark etti.
—Galiba giderken tam kapatmadım, diye düşündü. İçeri girdiğinde, evin kapısının da açık olduğunu gördü.
Nefesini tutarak dinledi. Burnuna sigara ve rakı kokusu geldi. Kovayı yere bıraktı, odaya girdi ve köşedeki yatakta bir adamın uyuduğunu gördü. Korkudan geri adım attı, ama yakından bakınca Serkan olduğunu anladı.
—Tanrıya şükür, hırsız değil, diye geçirdi içinden.
Omzundan sertçe itti. Serkan gözlerini araladı.
—Kalk şuradan! Buranın sahibi sen misin? diye bağırdı. —Ya şimdi kalkarsın, ya da bütün köyü ayağa kaldırırım!
—Sabahın bu saatinde neredeydin sen? Evde mi kalmadın? diye sordu Serkan.
—Sana hesap mı vereceğim? Defol git! diye öfkelendi Nazife.
—Bağırma öyle, çocuğu uyandıracaksın, diyerek küçük odaya doğru başını salladı.
Nazife perdenin arkasına baktı. Küçük bir çocuk kıvrılmış uyuyordu. Şaşkınlıkla donakaldı.
—Bu çocuk da kim? diye fısıldadı.
—Oğlum, Tuna.
Serkan başını öne eğdi, ellerini yüzüne sürdü.
—Birkaç gün kalabilir miyiz? İşlerimi halledeyim, diye mırıldandı.
Nazife kesin bir dille reddetti. Tam o sırada arkasından ince bir ses duydu:
—Teyze, su istiyorum.
Dönüp baktığında Nazife’nin kolları güçsüz düştü. Çocuğu mutfağa götürdü, su verdi.
—Benimle kal, Nazife. Yalvarırım. Sadece birkaç gün, diye mırıldandı Serkan.
Nazife yalnızca Tuna için izin verdi. Çocuk sessiz ve içine kapanıktı. Gülümsemesi yalnızca Karabaş’la oynadığında görülüyordu.
Serkan birkaç gün sonra ortadan kayboldu. Bir gece Nazife evine döndüğünde her şeyin altüst olduğunu gördü. Eşyalar dağıtılmış, paralar çalınmıştı. Tuna elini tutup,
—Teyze, ağlama. Bunu babam yaptı.Sonra bir gün Gökhan, Nazife’nin kapısını çaldı, uzun süredir sakladığı duygularını itiraf etti ve küçük Tuna’nın da sevinçle boynuna sarıldığı o gün, Nazife artık kocasız ve çocuksuz bir hayatın sona erdiğini, gerçek bir aileye kavuştuğunu anladı.




