—Oğluma bu güzel bayram için teşekkür ediyorum!— dedi kayınvalidem, masanın başında, ki o masayı tam 12 saat boyunca ben hazırlamıştım! Cevabımı tam bir yıl sonra aldılar.
Evet, bu tabloyu biliyorsunuz, değil mi? 31 Aralık. Herkesin evinde her şey hazırdır, ama benim mutfağım tam bir savaş alanı. Sabahın altısından beri ayaktayım. Evin havasında çam ağacı kokusu yok; kızarmış yağ, haşlanmış patates ve sessiz çaresizliğim var.
Ocakta paça çorbası kaynıyor, fırında elmalı ördek, masada ise Rus salatası ve “şuba” için yığılmış sebzeler. Kısacası, standart yılbaşı menüsü, ki akşama doğru hepsinden tiksinirsiniz. Ama benim sevgili ailem, tabii ki, “kabul komisyonu” rolünde.
Kocam kanepede uzanmış, önemli bir tavırla sesleniyor: “Ayşe, Rus salatası için patatesler fazla pişmiş olmasın?” Yardım sıfır, ama kontrol zirvede! Yetişkin çocuklarım, oğlum ve gelinim, telefonlarına gömülmüş, saatte bir mutfağa dalıp sucuk dilimleri aşırmakla meşgul.
Ve tabii ki, komisyonun başında kayınvalidem, Fatma Hanım. Adım adım peşimde dolanıp “paha biçilmez” tavsiyeler veriyor: “Ayşecim, mayonezi en son eklemelisin, unutma! Maydanozları da daha ince doğra.” Ah, kızlar, keşke o maydanozu başına serpeydim! Ama sustum. Sabrettim. Çünkü ben iyi bir eş ve gelinim, “yılbaşı mucizesi” yaratmalıyım. Ya da öyle sanıyordum.
Ve işte, masal gibi, saat 11’i vurdu. Masa göz kamaştırıyor. Her şey parıldıyor, ışıl ışıl. Ben, limon gibi sıkılmış, bir sandalyeye çöküyorum. Bilir misiniz o hissi? Ellerim ağrıyor, belim doğrulmuyor, tek isteğim şampanya içmek değil, yüzümü salataya gömmek ve uyumak.
Herkes yerini aldı, şık, bakımlı. Şampanyalar dolduruldu. Ve tam o anda kayınvalidem, ciddi bir ifadeyle kadehini kaldırdı. Ben de saf saf düşündüm: Acaba şimdi teşekkür edecek mi? Tabii ki hayır!
—Sevgili ailem!— diye başladı. —Eski yılı uğurlamadan önce, bu kadehi harika oğlum, evimizin direği için kaldırıyorum! Sana teşekkür ederim canım oğlum, bu güzel sofrayı hazırladığın için!
Kızlar, kulaklarım çınladı. Herkes neşeyle “Şerefe!” diye bağırdı, kadehler şakırdadı. Kocamın göğsü kabardı, bir kartal gibi gururlu! Tabii, övülen oydu, ben değil.
Bana gelince? Sıfır ilgi. Kimse, evet kimse bile yüzüme bakmadı. Sanki ördek kendi kendine fırına atlamış, salatalar havadan belirmişti.
İşte o an bir şey değişti içimde. Bir düğmeye basılmış gibi. Kırılmış mıydım? Kelimeler yetmez! Ağlamadım. Kavga çıkarmadım. Hayır. Bütün yorgunluğum gitmiş, yerine buz gibi bir netlik gelmişti.
Onların mutlu, çiğneyen yüzlerine baktım ve anladım: Bu, “ücretsiz hizmetçi” rolündeki son yılbaşımdı.
O yıl boyunca bu düşünceyle yaşadım ve içimi ısıttı. Mükemmel bir eş gibi göründüm: Gülümsedim, yemek yaptım, ama içimde bir plan vardı.
Gerçek, kadınsı, sinsi bir plan. Her ay maaşımdan küçük bir miktarı “Ruhsal Denge Fonu” adını verdiğim hesaba yatırdım.
Yazın yılbaşı konusu açılınca, esrarengiz bir gülümsemeyle, “Daha yılbaşına çok var!” dedim. Kocam hiçbir şeyden şüphelenmedi. Kayınvalidem, sevgili bedava aşçısının yine her şeyi hazırlayacağına emindi. Saf mıydı ne?
Ve işte, aralık başında planım olgunlaştı. 365 gün boyunca hayalini kurduğum şeyi yaptım.
Kendime bir tatil bileti aldım. Öyle sıradan bir yer değil—havuzlu, masajlı, tam pansiyonlu lüks bir kaplıca oteli.
30 Aralık’tan 10 Ocak’a kadar. Ödemeyi yaparken, özgürlük bileti alıyormuş gibi hissettim. Anlatılmazdı kızlar!
30 Aralık sabahı. Kocam huzurla horluyordu. Çantamı sessizce topladım, taksi çağırdım. Bunları yazarken bile gülümsüyorum—o anki şaşkınlıklarını hayal ediyorum. Buzdolabına yapıştırdığım notta şunlar yazıyordu:
—Sevgili ailem!
Bu yıl, geçen sene övgüler yağdırdığınız “yılbaşı sihirbazı”nın işine karışmamaya karar verdim. Eminim bu sefer de harikalar yaratacaktır!
Buzdolabında Rus salatası malzemeleri var. Elmalı ördek tarifi internette bulunur.
Öptüm. Ayşe.
P.S. 10 Ocak’ta döneceğim. Özlemeyin!
Ah, o anki yüz ifadelerini görmek isterdim! Taksideyken telefon çaldı—kocam. Konuşmuyor, bağırıyordu! Sesi şok, kafa karışıklığı ve evren büyük




