Ayşe ağır adımlarla markete doğru yürüyor, etraftaki koşuşturmayı, özellikle de erkeklerin telaşını izliyordu. Yarın Kadınlar Günü’ydü çünkü. Bu bayramı hep severdi; kocası ona bir demet çiçek getirir, birlikte kutlarlardı. Ama kocasının vefatından sonra uzun yıllardır yalnız yaşıyordu.
Elli sekiz yaşındaydı ve çevresindeki arkadaşlarının yaşadığı hüzünlü deneyimleri gördükçe, yeni bir hayata başlama hevesi kalmamıştı.
“Bütün iyi erkekler çoktan evlenmiş, yuva kurmuş. Rastgele biriyle yaşamak bana göre değil. Dert istemiyorum. Evet, bazen sıkılıyorum, yalnız hissediyorum ama çocuklarım ve torunlarım beni ziyaret ediyor,” diyordu bazen kafede otururken arkadaşına. “Biliyor musun Emine, artık kocamsız bu hayata alıştım, değiştirmek de istemiyorum.”
Arkadaşı evliydi, kocasına bir kale gibi güveniyordu. Bu yüzden Ayşe’ye acıyordu; iyi bir kadındı, erken dul kalmıştı.
“Belki bir gün yine birini bulursun,” diye umut vermeye çalışıyordu Emine.
“Ah, ne diyorsun Emine, nereden bulayım iyi bir adam? Konuşmak bile istemiyorum bunu. Hadi, başka şeylerden bahsedelim,” diyerek çocuklarından, torunlarından, kadınca meselelerden uzun uzun sohbet ediyorlardı.
Ayşe gerçekten yalnızlığa alışmıştı ve hiçbir şeyi değiştirmek istemiyordu. Gürültüden, kalabalıktan yorulmuştu ama alışverişe çıkması gerekiyordu. Akşam yaklaşıyordu, erken baharın ıslak kar taneleri yavaş yavaş yağıyordu. Öğlen oğlu uğramış, bayramını kutlamıştı.
“Anneciğim, al sana çiçekler, yarın gelemeyeceğim, arkadaşlarla yazlıkta toplanacağız… İstersen sen de gel, hepimiz seni bekleriz.”
“Sağ ol oğlum, ben evde daha iyi olurum, bir de başım ağrıyor, bahar geliyor ya,” diyerek kibarca reddetmişti.
Düşünceli düşünceli markete girdi, birkaç şey aldı ve kasada uzun bir kuyruğa girdi. Etraftaki bayram telaşını kayıtsızca izliyordu. Erkeklere bakıp içinden gülümsedi:
“Telaşlı erkekler birden hatırladılar ki sevdikleri, değer verdikleri kadınlar var. Koşturup lale ya da mimoza demetleri alıyorlar. Erkekler iyi ya, yılda bir gün böyle koşturuyorlar. Kadınlar hep koşturur; alışveriş, yemek, kıyafet…”
Ayşe’nin dikkatini, önünde duran adamın üzerindeki güzel parfüm kokusu çekti. Sepeti tıka basa doluydu. Uzun boylu, kırçıllı saçlıydı. Onu hayal etmeye çalıştı:
“Bu kaliteli kokuya bakılırsa, yakışıklı da olmalı,” diye düşündü arkasında beklerken.
Etrafına baktı, bütün kasalar açıktı ve her yerde kuyruk vardı. Ama aklı hep önündeki adama takılıyordu, parfümün etkisiyle mi bilinmez.
“Şık giyinmiş,” diye geçirdi içinden, sonra biraz geri çekilip yandan göz attı. “Birinin kocası işte, bak ne kadar alışveriş yapmış.”
Adamın bir eli alışveriş sepetindeydi, diğer elinde telefonu vardı, kısa kısa cevaplar veriyordu:
“Evet, aldım. Evet, bunu da. Evet, birazdan geliyorum.”
“Karısıyla konuşuyordur, başka kim olacak…”
Yabancı, konuşmasını bitirdikten sonra telefonunu cebine koymak isterken elinden kaydı. Ayşe hemen refleks gösterdi, son anda yakalayıp yere düşmesini engelledi. Zemin seramikti, telefon kırılabilirdi. Adam hızla döndü ve ona öyle bir baktı ki Ayşe’nin içine bir kıvılcım düştü.
“Altmışıma merdiven dayamışken bana mı kaldı bu?” diye geçirdi aklından, şaşkınlıkla donakaldı.
“Çok teşekkür ederim,” dedi adam, telefonunu alırken gülümsedi, “şimdi size borçlandım.”
“Rica ederim,” diye karşılık verdi Ayşe.
Tam o sırada adamın sırası geldi, kasada ödemesini yaptı ve hızla marketten çıktı. Arabasına gidiyor olmalıydı.
“İşte bitti, boşuna heyecanlandım,” diye düşündü Ayşe, kendi sırası gelince.
Poşetini toparlayıp marketten çıktığında bir anda o adamla karşılaştı. Başına kapüşonunu geçirmiş, onu bekliyor gibiydi. Hemen yanına geldi.
“Mehmet,” diye tanıttı kendini.
“Ayşe,” dedi, yine heyecanlanmıştı.
“Telefonumu yakaladığınız için minnettarım,” dedi Mehmet gülümseyerek, “size bir sorum var, telefon numaranızı verebilir misiniz?”
Ayşe adeta hipnoz olmuş gibi numarasını verdi, o da gülümsedi. Mehmet teşekkür edip vedalaştı ve arabasına doğru yürüdü. Biraz sonra arabası, kar taneleri ve diğer araçların arasında kayboldu.
“Bu neydi şimdi?” diye şaşkınlıkla düşündü. “Her şey çok hızlı oldu, hiç düşünmeden numaramı verdim.” Eve doğru yavaş adımlarla yürüdü.
Eve gelip poşetleri boşalttı, üzerini değiştirdi. Akşam olmuştu, pencereden kar hâlâ yağıyordu. Basit bir akşam yemeği hazırlayıp internete dalacaktı.
Ama televizyonu açınca en sevdiği programı gördü. Sıradan insanların yürekten söylediği şarkıları dinlemeyi severdi. Hayat hikâyeleri de ilgisini çekiyordu; herkesin kaderi nasıl farklı şekilleniyor, mutluluğu nasıl buluyordu…
Ayşe yemeğini televizyon karşısında yedi, tabağı mutfağa götürdü, reklam arasına denk gelmişti. Telefonu odadaydı, çaldığını hemen du




