Kaderin Yazgısı

Bir zamanlar, İstanbul’un eski bir semtinde yaşayan Kemal, elli yaşına merdiven dayamışken eşini kaybetmişti. Zeynep hanım, uzun süren amansız bir hastalığa yenik düşmüş, Kemal’i yalnız bırakmıştı. Beraber mücadele etmişlerdi ama kader böyle yazılmıştı.

Kemal, kırk sekiz yaşında dul kalmış, yalnızlığa alışmaya çalışırken yeniden evlenmeyi hiç düşünmemişti. Akrabaları ısrarla:

“Genç sayılırsın daha, kendine bir eş bul, mutlu ol,” dedikçe, o hep aynı cevabı verirdi:

“Zeynep gibisini bulamam. Belki daha iyileri vardır, belki daha kötüleri… Ama onun gibi bir daha yok.”

Kemal’in küçük kardeşi Selim, şehrin öbür yakasında yaşıyordu. Aralarında on beş yaş vardı. Öyle olmuştu işte; anneleri uzun süre ikinci çocuğa hamile kalamamış, sonra umutlarını kesmişken Selim dünyaya gelmişti. Kemal, küçük kardeşini adeta kendi çocuğu gibi büyütmüş, Selim de abisinin peşinden ayrılmazdı.

Anne babaları, Selim yirmi birindeyken vefat etmiş, Kemal ona destek olmuş, okulunu bitirmesine yardım etmiş, sonra evlenmesine vesile olmuştu. Fakat kaderin cilvesine bakın ki, Kemal eşini kaybederken, Selim de tam o sıralarda boşanmıştı.

Her akşam, Kemal evinin yakınındaki parkta yürüyüş yapardı. Bu, eşiyle birlikteyken de alışkanlıklarındandı. O akşam da yavaş adımlarla gölet kenarına doğru ilerliyordu. Gölette ördekler, hatta birkaç kaz yüzüyordu. Parkın ötesindeki evlerden geliyor olmalılardı.

Dönüş yolunda, bir bankta oturmuş, gözyaşlarını silen bir kız gördü. Geçip gidemedi.

“Kızım, iyi akşamlar, bir sıkıntın mı var? Başına bir şey mi geldi?”

Kız başını kaldırıp Kemal’e hüzünlü gözlerle baktı:

“Kimse bana yardım edemez, teşekkür ederim. Sadece… artık nereye gideceğimi bilmiyorum.”

Kemal yanına oturdu.

“Nasıl yani? Bir yerden gelmiş olmalısın. Adın ne senin?”

“Annem beni evden kovdu. Şimdi onun arkadaşları evi doldurmuş durumda. Benim orada yeri yok… hem onlardan korkuyorum. Adım Elif…”

“Peki Elif, baştan anlat, hiçbir şey anlamadım. Hava da kararıyor, burada mı kalacaksın?”

Elif, babasının annesinden kalan tek odalı bir evde yaşıyordu. Köyden taşınmışlardı, çünkü orada iş kalmamıştı. Babası, Elif on beşindeyken ölmüştü. Başta annesiyle iyi geçiniyorlardı, ama zamanla annesi işten sarhoş gelmeye başlamış, akşam yemeklerinde kızının yanında içki içmekten çekinmez olmuştu.

“Anne, içme artık, hiç iyi bir şey çıkmaz bundan,” diye yalvarırdı Elif.

“Sen ne anlarsın hayattan, Elifçiğim? Baban beni yalnız bıraktı, ne yapayım şimdi? Al sen de iç, gör bak keyfine. Derdimi unutuyorum böyle,” derdi annesi, sonra kanepeye yığılıp kalırdı.

Sabahları Elif kendi kahvaltısını hazırlar, hemşirelik okuluna giderdi. Dokuzuncu sınıftan sonra çalışmak istemişti, büyümek, ayaklarının üzerinde durmak istiyordu. Annesine güveni yoktu; sürekli işten atılıyordu.

“Anne, dibe vurdun artık. Temizlikçi bile almıyorlar seni. Nasıl geçineceğiz?”

“Sen çalışacaksın ya! İş bulursun, geçiniriz,” diye mırıldanırdı annesi sarhoşken.

Sonra daha da kötüleşti. Eve annesinin ayyaş arkadaşları gelmeye başladı, geceleri içip yerlere serilirlerdi. Elif, dolabın arkasına sığınır, uyuyamazdı.

Okulu bitirir bitirmez hastanede hemşire olarak işe girdi. Gece nöbetlerini severdi, çünkü o saatlerde evde olanları görmüyordu. Bir an önce kendine bir ev bulmalıydı.

O akşam, yorgun argın eve döndüğünde, annesini yine perişan halde buldu. Eskiden mutlu oldukları ev bomboştu. Mobilyalar, perdeler, her şey satılmıştı. Annesi yerde uyuyordu. Elif’in eşyaları da götürülmüştü. Sadece eski bir kışlık mont asılı duruyordu. Üzerindekilerden başka bir şeyi kalmamıştı.

Göz yaşları içinde evden fırladı, nereye gideceğini bilmeden yürüdü, sonunda bu parka, bu banka oturmuştu.

Kemal, onu dinlerken yüreği burkuldu. Yavaşça:

“Elif, hayatta her şey olur ama umudu hiç kaybetmemek gerek,” dedi. “Ben de eşimi kaybettiğimde dünyam yıkılmıştı. O benim her şeyimdi.” Bir an durdu, sonra ekledi: “Ama anladım ki, kader böyle yazmışsa, yaşamaya devam etmek gerek. Sen de ümidini kesme, bir çıkış yolu mutlaka vardır.”

“Ne çıkış yolu?” diye sordu Elif, gözlerini kaldırarak. “Asla kendime bir ev alamam, nereye gideceğim?”

“Bak,” dedi Kemal, “ben yalnız yaşıyorum. Evim geniş, işlerimi halletmekte zorlanıyorum. Sana teklifim, benimle gelmen. Korkma, sana kötülük yapacak değilim. Seni bir evlat gibi korurum. Huzur içinde yaşarsın. Eşimle çocuğumuz olmamıştı, sen artık benim kızımsın.”

Kemal gerçekten de dürüst bir adamdı. Elif, o akşam ona rastladığı için defalarca şükretti. Kemal, onun ailesi, ikinci babası olmuştu. Tüm ev işlerini üstlendi. Tertemiz bir ev, lezzetli yemekler… Zaten iyi yemek yapmayı biliyordu. Akşamları sohbet ederlerdi; Kemal çok şey bilirdi, Elif de onu ilgiyle dinlerdi.

Rate article
Lifequest
Kaderin Yazgısı