On dört yaşındayken Elif’in üzerine ev işleri, hasta annesine bakmak ve okulda başarılı olma yükü bindi. Doktor olmayı hayal ediyordu.
“Anneciğim, üniversiteyi bitirip seni iyileştireceğim. Sen yine ayağa kalkacaksın. Hâlâ gençsin,” diyordu annesine.
Kendi küçük odasında, öfkeden ve çaresizlikten gizlice ağlıyordu. Üç kişi, şehirde ama bahçeli bir evde yaşıyorlardı. Aslında bir köyden farksızdı. Herkes birbirinin işine burnunu sokuyordu. Babası, annesine hiç yardım etmez, onunla da Elif’le de normal konuşmaz, hep kabaydı. Ondan tek bir güzel söz duyan olmamıştı. Ve Fatma hastalanınca, eşyalarını toplayıp evi terk etti.
Elif, babasının eşyalarını topladığını fark ettiğinde önemsememişti. Belki iş için bir yere gidiyordu. Ama kapı eşiğinde kızına, “Sizden sonsuza dek ayrılıyorum. Böyle bir hayat bana göre değil, üstelik hasta bir kadınla. Bana sağlıklı bir eş lazım, hasta değil… Sen büyüdün, idare edersin. Parayı postayla göndereceğim,” dediğinde gerçeği anladı.
Kızı önce şaka yaptığını düşündü, ama kapı ardına kadar çarpıldığında gerçek olduğunu anladı. Fatma yatakta gülümsüyordu, Elif ise şaşkındı.
“Anne, neye seviniyorsun? Nasıl yaşayacağız?”
“Bir şekilde idare ederiz kızım. Ondan ne gördük ki? Öfke ve kabalık. Git amca Cemal’e söyle, ben çağırdım,” dedi Fatma.
“Tamam anne, şimdi gidiyorum,” diyerek Elif, karşı komşusunun kapısını çaldı.
Uzun zamandır fark ediyordu; Cemal amca, annesine öyle bir bakıyordu ki babası asla öyle bakmamıştı. Cemal her karşılaştıklarında onlara gülümser, Fatma’ya iltifat ederdi. Doğum günlerinde çiçekler ve bir kutu şekerleme getirirdi, tabii babası görmeden. Elif hepsini fark ediyordu ama hiç sormuyordu. Ona da şeker düşerdi.
Babası ise ne eşine ne kızına bir hediye almış, doğum günlerini bile kutlamamıştı. Fatma, evli bir kadına yakışır şekilde davranıyordu, ama mahallenin dedikoducu kadınları onun için “baştan çıkarıcı” diyorlardı. Bir gün, Elif on üç yaşındayken, Cemal’in annesine olan aşkını itiraf ettiğini duydu:
“Fatmacığım, hep yanında olacağım ve seni seveceğim. Sakın şüpheye düşme. Ne olursa olsun, bunu bil.”
Annesi gülerek cevap vermişti:
“Ah, ben başkasına söz verdim, ömür boyu ona sadık kalacağım. İtiraflara gerek yok Cemal.”
Elif on dördüne basmıştı. Artık kendi de genç kız oluyordu. Cemal’in annesini sevdiğini anlıyordu. Ama bir yandan da ona mesafeli, zorlamayan, mahallede dedikodu yaratmayacak şekilde davranıyordu. Yine de hep yanlarındaydı. Elif, farkında olmadan babasıyla Cemal’i kıyaslıyordu, ve kıyas babasının aleyhineydi. Ona karşı içi daha sıcak




