Dostların Buluşması

**Dostların Buluşması**

İkinci sınıfa giderken Mert artık başka bir köyde, yeni bir okula başlamıştı. Babasının annesine anlattıklarını duymuştu:

“Gül, asker arkadaşım Mehmet mektup yollamış, hatırlıyor musun? Tatbikatta bacağım kırıldığında beni sırtında taşımıştı.”

“Eee, peki?” diye sordu annesi Ayşe, ama babası süslüyordu. “Gel de bir şey söyle, bu kadar susma yani!”

“İşte, bu Mehmet bizim köye taşınmamızı öneriyor. ‘Burada iyi geçiniyoruz, sen tamircisin, sana ihtiyaç var, sen de veteriner olarak iş bulursun’ diyor. Bizim köyün muhtarı ise hiç işe yaramıyor, her şeyi boş verip içkiye düşkün.”

“Belki de iyi olur. Ben de onunla didişmekten bıktım,” dedi Ayşe.

Taşındılar. İkinci sınıfta Mert’in sıra arkadaşı, burnunda çiller olan hareketli çocuk Emre oldu. Hemen kaynaştılar. Ön sırada ise Elif oturuyordu; sarı saçları alnına kıvrım kıvrım düşen, uzun saçları örgülü bir kızdı. Emre’nin komşusu olduğundan okula birlikte gidip geliyorlardı. Emre, kimseye ona dokundurtmazdı ve Mert’e her fırsatta ciddi ciddi:

“Elif büyüyünce benim karım olacak!” derdi. Mert de gülerdi: “Daha büyüyelim önce!”

Ama Emre, okul çıkışı Elif’in çantasını alır, üçü birlikte eve giderlerdi. Mert bu köyde yaşamayı sevmişti. Okuldan gelir gelmez ödevlerini bitirir, sonra koşarak sokağa çıkardı. Köyün çocuklarıyla vakit geçirir, ne yaparlarsa yaparlardı.

Üç yıl böyle geçti. Sonra beklenmedik bir şey oldu: Mert’in annesi hastalandı ve bir süre sonra hayatını kaybetti. Mert, üzüntüsünden köşeye büzülür, ağlardı:

“Annem olmadan nasıl yaşarım?” diye düşünürdü.

Ayşe’yi toprağa verdiler. Artık Gürkan ile oğlu yalnızdı. Tabii anne yokken her şey zordu. Babası tatsız çorbalar yapar, yemek yapmayı pek bilmezdi. Ödevlerini kontrol etmezdi, bütün gün işteydi, akşam yorgun argın gelir, mutfağa dalardı.

Yarım yıl sonra Gürkan, komşu köyden Zeynep’i eve getirdi.

“İşte oğlum, bu Zeynep. Artık bizimle yaşayacak, karım oldu. Onu dinleyeceksin,” dedi, oğlunun saçlarını okşayarak.

Mert, Zeynep’i hiç sevmiyordu. Hatta Emre ve Elif bile ona üzülmüşlerdi.

“Annem diyor ki, senin üvey annen çok kötü biri,” diye fısıldadı Elif. “Komşuyla konuşurken duydum. Köyde kimse onunla evlenmemiş, senin baban da kafayı takmış.”

“Boş ver Elif, belki doğru değildir,” dedi Emre, ama Mert biliyordu ki Zeynep’i hiçbir zaman annesi gibi sevmeyecekti.

“Bakalım, zaman gösterecek,” diye cevap verdi Mert, büyümüş gibi.

Köylüler biraz dedikodu yaptı, sonra vazgeçtiler. Zeynep, Mert’e hiç ilgi göstermedi, kendi çocuğu yoktu. Onun ne yaptığı, nasıl okuduğu umurunda değildi. Mert de içinden hissediyordu ki Zeynep ondan nefret ediyor.

Derken Zeynep bir oğlan doğurdu: Alper. Artık herkes ona bakıyordu, Mert unutulmuştu. Bir akşam, babasına şikayet ederken yakaladı onu:

“Gürkan, iki çocukla çok zorlanıyorum. Mert tembel, hiç yardım etmiyor, bir de bana karşılık veriyor!” Mert şaşırmıştı, hiç öyle bir şey yapmamıştı. Ama babası inanmıştı.

“Artık büyüdü, nineye götür onu,” diye diretmişti Zeynep.

Gürkan, karısını dinledi ve Mert’i geldikleri köye götürdü. Ayşe’nin annesi, Büyükanne Fatma oradaydı. Mert, arkadaşlarından ayrılırken üçü de ağladı, mektuplaşacaklarına söz verdiler. Birkaç mektupla kaldı, sonra unuttular.

Büyükanne Fatma, torununu çok seviyordu. Mert, kızı Ayşe’nin bir hatırasıydı. Komşularında ise Selim ile eşi Leyla ve kızları Duru oturuyordu. Duru, Mert’ten beş yaş küçüktü ama ona çok bağlanmıştı. Leyla, Mert’in annesi Ayşe’nin arkadaşı olduğundan ona içten davranıyordu. Selim de Mert’i severdi.

Mert, tamir işlerine meraklıydı. Selim’in kitaplarını karıştırır, bir şeyler öğrenirdi. Selim’in elleri altından çıkardı; evin pervazlarını kendi boyamış, mobilyalarını kendi yapmıştı. Tamir zamanı Mert’i yanına çağırır, ona bir şeyler öğretirdi.

“Gel bakalım Mert, şuna bir el at. Yarın balığa gidiyoruz, erken kalk,” derdi gülerek.

Mert, Selim’e minnettardı. Leyla ise sürekli yemek yapar, Büyükanne Fatma ile Mert’e ikram ederdi.

“Leyla, yine ne getirdin? Kendiniz için tutun!” diye nazlanırdı Fatma teyze.

“Teyzeciğim, hep fazla yaparım, size de düşer,” diye gülerdi Leyla.

Duru da Mert’e bağlanmıştı. Okula birlikte gider gelirlerdi. Ona abisi gibi davranırdı, kıza her konuda yardım ederdi.

Mert, üniversiteyi kazandı, tatillerde köye gelirdi. Mezun olup işe başladığında, bir gün evin yolunda Duru’ya rastladı. O da üniversiteyi kazanmıştı. Uzun zaman sonra görüşüyorlardı.

Mert donup kalmıştı.

“Duru! Büyümüşsün be! Güzel mi güzel olmuşsun!” diye kucakladı onu.

“Kızımı düşürme!” diyen Leyla’nın sesini duydu.

“Merhaba teMert ve Duru o günden sonra bir daha hiç ayrılmadılar, hayatlarını birlikte gülümseyerek geçirdiler.

Rate article
Lifequest
Dostların Buluşması