Bir Şeylerin Bekleyişinde

Bugün günlüğüme bir şeyler yazma ihtiyacı hissettim. Yıllardır içimde taşıdığım bir hikâyeyi anlatmak istiyorum. Her şey, Eylül’ün bahçemizdeki bankta oturup çocukluğundan beri sevdiği “Ülker Çikolatalı Gofret”i yerken başladı. Babam inşaat müteahhidi olduğu için kendimize iki katlı geniş bir ev yaptırmıştı. Eylül’ün ablası Defne vardı, on yedi yaşındaydı ve kız kardeşini koruyup kollayan, her zaman yanında olan bir ablaydı.

Eylül gofretini bitirdi ve derin bir iç çekti. On dördüne basmak üzere olan bu kızın başına beklenmedik bir dert gelmişti: Âşık olmuştu. Normalde bu yaşlarda birine tutulmak olağan bir şeydi, ama Eylül’ün sevdiği kişi babasının yakın arkadaşı Murat amcaydı.

“Keşke sınıf arkadaşlarımdan birine aşık olsaydım,” diye düşündü içinden. “Herkesin hayran olduğu Oğuz’a mesela… Ama ben neden Murat amcaya vuruldum? Ne yapacağım şimdi?”

Tam o sırada misafirler geldi: Murat amca, eşi Aylin teyze ve Eylül’den iki yaş küçük kızları Zeynep. Ailelerimiz yıllardır dosttu. Dedelerimizden beri bu dostluk sürüyordu.

Eylül, Murat amcanın eşinin iyi bir insan olduğunu biliyordu, ama bu onun içindeki ateşi söndürmüyordu. Ne hissettiğini bile anlamıyordu ki, bir gün ablası Defne onu kolundan tutup bahçedeki kulübeye çekti. O gün annelerinin doğum günü kutlanıyordu.

“Eylül, sen neler çeviriyorsun?” diye sordu Defne endişeyle.

“Hiç, ne demek istiyorsun?” diye masum bir ifade takındı Eylül.

“Murat amcaya mı âşıksın sen?” diye gözlerini fal taşı gibi açtı Defne.

“Evet, ne olmuş yani?” dedi Eylül ve birden ağlamaya başladı.

Murat amcaya olan aşkı, üç ay önce onun doğum günü partisinde başlamıştı. Neşeli ve mutlu bir adamdı. Annesiyle dans ederken ona hayran hayran bakmıştı. Keşke onunla dans eden kendisi olsaydı…

Defne önce sinirlendi, ama sonra kardeşini kucaklayıp, “Aman sen de, aşk bu işte, zamanla geçer,” diyerek onu teselli etti. Tam o sırada annemiz geldi ve endişeyle sordu:

“Eylül, ne oldu sana?”

“Bir şey yok anne, arı korkuttu onu,” diye atlattı Defne.

Zaman geçti, ama Eylül’ün Murat amcaya olan hisleri geçmedi. Okulunda başarılıydı, erkek arkadaşları vardı, hatta birkaç ciddi ilişki bile yaşadı. Ama içinde hep Murat amcanın yeri ayrıydı.

Üniversite sınavlarına hazırlanırken tıp fakültesini kazandı. Çocukluğundan beri doktor olmayı hayal ediyordu. Üçüncü sınıftayken Zeynep aradı:

“Eylül, annemin doğum günü için cumartesi günü yazlıkta olacağız, sen de gelir misin?”

“Tabii, gelirim,” diye cevapladı Eylül.

Aylin teyze harika yemekler yapardı. Misafirler her zaman onların evinde keyifli vakit geçirirdi. O akşam yemekten sonra Eylül bahçeye çıktı. Serin hava içini ferahlatmıştı. Tam o sırada arkasından bir ses duydu:

“Al, senin favorin.”

Murat amca elinde ahududulu cheesecake ve bir fincan çayla duruyordu.

“Teşekkürler,” diyerek kızardı Eylül. “Nasıl ahududulu sevdiğimi bildiniz?”

“Bir şekilde fark ettim,” diye gülümsedi Murat amca ve içeri girdi.

Zeynep yanına gelip, “Annem babama senin için getirmesini söyledi,” dedi.

Ertesi yıl, Aylin teyzenin hastalandığını öğrendiler. Kanserdi ve durumu kötüleşiyordu. Eylül doktor olduğu için neyle karşı karşıya olduklarını biliyordu. Bir süre sonra Aylin teyze vefat etti.

Cenazeden sonra Eylül kendini kötü hissetti. Sanki bir şeyler içini kemiriyordu. Ta ki bir gün uyandığında her şeyin normale döndüğünü fark edene kadar. Murat amcaya olan hisleri silinmişti. Artık rahattı.

Yıllar geçti, Eylül kardiyolog oldu. Bir gün, doğum gününde son hastasını

Rate article
Lifequest
Bir Şeylerin Bekleyişinde