Hayat Seni Beklenmedik Yollara Sürüklediğinde…

Ah, evlatlarım… dinleyin, size anlatayım, hayatın sizi yuvanızdan nasıl savurduğunu, bir de üstüne kendinizi yabancı duvarlar arasında buluverdiğinizi—hayırdan değil, çaresizlikten.

Bir zamanlar ben de düşünürdüm ki aile bir destektir. Kocan seni destekler, evin sıcaklığı yalnız radyatörden değil, yürekten de gelir. Ama oldu da… işte böyle.

Evimizde bir genç kadın vardı, çalışkandı, bir arı gibi. Hem işe yetişir, hem evi pırıl pırıl tutar, hem akşam yemeğini pişirir, hem de faturaları öderdi. Kocası, Arda, ise bütün gün kanepede uzanır, oyun oynardı. Bir zamanlar çalışırdı, sonra “patron zorba, ekip kötü” diyerek işten ayrıldı. Daha iyi bir iş bulacağına dair söz verdi, ama yedi aydır o “yakında” soğuk bir kış gibi uzayıp gidiyordu.

Bir de evde Arda’nın annesi vardı, Melek Hanım. Ah, dili bıçaktan keskindi! Ne pişirse bu genç kadın, hiçbir şey beğenmezdi: yulaf ezmesi artık sıkıcı, kaymak doğru değil, çorba ekşi, köfteler tatsız. Ve her zaman oğlunu pohpohlardı: “Sen değerlisin Arda’cığım, eğitimlisin, önüne gelen işi kabul etme!”

O genç kadın her şeyi sırtında taşıdı. Hem para kazandı, hem yemek yaptı, hem de herkesten sonra bulaşıkları yıkadı. Hatta çayı ve kurabiyeleri oturma odasına götürürdü, çünkü onlar için televizyon karşısından kalkmak bile zahmetti.

Kaç kez yalvardı kocasına, en azından geçici bir iş bulsun diye—o ise hep aynı cevabı verirdi: “Önemsiz şeylerle vaktimi harcayamam, ciddi bir yer arıyorum.” Annesi de desteklerdi: “Oğluma baskı yapma, zaten stres altında.”

Sizce sözlerini duyan oldu mu? Ne gezer! Onların kendi gerçekleri vardı: o çalışıyorsa, demek ki yetiyordu. Yorulup bitkin düşmesiyse, bunlar önemsizdi.

Ben de böyle yaşadım bir zamanlar… Hatırlıyorum, her şeyi sırtımda taşıdığımı, minnet yerine hiçbir şey almadığımı. Önce düşünürsün, biraz daha—değişir belki, sonra—aile için katlanırsın. En sonunda anlarsın ki, sen sırf değerini bilmeyenler için çabalıyorsun.

Derler ki huzurevine düşmemin sebebi benim. Belki de öyledir. Çünkü gücüm varken gitmedim, “yeter” demedim. Ta ki tamamen tükenene kadar katlandım.

İşte o genç kadın da bir gün bavulunu topladı… ve gitti. Nereye gitti bilmiyorum, ama neden gittiğini biliyorum. Çünkü aşçı, temizlikçi, kasiyer ve bir de onların gözünde “hiçbir şey” olmaktan yorulmuştu.

İşte böyle, evlatlarım… Kendinize iyi bakın. Çünkü siz kendinizi korumazsanız, kimse korumaz sizi.

Rate article
Lifequest
Hayat Seni Beklenmedik Yollara Sürüklediğinde…