Sonbaharın Son Demleri

Sonbaharın Son Günleri

Okulun bitmesine yakın Elif nihayet üniversiteye gideceği bölüme karar verdi. Hayatta ne olmak istediği konusunda tereddüt etse de birden tıpa yönelmeye karar verdi. Okulda başarılı bir öğrenciydi, ailesiyle huzurlu bir evde yaşıyordu. Her şeyi vardı: sevgi dolu bir aile, güzel kıyafetler, deniz tatilleri, hediyeler…

Babası, belediyede üst düzey bir görevde çalışıyordu. Eşine ve kızına hiçbir şeyi esirgemezdi, Elif’i hep prensesler gibi giydirirdi. Kızının parlak bir geleceği olacağından emindi. Annesi çalışmıyordu, ev hanımıydı.

Ama hayat bazen insana kötü sürprizler yapar…

“Anne, ben gidiyorum!” diye seslendi Elif, kahvaltısını hızla bitirip evden fırladı. Okula yetişmek için koşması gerekiyordu. “Dün gece neden telefonla üçe kadar oyalandım ki, sabah kalkamadım,” diye düşündü içinden. Neyse ki zil çalmadan sınıfa yetişti, nefes nefese kalmıştı.

“Seni kim kovalıyor böyle?” diye güldü arkadaşı Sibel, Elif yanına çökerken.

“Kimse, yine geç kaldım,” dedi Elif. Tam o sırada zil çaldı, iki kız göz göze geldi, canları sıkılmıştı.

Üçüncü dersten sonra sınıf öğretmeni Elif’in yanına geldi, gözlerine bakmadan:

“Eve gitmelisin… Babanla ilgili bir şey oldu.”

“Ne? Ne oldu?” diye panikledi Elif, eşyalarını kapıp koşarak evin yolunu tuttu.

Apartmanın önünde komşular, ambulans ve polis vardı. Elif, iki polis memuruyla birlikte eve girdi… Annesi artık ağlamıyordu, sallanıyordu, kederden kararmış gibiydi. Babası kanepede yatıyordu.

“Kalbi, Elifçiğim… Kalbi dayanamadı,” diye fısıldadı komşu kadın kulağına.

Elif annesine sarıldı, ikisi de hıçkıra hıçkıra ağladı. Cenaze ve taziyeler nasıl geçti, Elif pek hatırlamıyordu. Komşular gelip destek oldular. Annesi taş kesilmişti, kızıyla konuşmuyordu.

“Anneciğim, lütfen bir şey söyle,” diye yalvardı Elif, ama annesi boşluğa bakıyordu, yüzünde hiçbir ifade yoktu. Bir sabah, Elif çayını içip kahvaltısını yaparken, annesi aniden mutfağa girdi ve sessizce:

“Beni çağırıyor, kızım… Baban çağırıyor,” dedi, etrafına bakındı ve yere yığıldı.

Elif üzerine atıldı, onu sarsmaya başladı:

“Anne! Anne!” Sonra hemen komşuya koştu.

Ayşe Teyze hemen ambulansı aradı. Annesi hareketsiz yatıyordu, Elif ağlıyordu, komşu kadın onu sıkıca sarıp teselli etti:

“Merak etme, ambulans geliyor, çabuk gelecekler dediler…”

Ambulans gerçekten de çabuk geldi. Doktor eğilip annesine baktı:

“Maalesef bir şey yapamayız…” Elif’e ve komşuya baktı, ellerini iki yana açtı, “Üzgünüm, o artık aramızda değil.”

Elif kendine nasıl geldi, onu da pek hatırlamıyor. Ayşe Teyze her şeyi üstlendi. Elif’in akrabası yoktu. Annesi yetimhaneden gelmişti, babasının da ailesinde başka kimse yoktu. Öğretmenler ve sınıf arkadaşları destek oldu. Yavaş yavaş toparlandı Elif, Ayşe Teyze onunla ilgilenmeye başladı. Sabahları kahvaltısını hazırlıyor, okuldan alıyor, akşam yemeklerini birlikte yiyorlardı.

Sınavlar bitti, mezuniyet geçti. Elif’in hayat planlarını değiştirmekten başka çaresi yoktu. Üniversite hayalini bir kenara bıraktı, şimdilik unutması gerekiyordu. Günlük ihtiyaçlarını karşılamak zorundaydı. Ebeveynlerinden kalan para vardı, ama o da bitecekti.

“Ayşe Teyze, sağ ol, benim için uğraştın. Marketten teklif geldi, satış elemanı olarak çalışacağım,” diye teşekkür etti komşusuna. “Artık para kazanmaya başlayacağım.”

“Doğru yapıyorsun Elif, hayata atılman lazım. Okumak için sonra da fırsat bulursun. Önemli olan aklını kullanman…”

Elif çalıştı, ek işleri de reddetmedi. Marketin yerlerini siliyor, hafif kutuları taşımaya yardım ediyordu. Bu narin ve güzel kıza bakıp, bir zamanlar nasıl bir hayatı olduğuna inanmak zordu.

Bir gün evin önünde bir kadın ve erkek onu bekliyordu.

“Elif mi?” diye sordu kadın.

“Evet, siz kimsiniz? Tanımıyorum sizi,” dedi Elif, işten yorgun argın dönmüştü.

“Geleceğin hakkında konuşmak istiyoruz. Bizi eve davet eder misin?”

“Ama sizi tanımıyorum, neden davet edeyim?”

“Ben Aslı, bu da Cem,” diye tanıttı kadın yanındaki erkeği.

“Korkma Elif, kötü bir niyetimiz yok. Sadece konuşmamız gerekiyor, sokakta olmaz.”

Elif içeri davet etti, oturdular.

“Elif, sana bu evi satmanı öneriyoruz. Dört odalı bir daireye tek başına ihtiyacın yok, üstelik masrafı da büyük.”

“Evet, faturalar yüksek geliyor,” diye onayladı Elif. “Ama satmayacağım. Bu ev, ailemin hatırası. Hem sonra nereye giderim?”

“Senin için iki odalı bir daire buluruz. Bu satılırsa, onu alırsın.”

Elif evi satmayı hiç düşünmüyordu, kabul etmedi. İkisi birbirine baktı, kibarca vedalaştılar:

“Görüşürüz. İyi düşün Elif. Tek başına bu kadar büyük bir eve ne gerek var?”

Elif durumu Ayşe Teyze’ye anlattı.

“Sakın ha onlarla bir daha görüşme, seni kandırırlar. Bir daha gelirlerse beni çağır.”

Aslı birkaç kez daha aradı, evi sat

Rate article
Lifequest
Sonbaharın Son Demleri