Yaşadığım yalnızlık yıllarından sonra, sonunda birbirimizi bulduk ve şimdi gerçekten mutluyuz!
Benim adım Aylin, 54 yaşındayım. Uzun bir süre, aşk hayatımın bittiğine inanmıştım. Acı ve aşağılayıcı bir boşanmanın ardından, tam on yıldan fazla yalnız yaşadım. Kızımı büyüttüm, hafta sonları bile çalıştım, gündelik işlerle uğraştım ve hep şu düşünceyle yaşadım: “Benim yaşımdaki kadınlar için aşkın zamanı geçti.”
Artık evdeki sessizliğe, televizyon karşısında yalnız içtiğim çaya, kimsenin “Özledim” diye aramayacağı akşamlara alışmıştım. Ta ki bir gün, mutfakta kahvemi yudumlarken, bir sohbet sitesine göz atana kadar. Sadece vakit geçirmek için açmıştım. Derken, orada bir erkeğin yazdığı kısa ama içten bir mesaj gördüm. “Her sabah yalnız uyanmak çok zor,” diyordu. “Kimsenin seni beklemediğini bilmek korkutucu. Keşke bir kez daha gerçek bir sevgiyi hissetsem.”
Bu sözler yüreğime dokundu. Sanki benim duygularımı bir başkası yazmış gibiydi. Fazla düşünmeden ona birkaç samimi, içten kelime yazdım. Belki biraz umut veririm diye düşünmüştüm. Hiç beklemediğim bir hızla cevap geldi. Adı Mehmet’ti. Konuştukça anladım ki, kibar, anlayışlı, ince espriler yapabilen ve derin bir ruha sahip biriydi. Her gün yazışmaya başladık, sonra telefonlaşmalar başladı. Onun sesi, monoton günlerimde bir liman oldu.
Farklı şehirlerde yaşıyorduk: o İzmir’de, ben Ankara’daydım. Ama mesafe hiç önemli olmadı. Aramızda güven, şefkât ve bir yakınlık oluştu. Bir hafta sonu için beni Çeşme’ye davet ettiğinde, tereddüt etmeden kabul ettim.
Trene bindiğimde içimde bir heyecan vardı. İstasyona yaklaşırken kalbim hızla çarpmaya başladı. Trenden iner inmez onu gördüm, gözleri beni arıyordu. Birbirimize sarıldık, sanki yıllardır tanışıyorduk. O anda, yalnızlık yılları, korkular, acılar… Hepsi silindi gitti. Tek hissettiğim şey, evime dönmüş gibi olmamdı.
Sahilde el ele yürüdük, küçük şeylere güldük, anılarımızı ve hayallerimizi paylaştık. Bana öyle bir bakıyordu ki, yıllardır kimsenin bakmadığı bir şekilde. İçimde sıcak, tatlı bir ışık yandı. Artık sadece bir anne, bir ofis çalışanı ya da apartman komşusu değildim. Bir kez daha sevilen bir kadındım.
O buluşmadan sonra daha sık görüşmeye başladık. O bana, ben ona gittim. Zaman çalsak bile birkaç gün birlikte olabilmek için uğraştık. Ve gün geçtikçe, her sabah yanında uyanmak, ona kahvaltı hazırlamak, işten dönüşünü beklemek istediğimi fark ettim. Onu sevdiğimi anladım.
Aşk, genç kızlarınki gibi körü körüne değildi. Hayatın zorluklarını görmüş, sessizliğin, saygının, dayanışmanın değerini bilen bir kadının aşkıydı. O, bana yeniden yaşama sevinci veren insan oldu.
Şimdi geriye dönüp baktığımda, onsuz geçen o yıllara inanamıyorum. Bazen düşünüyorum da, ya o ilk mesajı yazmasaydım? Ya Çeşme’ye gitmeye cesaret etmeseydim? Belki de birbirimizin hayatından habersiz, yalnızlığa mahkûm olacaktık. Ama şükür ki kader bize bu şansı verdi ve biz bunu değerlendirdik.
Ona baktığımda içim ısınıyor. Yanımda. Benim. Ve artık şunu çok iyi biliyorum: Yeniden başlamak için hiçbir zaman geç değil. Elli yaşını geçsen bile. Hayat bitmiş gibi görünse bile. Çünkü aşkın yaşı yoktur. O, tam zamanında sessizce gelir. Önemli olan, ona kapını açık tutmaktır.
Teşekkür ederim sevdiğim Mehmet, var olduğun için. Bize inandığın için. Bana yeniden hayatı sevdirdiğin için. Sen benim ışığım, kurtarıcım, mutluluğumsun. Artık gelecekten korkmuyorum. Çünkü biliyorum ki, o gelecekte sen varsın.




