Eski günlerde, kızının evinden dönerken markete uğrayan Ayla, yürüyüş yolunda bitkin ve yaşlanmış bir kadın gördü. İlk başta yanıldığını sandı, ama dikkatlice baktığında onun gerçekten de eski dostu Ayşe olduğunu anladı.
“Ayşe!” diye seslendi Ayla, ağır adımlarla yürüyen kadına. İçinden bir düşünce geçti:
“Halinden hiç iyi görünmüyor…”
Ayşe başını kaldırıp yorgun bir gülümsemeyle baktı.
“Aylacığım, merhaba canım, seni hemen tanıdım, ne kadar uzun zaman oldu görmeyeli.”
Eskiden beraber çalışırlardı, dosttular. Beş yaş farkları vardı. Ayla emekli olduğunda, Ayşe zaten emekliydi ama çalışmaya devam ediyordu.
“Ah, bir emekli olsam, bir gün bile fazla çalışmam,” derdi Ayla, ama meslektaşı ona kıskançlıkla bakardı.
“Senin işin kolay, ben ise ne kadar daha çalışacağım bilmiyorum. Çocuklara destek oluyorum, kredileri ödüyorum.”
Ayla işten ayrıldıktan sonra bir daha görüşemediler.
“Ayşe, yıllar geçmiş aradan. Ne çok zaman oldu,” dedi Ayla sevinçle.
“Evet, zaman su gibi akıyor. Ben yetmiş yaşındayım artık. Şurada, eczaneden geliyorum. Yakınlarda yaşıyorum şimdi.”
“Nasıl yani?” diye şaşırdı Ayla. Ayşe’nin kendi evinde yaşadığını biliyordu. “Evini mi sattın?”
“Kız kardeşimin iki odalı dairesinde kalıyorum. Bir de annemi köyden getirdik, doksan iki yaşında, ona bakıyoruz. Tabii kendi evimde rahattım ama…” Duraksadı, “Bu apartman dairesine alışamadım. Hava almıyor, bu taş yığınında nefes almak zor. Ömrüm ahşap bir evde geçti çünkü.”
“Peki… Neden artık kendi evinde değilsin?” İkisi de bir banka oturdular, hiçbirinin acelesi yoktu.
Ayla ile Ayşe eskiden sık sık birbirlerine giderlerdi. Ayşe her zaman güler yüzlü, sevecen bir kadındı. Misafirperverliğiyle insanları kendine çekerdi. Ne iyi bir ev kadınıydı! Ev her daim temiz, sofrada taze sebzeler, kendi bahçesinden domatesler, salatalıklar, yeşillikler, meyveler… Kocası da vardı o zamanlar. Ama kocasıyla pek iyi geçinemezdi, içki içer, kavga ederdi. Neyse ki uzun yaşamadı. Ayşe iki çocuğuyla yalnız kaldı, ama çok da üzülmedi. Evet, iki çocukla tek başına zordu, ama en azından huzur vardı.
Zaman geçti. Çocuklar büyüdü. İlk evlenen oğlu oldu, eşiyle birlikte kiralık bir ev tuttular. Ama eşi hamile kalınca, Ayşe’nin evine taşındılar.
“Anne, senin evinde kalacağız. Hem bebeğe yardım edersin,” dedi oğlu, kararı zaten vermişti.
“Peki oğlum, madem öyle karar verdiniz, buyrun,” dedi Ayşe.
Biraz içi burkulmuştu, ama itiraz etmedi. Kızı da onunla yaşıyordu, evde herkese yer vardı. Torun doğunca işler zorlaştı. Bebek sürekli ağlıyor, geceleri uyuyamıyorlardı. Ayşe işe baş ağrısıyla gidiyordu, ne yapabilirdi ki?
Torununa yardım ediyor, hafta sonları onunla parka çıkıyor, gelinine destek oluyordu. Bazen oğlu ve gelini tatile gider, çocuğu ona bırakırdı.
“Neden çocuğu da yanlarında götürmüyorlar?” diye sorardı Ayla.
“İkisi de dinlenmek istiyor, bara gidiyorlar, arkadaşlarıyla balığa çıkıyorlar. Yorgunlar işte.”
“Peki sen yorulmuyor musun? Hafta boyu çalışıyorsun, senin de dinlenmeye ihtiyacın var.”
Derken bir gün kızı, Ayşe’ye şunu söyledi:
“Anne, evleniyorum. Düğün masraflarını sen karşılayacaksın.”
Ayşe şaşırdı. Kızı ise, “Damadın ailesi yok,” dedi. (Yalan söylüyordu aslında, damat başka şehirdendi, annesi içkiye düşkündü, babasını hiç tanımamıştı.)
“Peki… Belki düğünsüz bir nikâh yapsak?” diye sordu Ayşe.
“Ne diyorsun anne? Abimin düğünü oldu, sen para harcadın, bana gelince mi olmayacak? Ben de beyaz gelinlik istiyorum!” diye kırıldı kızı.
“O zaman kredi çekmem gerekecek,” dedi Ayşe, “bu kadar param yok.”
“Tamam, ben kredi çekerim, sen de ödememe yardım edersin. Bir de burada, senin evinde yaşayacağız. Kira ödeyemeyiz.”
Ayşe, yer açmak zorunda olduğunu biliyordu. Ne yapabilirdi? Çocuklarına destek olmalıydı. Oğlu ve gelini bu durumdan pek memnun değildi, ama evden ayrılmak da istemiyorlardı. Anneyle yaşamak rahattı.
Düğün, mahalledeki bir lokantada yapıldı. Kalabalık değildi, ama gelin beyazlığında, damat takım elbiseliydi. Damat iyi biri gibi görünüyordu, saygılı ve sakin. Hep birlikte yaşamaya başladılar. Ayşe biraz endişelendi:
“Acaba anlaşamazlar mı?” Ama her şey sessizce ilerliyordu.
Derken oğlu bir gün, “Anne, eve bir ek oda yaptıracağım, ayrı girişimiz olacak. Bana yardım edeceksin. Kredi çekeceğim, ödememe destek ol. Sonra ikinci katı da çıkarırız. Kız kardeşimle konuştum, o da karşı değil. Zaten onlar da evden ayrılmayı düşünmüyor. Üstelik yakında onların da çocukları olacak. Ne dersin, anne, yardım eder misin?” dedi.
Ayşe şaşırdı. Oğlu her zaman böyleydi, önce karar verir, sonra anneye haber verirdi.
“Peki, yardım edeceğim,” dedi Ayşe, ama içinden, “Daha ne kadar çalışacağım?” diye düşündü.
Oğlu, planladığ




