Daha Farklı Bir Yarının Kapılarını Açmak

Eskiden, bir zamanlar, yine güne yüksek sesli kavgalarla uyandı Elif. Mutfaktaki gürültü, her zaman olduğu gibi annesiyle babasının ve onların akşamdan kalan sarhoş arkadaşlarının sesleriydi. Dokuz yaşındaki bu kız çocuğu, hayatında hiçbir güzellik görmemişti. Sevgi dolu ailelerin varlığını biliyordu ama kendisi böyle bir şeyi hiç tatmamıştı.

Eskimiş ve yıkanmamış elbisesini giyip sessizce mutfağın önünden geçti, kimseye görünmeden. Ama kimse onu fark etmedi bile. Yerde boş şişeler, masada sarhoşlar vardı.

“Kaçmalıyım, bu gürültüyü duymak istemiyorum,” diye düşündü Elif.

Hemen evden çıkıp arka bahçedeki eski hamamın arkasına saklandı. Burası onun güvenli yeriydi. Sessizdi ve ailesinin çığlıkları buraya ulaşmıyordu. Sık sık dizlerini kollarına sarıp küçük bir yumak gibi burada otururdu.

Karnı çok acıkmıştı, açlıktan ağladı. Gözyaşlarını yüzüne sildi. Hatırladığı kadarıyla ailesi hep içerdi. Kavgalar, bağrışmalar, kırılan tabaklar, hatta dövüşler… Hayatı hep böyleydi.

Şimdi yazdı, hava sıcaktı ve kaçabiliyordu. Ama kışın okuldan döner, derslerini yapar ve kavga sesleri duyduğunda odasında yatağın arkasına saklanırdı. Sesler kesilene kadar beklerdi. Korkardı, çünkü bazen öfkeyle ona da vururlardı.

Zaman geçiyor, ama onun hayatı değişmiyordu. Evde hep yiyecek kıttı. Az yemeye alışmıştı, çok zayıftı. Bu yaz her zamankinden daha zordu. Eskiden annesinin bazen ayık olduğu anlar olurdu, ama şimdi hiç yoktu.

Büyükannesi ve büyükbabası yoktu. Babası yetimhanede büyümüştü, büyükannesi ise Elif doğduğunda ölmüştü. Komşular ona acır, okuldaki kızlar paylaşırlardı yemeklerini, incitmezlerdi.

O gün de hamamın arkasında oturmuş, iç geçiriyor ve hayal kuruyordu:

“Belki yakında annemle babam kavga etmez. Keşke yarın farklı olsa, daha iyi olsa…”

Hıçkırıklarını durdurunca başını kaldırdı ve komşunun bahçesindeki armut ağacında olgunlaşmış armutları gördü. Büyük değillerdi, ama bazılarının bir yanı pembeydi. Büyülenmiş gibi bakıyordu, açlığı dayanılmazdı.

“Keşke birini koparıp yiyebilsem. Acaba bahçeye girsem beni görürler mi? Yakalanırsam hırsız derler.”

Uzun süre düşündü. Ağaçların arasından iki katlı eski bir ev görünüyordu. Orada yaşlı bir kadın yaşardı. Birkaç kez onu kapısından çıkarken görmüştü.

“Acaba bu kadar büyük bir evde tek başına mı yaşıyor?”

Elif’e ev büyük geliyordu çünkü kendisi küçüktü. Evin üst katında Leyla Hanım oturuyordu, bu yıl elli sekiz yaşına girmişti. Dışarıdan sert görünürdü, yılların emekli polis memuru izlerini taşıyordu.

Birden yerde birkaç düşmüş armut gördü. Dayanamadı, çürümüş tahta parçasını kaldırıp bahçeye girdi. Hızlıca yerden bir armut aldı ve ısırdı. Daha lezzetli bir şey yememişti. Üçüncü armudu yerken, fark etmeden yanına Leyla Hanım’ın geldiğini görmedi.

“Merhaba kızım,” dedi kadın, sakin bir sesle.

Elif ürktü, korkudan büzüldü. Yakalandığını düşündü, şimdi cezalandırılacaktı. Yavaşça başını kaldırdı, gözleri yaşlıydı.

Ama Leyla Hanım’ın sıcak bakışlarını görünce ağlamadı, usulca cevap verdi:

“Merhaba.”

“Adın ne senin?” diye sordu kadın eğilerek.

“Elif.”

“Anladım Elif. Açsındır belli. Benimle gelir misin? Tam çay içip reçel yiyecektim. Bana eşlik eder misin? Bana teyze Leyla diyebilirsin.”

Şaşkınlıkla baktı. Misafirliğe davet edilmişti, hareket bile edemedi.

“Hadi kızım, gel,” diye tekrarladı kadın yumuşak bir sesle.

Evin içi tertemiz, sıcaktı. Elif böylesini hiç görmemişti.

“Şurada ellerini yıka, sonra sofraya otur.”

Leyla Hanım masaya kurabiye, reçel, peynirli tostlar koydu. Elif’in iştahla baktığını görünce, “Utangaç olma, istediğin kadar ye,” dedi.

Elif aç gözlülükle yedi. Leyla Hanım ona bakarken içi burkuldu.

Kendisi iyi bir hayat geçirmişti. İyi bir işi, eşi (dört yıl önce vefat etmişti), emekli maaşı vardı. Ama çocuğu olmamıştı. Hep istemişti. Şimdi Elif’i görünce içi acıdı.

Doyunca Elif gülümsedi, teşekkür etti.

“Ailen nerede, neden saklanıyordun orada?” diye sordu Leyla Hanım dikkatle.

Elif omuz silkti, evin yönünü işaret etti.

“Evde… yalnız değiller.” Gözleri doldu.

“Benimle istediğin zaman gelebilirsin. Tek başımayım, zamanım bol. Ne dersin, fotoğraf albümümü göstereyim mi?”

Elif başını salladı. Gitmek istemiyordu.

Teyzesi onu öğle yemeğine de davet etti, birlikte gözleme yediler.

İşte böyle başladı dostlukları.

Beş gün boyunca Elif her sabah geliyor, beraber yemek yiyorlar, sohbet ediyorlardı. Yaşlı kadın ve küçük kız birbirlerine bağlanmıştı. İkisinin de güvenecek kimsesi yoktu.

Leyla Hanım ona yeni elbiseler aldı, reçelli çaylar ikram etti. O da anlattıkça anlattı hayatından.

Elif ilk defa sıcak bir yuva bulElif artık yalnız değildi, çünkü teyze Leyla onun için bir anne olmuştu ve birlikte geçirdikleri her gün, yarının gerçekten farklı olacağını hissettiriyordu.

Rate article
Lifequest
Daha Farklı Bir Yarının Kapılarını Açmak