Kadın Mantığı
Akşam işten yorgun argın dönen Mehmet, uzun toplantılar ve çözülmesi gereken sorunlarla dolu bir gün geçirmişti. Tek tesellisi, bugünün cuma olması ve yarının tatil günü olmasıydı.
“En azından biraz uyuyabilirim, gerçekten çok yorucu bir haftaydı,” diye mırıldanarak yatağa uzandı. Ancak eşi Ayşe ona öyle bir baktı ki, Mehmet hemen anladı.
“Yarın erkenden uyandırma beni Ayşe, yoksa seni bilirim…” dedi uykulu bir sesle.
Mehmet ve Ayşe on bir yıllık evliydiler, oğulları Emre ise dokuz yaşındaydı. İkisi de çalışanlardı; Ayşe küçük ama saygın bir şirket yöneticisi, Mehmet ise prestijli bir pozisyonda iyi maaşla çalışıyordu.
Cumartesi sabahları onların evinde her zaman temizlikle başlardı. Hava nasıl olursa olsun, herhangi bir tatil günü bile olsa, temizlik mutlaka yapılırdı. Eğer cumartesi çalışılırsa, pazar gününe kalırdı. Ayşe, takıntılı bir titizdi. Bir yandan bu durum Mehmet’in hoşuna gidiyordu, diğer yandan ise tatil günlerinde kimseyi rahat bırakmıyordu.
Bu konu açıldığında Mehmet hep aynı şekilde savunurdu kendini:
“Benim dağınık olduğumu söyleyemezsin. Çoraplarım hep yerinde, yerlere eşya atmam, bulaşıkları makineye koyarım, lavabo tıkanmaz. Kıyafetlerimi kirli sepetine atarım. Kısacası düzenli bir hayat sürerim,” derdi. Ama Ayşe’nin farklı bir görüşü vardı.
O cumartesi, Ayşe her zamanki gibi erkenden uyandı, ama biraz daha uzattı yatakta. Sonuçta tatildi, aceleye gerek yok. Zihninde günün planını yaptı.
“Bırak bir saat daha uyuyabilir, ama fazla değil. Yoksa öğlene kadar yatar,” diye düşündü.
Mehmet, uykusunda eşinin sesini duydu:
“Hadi artık kalk, kahvaltı var, sonra temizlik yapacağız. Evin her yeri dağınık! Bütün hafta biriken tozlar var.”
“Ayşee, bırak biraz daha uyuyayım, çok yorucu bir haftaydı,” diye inledi Mehmet, artık uyanık olduğunu biliyordu.
Ama her cumartesi sabahı böyle başlardı.
“Mehmet, temiz bir odada uyumak senin de hoşuna gidecek,” diye cevap verdi Ayşe sertçe ve oğlunun odasına yöneldi.
“Emre, bu seni de ilgilendiriyor. Kahvaltıya gel, sonra temizlik var. Oyuncaklarını topla, yoksa ben toplarım!”
Emre için en korkunç şey, annesinin oyuncaklarını toplamasıydı. Hemen odasından bir çığlık yükseldi:
“Anne, neden yaptın bunu? Askerlerimin kurduğu karargâhı dağıttın!”
“Yerdeki ne?” diye sordu annesi.
“O battaniye değil,” diye karşılık verdi Emre küstahça, “O bir hangar ve içinde gizli bir hava üssü var.”
“Oyuncaklarını topla, her tarafa saçılmışlar!” diye söylendi Ayşe.
Böylece her cumartesi, evin erkeği ve oğlu evin hanımından paylarını alırdı. Tabii ki homurdanırlardı, ama sonunda işi yaparlardı.
“Anne, babamla biraz oynayalım, sonra toplarız,” diye barışçıl bir teklifte bulundu Emre.
“Sonra falan yok! Sizi bilirim. Kahvaltıdan sonra toplayacaksın, ondan sonra ne yapacağımıza bakarız…”
Ayşe mutfağa gitti, ama oradan da hoşnutsuz sesi duyuldu:
“Ne bağırıyorsun, daha yemek verdim sana! Aç değilsin, sus artık.”
Kedi Maviş, başını Ayşe’nin bacağına sürterek yumuşak bir sesle miyavlıyordu, belli ki lezzetli bir şeyler istiyordu. Maviş, mavi gözleriyle gri tüylü, beyaz patili ve kulaklı, ailenin sevimli kedisiydi.
Ev iki katlıydı, çok büyük değildi ama şık ve herkese yetecek kadar genişti. Hafta boyunca biriken toz ve dağınıklık göze batıyordu. Çünkü akşamları kimse temizlik yapmıyordu. Ayşe ve Mehmet işten yorgun dönüyor, dinlenmek istiyorlardı. Emre ise zaten kendiliğinden hiçbir şey yapmazdı. Yazdı, toz, kum, kedi… Kısacası cumartesi günü herkesin yapacak bir işi oluyordu.
Mehmet kalktı, zaten uykuyu unutmuştu. Karısı onu yatakta yatmasına izin vermezdi, üstelik acıkmıştı da. Banyodan çıkıp mutfağa geldiğinde Ayşe ve Emre kahvaltıya başlamıştı bile.
“Vay canına, karıcığım, ne çabuk hazırlamışsın gözlemeleri,” dedi Mehmet, Ayşe’ye yaklaşıp alnından öptü.
“Senin gibi tembel değilim ben.”
“Baba, çabuk gel, gözlemeler sıcak sıcak!” diye heyecanla bağırdı Emre, anne babasına bakıp gülümsedi.
Aslında Ayşe Mehmet’i o kadar da erken uyandırmamıştı. Kahvaltı sofrasına oturduklarında saat dokuzu geçiyordu.
“Pekâlâ, sevgili adamlarım! Kahvaltıdan sonra temizlik var, peki sonra ne yapacağız?” diye sordu Ayşe, onlara gülümseyerek baktı.
Mehmet derin bir iç çekti:
“Sonra market alışverişi…”
“Aynen! Aferin, doğru cevap,” dedi Ayşe memnuniyetle.
Bu onlar için bir ritüeldi: ev temizlendikten sonra haftalık alışverişe çıkarlardı, üçü birlikte. Mehmet temizlik ve alışverişe karşı değildi, bu hayatın bir parçasıydı. Sadece temizliğe harcadıkları zamana üzülüyordu.
Temizliği hep birlikte yaptılar. O gün Emre bile fazla itiraz etmedi, dağınık kıyafetlerini topladı, oyuncaklarını yerleştirdi. Tabii kendi yöntemiyle,




