Onu Kurtardım, Başka Birini Buldu; Veda Hediyemse Her Şeyi Mahvetti

**Günlük**

“Onu o dünyadan çektim çıkardım, o başkasını buldu. Ama benim veda hediyem onları mahvetti.”

“Seni bırakıyorum, Aylin.”

Bu sözler, düz ve yabancı bir sesle söylenmiş, akşamın huzurlu sessizliğini bıçak gibi kesti.

Aylin’in elinden düşen çatal tabağa çarpıp şıngırdadı. İki saat uğraşıp hazırladığı şık sofralar, mumlar… hepsi birden acımasız, saçma bir dekor gibi gözüktü gözüne.

“Ne?.. Nasıl yani bırakıyorsun? Serkan, ne diyorsun?” Sesinin titremesiyle boğazı düğümlendi. “Biz… her şeyi atlattık… Ben… Bugün evlilik yıldönümümüz…”

Bu geceyi özel yapmak istemişti—10 yıllık evliliklerinin simgesi olacaktı. Sadece onlar için. Geçmişte kalan tüm kötülüklerin ardında bırakıldığı bir gece…

Kaza sonrası eşi Serkan değişmişti—sessiz, içine kapanık biri olmuştu. Aylin bunu yavaş iyileşmesine bağlıyordu. Onun sevgisi ve özeniyle bu buzun eriyeceğine inanıyordu.

Ama şimdi ona bakmıyordu. Annesine bakıyordu, daha yeni davetsizce evlerine dalan…

Gülten Hanım, kaynanası, gözleri parıldayarak duruyordu. Sanki bir tören için giyinmiş, ince dudaklarında parlak ruj, elini oğlunun omzuna koymuştu. Misafirliğe gelmemişti. Bir infaz için gelmişti.

“İşte tam da yıl dönümü!” Zehir akan bir sesle konuştu. “Bu komediyi bitirme vakti! Oğlumun hep başka bir kadına ihtiyacı olduğunu biliyordum, onun dengi birine, bir hizmetçiye değil!”

Aylin’in kalbi bir an durdu. “Hizmetçi”… O muydu?

“Ve ben onu buldum!” diye zaferle ilan etti Gülten Hanım, gelininin donakalmış haline aldırmadan. “En iyi arkadaşımın kızı, İpek! Akıllı, güzel, şehir merkezinde kendi dairesi var! Oğlum, sana ‘bayat çorba’yı hatırlatacak biri değil!”

Anlaşılan her şey çoktan kararlaştırılmıştı. O, onun hayatı için savaşırken, onlar gizlice görüşmeler ayarlamış, yerine birini seçmişlerdi. Eskimiş bir eşya gibi…

Serkan, annesinin her sözüne başını sallıyordu. Gözlerinde ne pişmanlık ne de üzüntü vardı. Sadece soğuk, bıkmış bir tiksinti.

“Aylin, anla artık. Hastanede yatarken, çaresizken… sana ihtiyacım vardı. Ama şimdi ayağa kalktım. Artık bana ilham verecek bir kadın lazım, zayıflığımı hatırlatan değil.”

Bu, sondu. Kesin. Tartışmaya yer bırakmayan bir hüküm. Yakın iki kişi tarafından verilmiş ve evlilik yıldönümünde infaz edilmişti.

Aylin’in gözlerinin önünden son bir yılın en ağır sahneleri geçti. Hayat değil, hayatta kalma mücadelesiydi yaşadığı.

O telefonu hatırlıyordu. Umursamaz, resmi bir ses: “Eşiniz kaza geçirdi, yoğun bakımda.”

Sonra hastane. Sonsuz beyaz koridorlar, çamaşır suyu ve umutsuzluk kokusu. İlk konuşması, yorgun cerrahın maskesini çıkarıp alnını sildiği an…

“Durumu ağır ama stabil,” dedi, ona değil, boşluğa bakarak. “Elimizden geleni yaptık. Şimdi… gerisi bakıma ve onun yaşama isteğine bağlı.”

“Bakım.” Bu kelime hem hükmü hem de görevi oldu.

Bankadaki hesap eriyordu mart karı gibi. Kliniğin müdürü kibarca ama kararlılıkla açıklamıştı: “Ücretsiz tedaviler bitti, gerçek rehabilitasyon için büyük meblağlar gerekiyor.”

Aynı gün, rehinciye gitti. Annesinden kalan altın küpeleri sattı.

“Kızım, emin misin? Bunlar anı…” diye sormuştu adam ilgisizce.

“Anılar onu ayağa kaldırmaz,” diye kesmişti, buruşuk paraları alırken.

Sonra zincir, bilezik, derken incecik yüzük gitti.

Satacak bir şey kalmayınca, ikinci bir işe girdi. Gündüz havasız bir dükkânda satıcı, gece hastanede hasta bakıcı. Günde üç-dört saat uyku, otobüste şekerleme…

Gülten Hanım haftada bir gelirdi. Yardım için değil—kontrol için.

“Neden bu kadar solgun? Hiç mi yemek vermiyorsun?” diye tıslardı, Aylin yerleri silerken.

“Doktor çorba dedi…” diye mırıldanırdı Aylin.

“Doktor mu? Ne anlar o!” diye çıkışırdı. “Senin suratın bile zehir zıkkım! Adama moral lazım, senin sızlanman değil!”

Ve tek kuruş yardım yoktu.

Sonra fizyoterapist geldi. Genç, diri bir adam: “Aylin Hanım, bu bir maraton, sprint değil,” derdi. “Her gün. ‘Yapamam’ desen de, ‘acıyor’ desen de. Önemli olan ona acımasına izin vermemek.”

Ve izin vermedi. Banyoya taşıdı, masaj yaptı, kaslarını ovdu, okudu, konuştu…

Onun gücü erirken, onunki yavaşça geri geldi. O zayıfladı, göz altları morardı. O kilo aldı, yanakları pembeleşti.

Ona kendi hayatını üflemişti adeta.

Şimdi karşısında oturuyordu. Güçlü. Sağlıklı. Onun gücüyle dolu—ve ona boş bir yer gibi bakıyordu.

Aylin yavaşça onların memnun yüzlerine baktı. Kaynanasının zafer gülüşü, Serkan’ın kendinden emin ifadesi… Gözyaşı, çığlık bekliyorlardı.

Ama gözyaşı yoktu. İçi tamamen yanmış, yerine buz gibi bir boşluk oturmuştu. Bu boşlukta intikam değil, hesaplaşma vardı.

Aylin ayağa kalktı. Omuzlarını geri attı—aniden kendini onlardan daha uzun hissetti.

“Madem öyle…” Sesi sakin, güçlü çıktı. “Boşanmadan önce size bir veda hediyem var.”

Serkan

Rate article
Lifequest
Onu Kurtardım, Başka Birini Buldu; Veda Hediyemse Her Şeyi Mahvetti