Eski Bir Sır
Emre ile Ayşe’nin evinde büyük bir sevinç vardı. Bugün, tek oğulları Can’ın sevdiği kız Elif ile düğünüydü. Can sabaha kadar uyuyamamış, sürekli saate bakıp bir şeyleri kaçırmaktan korkuyordu. İlk kez evleneceği için heyecanı gözlerinden okunuyordu.
“Bu günü çok bekledim, sonunda sevgili Elif’imle evleniyorum. Onunla mutlu olacağız, o da beni seviyor,” diye geçiriyordu içinden.
Elif de aynı neşeyle uyanmıştı. Bugün hayatının en önemli günüydü, Can’la evliliklerinin ilk adımını atacaklardı.
“O da şimdi uyanmıştır, eminim heyecandan yerinde duramıyordur,” diye düşündü gülümseyerek.
“Artık her sabah birlikte uyanıp her gece aynı yastığa baş koyacağız. Aşkımız her şeyin üstesinden geldi. Önümüzde sadece mutluluk var.”
Elif, geleceğin getireceği güzellikleri düşünerek içini çekti. Ama hayat, düz ovadan geçmek gibi değildi. Bazen güzel, bazen zorlu anlar yaşamak kaçınılmazdı. Asıl mesele, bu yolda sevdiklerini kaybetmeden yürüyebilmekti.
Başta iki tarafın ailesi de çocuklarının seçimine pek sıcak bakmamıştı. Her anne-baba, kızına eşsiz bir damat, oğluna da eşsiz bir gelin isterdi. Ama Can ve Elif kimseyi dinlemedi, mutluluklarına engel olunmasına izin vermedi.
Düğün mükemmel geçti. Gelin göz alıcıydı, mutlulukla parlıyordu; damat da ona yakışıyordu. Evliliklerinin ilk ayları başladı. Can ve Elif, hayallerini kuruyor, çocuklarını ve büyük bir evlerini düşlüyorlardı.
“İlk çocuğumuz erkek olacak,” diyordu Can kararlılıkla.
“Can, ben bir kız istiyorum. Ona güzel elbiseler alıp bebek gibi giydireceğim,” diye gülümsüyordu Elif.
Ama sonuçta kim gelirse gelsin, onların mutluluğu olacaktı. Zaman geçti, bir yıl oldu evleneli, ama Elif hâlâ hamile kalamamıştı. İkisi de endişeleniyor, Elif gizlice ağlıyordu.
Nihayet, bir buçuk yıl sonra beklenen haber geldi.
“Can, bebeğimiz olacak!” dedi Elif, gözleri parlayarak.
Herkes sevindi. Anne-baba adayları, büyükanlar ve büyükbabalar… Ve zamanı gelince, küçük Ali dünyaya geldi.
“Ben demiştim, ilk çocuğumuz erkek olacak diye,” diye gururla duyurdu Can ailesine.
Elif’i ve Ali’yi hastaneden neredeyse tüm akrabalar almaya geldi. Hediyeler yağdı, herkes yeni anne-babayı tebrik ediyordu. Mutluluk her yeri sarmıştı. Genç çift, Elif’in ailesinin üç odalı evinde kalıyordu, henüz yeterli yer vardı.
Bir süre sonra, Elif’in annesi Fatma, eşi Mehmet’te bir tuhaflık fark etti. Sürekli asık suratlıydı, özellikle torunu Ali’ye baktığında. Sonunda dayanamayıp karısına açıldı:
“Fatma, şu torunumuza iyi bak. İki sarışın, açık tenli ebeveynden nasıl bu kadar esmer, kara saçlı bir çocuk çıkar? Hiç garip değil mi?”
Fatma elini salladı:
“Mehmet, boş ver. Çocuklar değişir. Bu kara saçlar dökülür, yerine anne-babası gibi sarı saçlar çıkar.”
Ama zaman geçti, Ali büyüdü, esmerliği ve kara saçları değişmedi. Yürümeye başladı, oyunlar oynuyordu. Anne-baba torunlarına âşıktı, büyükanne de öyle. Ama büyükbaba Mehmet, bir türlü içine sindiremiyordu. Bazen akrabalar gelip çocuğu seviyor, şakayla karışık “Bu esmerlik nereden gelmiş?” diye söyleniyorlardı.
Bir gün Mehmet daha fazla dayanamadı, aklındaki şüpheleri oğlu Can’a açtı:
“Can, sen hiç fark etmiyor musun? Bu çocuk bize benzemiyor. Nasıl bu kadar rahat olabiliyorsun?”
Can, babasına kırıldı:
“Yoksa Elif’in bana ihanet ettiğini mi ima ediyorsun? Ne demek istiyorsun?”
“Sen ne düşünüyorsun oğlum? Ali bizden değil. Ailede hiç böyle esmer biri olmadı.”
“Karıma böyle iftira atma!” diye sertçe susturdu babasını. “O sadece beni sever, bu konu kapandı.”
Mehmet, oğlunun bu tavrına öfkelendi. İçinden, “Ben haklıyım, torunum benden değil,” diye düşünüyordu. Bir gün Ali’nin ağzından bir pamuklu çubukla tükürük örneği aldı.
Bir süre sonra Mehmet evine dönerken, Can marketten çıktı, Elif’e tanışma yıldönümü için pasta almıştı. Tam eve yaklaşırken telefonu çaldı, babasıydı.
“Oğlum, neredesin? Konuşmamız lazım…”
“Eve geliyorum.”
Kadınlar ve Ali dışarıdaydı. Mehmet sabırsızlıkla oğlunu bekliyordu.
“Al, bak,” dedi zaferle, masaya bir kâğıt koydu.
Can baktı ama anlamadı.
“Bu ne baba?”
“Açıklıyorum. Ali’nin DNA testini yaptırdım. Sonuç negatif, yani torunum değil.”
Can şok oldu. Aklından kara düşünceler geçti. Şoku atlatınca, Elif’i beklemeye başladı. Nihayet Elif ve Ali geldi. Elif, kocasını görünce sevindi ama yüz ifadesini görünce irkildi.
“Demek ki sen bir hainmişsin,” diye bağırdı Can. “Ben hep seni savundum, nasıl böyle bir şey yaparsın?”
Elif şaşkındı, ağlayarak açıklama istedi. Can bir kâğıdı yüzüne fırlattı.
“Kimin çocuğu olduğunu biliyor musun?” diye ağır bir söz sarf etti.
“Ne diyorsun Can?”
“Bu çocuk benim değil! Babam test yaptırmış. Toplan ve annene git, oğlunla birlikte!”
Elif hiç




