Eski Bir Sır

Bugün, günlüğüme yazarken içimde bir hüzün ve bir o kadar da öğrenilmiş bir ders var. Uzun zaman önce yaşadığımız bir olayı anlatmak istiyorum.

Evimizde büyük bir sevinç vardı. Tek oğlumuz Emir, sevdiği kızla, Ayşe’yle evleniyordu. Emir sabah erkenden uyanmış, saatlere bakıp duruyordu. Heyecandan uyuyamamıştı. “Bu günü çok bekledim. Sonunda Ayşe’yi eşim olarak çağırabileceğim,” diye düşünüyordu içinden.

Ayşe de aynı neşeyle uyanmıştı. “Emir şimdi evde telaşlı telaşlı hazırlanıyordur,” diye gülümsedi. “Artık her sabah birlikte uyanacağız. Aşkımız her şeyin üstesinden geldi. Önümüzde mutluluktan başka bir şey yok.”

Tabii hayat öyle dümdüz gitmiyor. Zorluklar, sıkıntılar, bazen de çözümsüz görünen meseleler çıkabiliyor karşımıza. Asıl mesele, bu yolda sevdiklerimizi kaybetmeden yürüyebilmek…

Başta iki tarafın ailesi de bu evliliğe pek sıcak bakmamıştı. Her ebeveyn, kızına layık bir damat, oğluna layık bir gelin ister. Ama Emir ve Ayşe dinlemedi kimseyi. Mutluydular ve bu mutluluğa kimse engel olamadı.

Düğün muhteşem geçti. Gelin Ayşe pırıl pırıldı, Emir de ona yakışıyordu. Evlilik hayatları başladı. Çocuk hayalleri kuruyorlardı.

“İlk çocuğumuz erkek olsun,” diyordu Emir. “Adını koyduk bile, Mehmet.”

Ayşe gülümsedi: “Ben kız istiyorum. Onu süslü elbiselerle giydirip, bebek gibi seveceğim.”

Ama sonuçta önemli olan sağlıklı bir evlat sahibi olmaktı. Zaman geçti, bir yıl oldu evliliklerinin, ama Ayşe hamile kalamadı. İkisi de endişeleniyordu. Ayşe gizlice ağlıyor, “Ya çocuğumuz olmazsa?” diye korkuyordu.

Derken bir buçuk yıl sonra müjde geldi. Ayşe, klinikten dönerken heyecanla, “Emir, bebemiz olacak!” dedi.

Herkes çok sevindi. Zamanı gelince de Mehmet dünyaya geldi.

“Doğumhaneden neredeyse tüm akrabalarımızla çıktık,” diye anlatıyordu Emir gururla. “Hediye yağmuru vardı. Herkes Mehmet’i kucağına almak için sıraya girdi.”

Ayşe’nin ailesinin üç odalı evinde kalıyorlardı, henüz yerleri vardı.

Ama bir süre sonra, Ayşe’nin annesi Fatma, kocası Cemal’de bir tuhaflık sezmeye başladı. Özellikle torununa baktığında yüzü asılıyordu. Sonunda dayanamayıp itiraf etti:

“Fatma, şu çocuğa iyi bak. İkimiz de açık tenliyiz, nasıl oldu da bu çocuk bu kadar esmer ve kara saçlı?”

Fatma elini salladı: “Aman Cemal, çocuklar değişir. Bu saçlar dökülür, yerine sarılar çıkar.”

Ama öyle olmadı. Mehmet büyüdükçe daha da belirginleşti bu özellikleri. Emir ve Ayşe çocuğa bayılıyordu, Fatma da öyle. Ama Cemal bir türlü kabullenemedi.

Bir gün artık dayanamadı ve Emir’e çıkıştı:

“Oğlum, sen hiç mi düşünmüyorsun? Bu çocuk bize benzemiyor. Sence de garip değil mi?”

Emir öfkelendi: “Ne demek istiyorsun baba? Ayşe’nin bana ihanet ettiğini mi ima ediyorsun?”

Cemal ısrarcıydı: “Soyumuzda böyle esmerlik yok. Bir düşün, oğlum!”

Emir sertçe susturdu babasını: “Bir daha böyle bir şey söyleme. Ayşe beni sever, bu konu kapandı!”

Ama Cemal pes etmedi. Bir gün Mehmet’le oynarken, sessizce bir pamuklu çubukla ağzından örnek aldı.

Zaman geçti. Cemal bir gün evine dönerken, Emir’le karşılaştı. Emir, Ayşe’yle tanıştıkları günün yıldönümü için pasta almıştı. Tam eve yaklaşırken telefonu çaldı.

“Oğlum, neredesin? Konuşmamız lazım.”

“Evin önündeyim, geliyorum.”

Emir içeri girdiğinde Ayşe ve Mehmet parktaydı. Cemal bekliyordu.

“Al, şuna bir bak,” diyerek bir kâğıt uzattı.

Emir şaşkınlıkla baktı: “Bu ne, baba?”

“Mehmet’in ve benim DNA testi. Sonuç negatif. Demek ki torunum değil!”

Emir’in dünyası başına yıkıldı. Ayşe eve döndüğünde onu hiç görmediği bir öfkeyle karşıladı:

“Demek sen bir hainmişsin! Ben seni hep savundum, buna mı layıkmışım?”

Ayşe ağlayarak ne olduğunu sordu. Emir kâğıdı yüzüne fırlattı:

“Bu çocuk benim değilmiş! Kimin olduğunu biliyor musun?”

Ayşe hiçbir şey anlamamıştı. Hemen eşyalarını toplayıp Mehmet’i alarak annesinin evine gitti.

O günden sonra herkesin hayatı karardı. Emir sinirli, annesi Fatma gözyaşları içindeydi. Sadece Cemal memnundu.

İki hafta sonra Fatma dayanamadı ve itiraf etti:

“Artık susturamayacağım. Söylemem gereken bir şey var. Ayşe masum.”

Cemal’e döndü:

“Hatırlar mısın, evlendiğimizde seninle çocuğumuz olmuyordu. Doktorlar senin kısır olduğunu söylemişti. Ama ben bunu sana söyleyemedim. Karakterini bilirdim. Beni bırakırdın, başkasıyla çocuk yapmam için. Oysa ben sensiz yaşayamazdım. Bir bahane uydurup tedaviye gittiğimi söyledim. Aslında başka bir adamla görüştüm. Onun babası Kafkasya’lıydı, esmerdi. Ben de senin çocuğun olacak diye kandırdım seni.”

Cemal öfkeden kızarmıştı. Fatma devam etti:

“Affet beni. Seni kaybetmemek için yaptım.”

Emir sevinçle

Rate article
Lifequest
Eski Bir Sır