Ah, çocuklarım, biraz daha yakına oturun, size yaşlılar evindeki komşumun anlattığı bir hikâyeyi aktarayım. Beni buraya, bu yaşlılar evine, ailem bıraktı ya, şimdi sadece çeşitli hikâyeler dinleyip size aktarıyorum. Bu da Elif, kocası Serhat ve kız kardeşi Aylin hakkında. Ah, ne acı bir hikâye, dinleyin.
Bir akşam yemeğinde oturuyorlardı, Elif, Serhat ve kız kardeşi Aylin. Et pişiriyorlardı, evin her köşesine mis gibi kokular yayılıyordu. Serhat kadehini kaldırdı:
“Ailemiz için! Hep birlikte büyüyelim!”
Ama gözleri Elif’e değil, Aylin’e bakıyordu. Aylin ise peçetesini buruşturuyor, zar zor gülümsüyordu, sanki içinde bir şeyler kemiriyordu. Elif her şeyi görüyordu: Serhat’ın Aylin’e paltosunu vermesini, onun şakralarına kahkahalar atmasını, kendisi odaya girdiğinde ikisinin birden susmasını. Ama sessiz kaldı, alışkanlığıydı bu—görmezden gelmek.
“Ailemiz için,” diye karşılık verdi Elif, üzüm suyundan bir yudum alarak.
Aylin gözlerini kaldırdı, içinde öyle bir hüzün vardı ki Elif’in tüyleri ürperdi.
“Aylin, iyi misin?” diye sordu.
“Yorgunum, işler çok yoğun,” diye geçiştirdi Aylin.
Elif biliyordu ki kız kardeşinin işi şu an rahattı, ama yine de sustu. Sessizlik onun kalkanıydı.
Serhat aniden öksürdü:
“Bu arada, işten bahsetmişken. Bana başka bir şehirde bir proje teklif edildi. Bir ay sonra gidiyorum, altı ay, belki daha fazla.”
Elif’in kanı dondu.
“Altı ay mı?” diye tekrarladı. “Peki yaz tatili?”
“Elif, bu bir fırsat!” diye coşkuyla atıldı Serhat. “Hayatta bir kez çıkar böyle şans!”
Ona konuşuyordu ama gözleri Aylin’deydi. Aylin ise tabağına bakıyordu, sanki her şeyin cevabı oradaydı. Elif, Serhat’in masanın altında elini Aylin’in elinin üstüne koyduğunu gördü. Sadece bir anlığına… Aylin elini çekti, sanki yanmış gibi. Elif ise oturmuş, parlayan kocasına ve neredeyse dağılmak üzere olan kız kardeşine bakıyordu.
Akşam yemeği gergin bir şekilde sona erdi. Aylin baş ağrısından şikayet edip eve gitmek üzere hazırlandı.
“Seni ben bırakırım,” dedi hemen Serhat.
“Senin yolun tam tersi,” diye itiraz etti Elif.
“Kardeşin için zahmet olmaz,” diye savuşturdu.
Kapıda döndü, gözlerinde bir kararlılık:
“Konuşmamız lazım, Elif. Ciddi. Döndüğümde.”
Onu yarım kalmış bir akşam yemeğinin kokusu ve kalbinde bir endişeyle yılız bıraktı.
Elif iki hafta boyunca bir sisin içinde gibi yaşadı. Serhat her akşam arayıp “proje”den, yeni şehirden, evden bahsediyordu. Ama sesi mekanik ve yabancıydı. Hal hatır soruyor, cevapları dinlemiyordu. Elif, Aylin’e yöneldi:
“Belki sinemaya ya da alışverişe gideriz?”
Ama Aylin kaçıyordu:
“Yorgunum, Elif, başka zaman.”
Aylin, solgun görünüyordu—zayıflamış, gözlerinin altı morarmıştı. Elif, kız kardeşinin elini karnına koyduğunu fark etti, sanki bir şey saklıyordu.
Şüphe yavaş yavaş büyüdü, zehir gibi. Önce, Aylin’in çöpünde bir gebelik testi kutusu. Sonra, bol kazaklar, oysa Aylin her zaman ince belli olduğuyla övünürdü. Elif’in kalbi sıkışıyordu ama bekledi.
Çözüm Çarşamba akşamı geldi. Elif kanepede otururken telefon çaldı. Serhat.
“Merhaba,” dedi.
Sessizlik, sadece nefes sesi duyuluyordu.
“Artık yalan söyleyemeyeceğim, Elif,” dedi sonunda. “Geri dönmeyeceğim. Konu proje değil. Konu Aylin. Biz birbirimizi seviyoruz.”
Elif gözlerini kapadı. Göğsündeki acı dondu, taş kesildi.
“Aylin’le bir çocuğumuz olacak!” diye patladı Serhat.
Ve o an Elif gülmeye başladı. Önce yavaşça, sonra daha yüksek, gözlerinden yaşlar aktı. Gülüşü neşeli değil, acı doluydu, ucuz bir diziden fırlamış gibi.
“Elif, ne oldu? Ağlıyor musun?” diye panikledi Serhat.
“Hayır,” diye nefes verdi. “Sadece ne kadar aptal olduğunu anladım.”
Telefonu kapattı. Histeri geçti, yerine bir berraklık geldi. Göğsündeki taş artık bir destek olmuştu. Elif giyindi, bir taksi çağırdı ve Aylin’in evine gitti.
Aylin kapıyı açtı—dağınık, bornozunun içinde, gözleri kıpkırmızı. Elif’i görünce geri çekildi.
“Sana söyledi mi? Özür dilerim…” diye başladı.
“Nerede o?” diye kesti Elif, öyle sakindi ki korkunçtu.
Aylin sustu. Elif, evi şöyle bir süzdü—Serhat’ın ceketi, spor ayakkabıları, masada iki kadeh.
“Yalan söylemeyi bırak, Aylin. Şimdi.”
“Elif, biz birbirimizi seviyoruz!” diye haykırdı. “Korkunç olduğunu biliyorum, ama böyle oldu!”
Elif, Aylin’in susmasını bekledi.
“Hamilesin,” dedi, sormadan.
“Evet,” diye fısıldadı Aylin, karnını tutarak. “Bir çocuğumuz olacak.”
Elif biraz daha yaklaştı. Aylin ürperdi, bir çığlık bekliyordu.
“Bana sormadın, Aylin,” diye sessizce konuştu Elif. “Sana anlatırdım. Serhat’la üç yıldır çocuk sahibi olmaya çalışıyorduk. Testler, doktorlar




