Sekiz yıl süren aşktan sonra aniden gitti… “Böyle daha iyi olacak” dedi.

Sekiz yıllık aşkın ardından öylece gitti… “Böylesi daha iyi” dedi.

Merhaba. Adım Elif, 27 yaşındayım ve İstanbul’da yaşıyorum. Şu an ruhumun çığlık attığı ama kimsenin duymadığı o boşluktayım. Başıma gelenler sıradan, hatta basit bir hikâye gibi görünebilir. Eminim binlercesi var. Ama acı sana dokunduğunda ne sıradan ne de alışılmış geliyor. İçini parçalıyor, uykularını çalıyor ve sabahları nasıl kalkacağını bilemiyorsun.

Sekiz yılımı, sonsuza kadar benim olacağını düşündüğüm bir adamla geçirdim. Adı Emir’di. Tanıştığımızda daha 19 yaşındaydım ve o günden sonra hiç ayrılmadık. Birlikte her şeyi atlattık: ilk kiralık evimiz, öğrenci yokluğu, sınav geceleri, ilk işler, ilk hatalar… Beraber büyüdük. Beni herkesten iyi tanırdı. İnanıyordum ki bir şey sonsuzsa, o da bizdik.

Sonra, bir hafta önce, her şey bitti.

Öylece yanıma oturdu ve dedi ki:
“Elif, ayrılmamız gerekiyor. Artık bir geleceğimiz olduğunu hissedemiyorum. Seni seviyorum ama bu artık aynı değil… Doğrusu bu. İkimiz için de daha iyi olacak.”

Donakaldım. Odada nefes alacak hava kalmadı sanki. Ne olduğunu anlamadım. Kavga etmiyorduk. Aldatma yoktu. İhanet, yalan, dram… Hiçbiri. Mutluyduk, en azından ben öyle sanıyordum. Her gün beni sevdiğini söylerdi. Her akşam kollarında uyurdum. Bütün bunlar yalan mıydı?

Sordum: “Bir başkası mı var?”

Gözlerini kaçırdı: “Hayır. Sadece… her şey değişti. Açıklayamam. Artık eskisi gibi hissetmiyorum.”

Ben ise hâlâ hissediyorum. Onu seviyorum. Delice, gençlik aşkı gibi değil; derinden, sakin, nefes almak gibi… O benim ailemdi. Benim insanımdı. En azından öyle sanıyordum.

Kafamda binlerce soru. Yalan mı söylüyor? Bir başkasına mı âşık oldu? Yoksa ilişkimizde sıkışıp korktu mu? Belki birisi ona “Otuzunda hayat yeni başlıyor” dedi de beni eski bir sayfa olarak görüp atmaya mı karar verdi?

Peki neden doğruyu söylemedi? Neden beni bu boşlukta bıraktı, her şey yıkılırken tutunacak tek bir dal vermedi?

Konuşmaya çalıştım. Açıklaması için yalvardım. Anlamak istedim. En azından bir şans vermesini, hislerimizi kurtarmayı denemesini istedim. Ama o sakin, fazla sakin. O sakinlik beni öldürdü.

Dedi ki:
“Bu yolun sonuna geldik. Kimseyi suçlama.”

Ama suçlu yoksa, neden cezalandırılmış gibi hissediyorum?

Şimdi yalnızım. Eve geldiğimde her şey onu hatırlatıyor. İşte yıkamadığı kahve fincanı. İşte atamadığım yastığı. İşte çöpe atamadığım diş fırçası. Evdeki sessizlik bile onun sesiyle dolu.

İşe gidiyorum, gülümsüyorum. Herkes her şeyin yolunda olduğunu sanıyor. Ama içim öyle boş ki…

İnternette başkalarının hikâyelerini okuyorum. Aldatanlar, kayıplar, çocuklu boşanmalar… Kendime “Acın en kötüsü değil, atlatırsın, zaman geçer” diyorum. Ama zaman geçmiyor.

En acısı kaybetmek değil, anlayamamak. Biz bir bütündük. Nasıl böyle çekip gidebildi? Açıklamadan, kurtarmaya çalışmadan… Sekiz yıl sevip nasıl bir çizgi çekebildi?

Acındırmak için yazmıyorum. Sadece bu sessizliği, bu anlaşılmazlığı nasıl atlatacağımı bilmiyorum. O cevapsız soru: **Neden?**

Bunu okuyup benzerini yaşayan varsa, nasıl atlattığını söylesin. Yeniden nasıl inandınız ki aşk kapris değil, gerçek bir şeydir?

Şimdilik ne yapacağımı bilmiyorum. Ama şunu biliyorum: Ben sahte değildim. Sevdiğim gerçekti. Ve eğer o bunu koruyamadıysa, asıl kaybeden odur. Çünkü ben hâlâ sevebiliyorum. Oysa o… sadece kaçtı.

**Bugün öğrendim ki:** Bazen en büyük acı, anlam veremediğindir. Ama insan, cevapsız sorularla da yaşayabilirmiş. Zaman geçecek belki… Ya da belki geçmeyecek. Ama yaşayacağım. Çünkü sevmekten vazgeçmek, kendinden vazgeçmek demek.

Rate article
Lifequest
Sekiz yıl süren aşktan sonra aniden gitti… “Böyle daha iyi olacak” dedi.