Sonbaharın sonlarına doğru
Lise son sınıfa yaklaşırken Meryem, hayatta ne olmak istediği konusunda hâlâ kararsız olsa da, bir anda tıp okumaya karar verdi. Okulda başarılı bir öğrenciydi, ailesiyle birlikte rahat bir hayat sürüyordu. Her şeyi vardı: sevgi dolu anne babası, güzel kıyafetler, deniz tatilleri, hediyeler…
Meryem’in babası, belediyede üst düzey bir görevde çalışıyordu, eşine ve kızına hiçbir şeyi esirgemiyordu. Kızını bir bebek gibi giydirip süslüyorlardı. Kızının parlak bir geleceği olacağından emindi. Annesi çalışmıyor, ev hanımıydı.
Ama hayat bazen öyle bir köşe döner ki…
“Anne, ben gidiyorum!” diye seslendi Meryem, kahvaltısını alelacele yaparken. Okula yetişmek için hızlı adımlarla sokağa fırladı. “Dün gece neden telefona bakarak sabahladım ki? Sabah kalkmak çok zor oldu,” diye düşündü. Neyse ki zil çalmadan sınıfa yetişti, nefes nefese kalmıştı.
“Seni kim kovalıyor böyle?” diye sordu arkadaşı Sibel, Meryem yanına çökerken.
“Kimse kovalamıyor, yine uyuyakalmışım,” dedi Meryem. Tam o sırada zil çaldı, iki kız kaşlarını çatarak birbirlerine baktılar.
Üçüncü dersten sonra sınıf öğretmeni Meryem’e yaklaştı, gözlerine bakmadan:
“Eve gitmelisin, babanla ilgili bir şey oldu…”
“Ne? Ne oldu?” diye panikledi Meryem, eşyalarını kapıp koşarak eve gitti.
Apartmanın önünde komşular, ambulans ve polis arabaları vardı. Meryem, iki polis memuruyla birlikte daireye girdi… Annesi artık ağlamıyordu, sallanıyordu, yüzü kederden kararmıştı. Babası ise kanepede hareketsiz yatıyordu.
“Kalbi, Meryemciğim, babanın kalbi dayanamadı,” diye fısıldadı komşu kadın kulağına.
Kızı annesine sarıldı, ikisi de hıçkıra hıçkıra ağladılar. Cenaze ve taziyeler nasıl geçti, Meryem pek hatırlamıyordu. Komşular gelip destek oldular. Annesi taş kesilmişti, kızıyla konuşmuyordu.
“Anneciğim, lütfen bir şeyler söyle,” diye yalvarıyordu Meryem, ama annesi boşluğa bakıyordu, yüzünde hiçbir ifade yoktu. Bir sabah, Meryem çayını içip kahvaltısını yaparken, annesi aniden mutfağa girdi ve sessizce:
“Beni çağırıyor, kızım, baban çağırıyor,” dedi, etrafına baktı ve yere yığıldı.
Meryem üzerine atıldı, “Anne! Anne!” diye bağırdı, sonra hemen komşuya koştu.
Ayşe Teyze hemen ambulansı aradı. Annesi hareketsiz yatıyor, Meryem ağlıyor, komşu kadın onu sakinleştirmeye çalışıyordu:
“Merak etme, Meryemciğim, doktorlar hemen gelecekler, çok geçmeden buradalar…”
Ambulans gerçekten de hızlı geldi. Doktor annesine eğildi:
“Maalesef, yapabileceğimiz bir şey yok…” diyerek ellerini iki yana açtı, “Üzgünüm, o artık aramızda değil.”
Meryem nasıl kendine geldi, onu da pek hatırlamıyordu. Ayşe Teyze her şeyi üstlendi. Meryem’in akrabası yoktu. Annesi yetimhaneden gelmişti, babası da tek çocuktu. Öğretmenleri ve arkadaşları destek oldular. Yavaş yavaş toparlandı Meryem, Ayşe Teyze de ona kol kanat gerdi. Sabah kahvaltısını hazırlıyor, okuldan karşılıyor, akşam yemeklerini birlikte yiyorlardı.
Sınavlar bitti, mezuniyet gecesi de geride kaldı. Meryem’in hayat planlarını değiştirmekten başka çaresi yoktu. Üniversite hayalleri suya düşmüştü. Artık günlük geçim derdi vardı. Ebeveynlerinden kalan para da bir gün bitecekti.
“Ayşe Teyze, bana iş bulduğun için çok teşekkür ederim. Mağazada satış elemanı olarak çalışacağım,” dedi Meryem minnetle. “En azından para kazanmaya başlayacağım.”
“Doğru yapıyorsun, Meryem. Büyüdün artık, hayata atılman lazım. Okumak için zamanın olacak. Önemli olan aklını kullanman.”
Meryem çalışıyor, ek işlerden de kaçınmıyordu. Mağazada yerleri silip ağır olmayan kutuları taşımaya yardım ediyordu. Şimdi bakınca bu narin kızın bir zamanlar başka bir hayatı olduğuna inanmak zordu.
Bir gün evin önünde genç bir adam ve kadın onu bekliyordu.
“Meryem?” diye seslendi kadın.
“Evet, siz kimsiniz? Sizi tanımıyorum,” dedi Meryem, işten yorgun argın dönmüştü.
“Seninle geleceğin hakkında konuşmak istiyoruz. Bizi içeri davet etmez misin?”
“Ama sizi tanımıyorum. Neden davet edeyim?”
“Ben Aylin, bu da Mehmet,” diyerek yanındaki erkeği tanıttı.
“Korkma, Meryem, sana zarar vermeyeceğiz. Sadece konuşmamız gerekiyor. Sokakta olmaz.”
Birlikte daireye girdiler, oturma odasına geçtiler.
“Meryem, senin bu daireni satmanı teklif ediyoruz. Dört odalı bu ev sana fazla büyük, hem aidatları da kabarık.”
“Doğru, aidatlar yüksek geliyor,” diye onayladı Meryem. “Ama bu evi satmayacağım. Bu, ailemin anısı. Hem sonra nereye giderim?”
“Biz sana iki odalı bir daire buluruz. Bunu satınca diğerini alırsın.”
Meryem evi satmayı hiç düşünmek bile istemedi. Genç çift birbirine baktı, kibarca vedalaştılar:
“Tekrar görüşürüz. İyi düşün, Meryem. Bu kadar büyük bir evi tek başına ne yapacaksın?”
Meryem, Ayşe Teyze’ye gelenleri anlattı.
“Sakın ha onlarla bir daha konuşma! Seni dol




