Güvenli Limana Ulaşmak

Bugün günlüğüme yazmak istiyorum. Sabah erkenden oğlum Emre’yi üniversite sınavlarına giderken uğurladım. “Allah’ın izniyle oğlum, sınavların hayırlı olsun,” diyerek sarıldım ona. İçimde bir heyecan, bir endişe… İzmir’e gidecekti sınava. Karnını doyurdum, dualar ettim arkasından.

“Sağ ol anne, merak etme, hallederim. Tabii devlet üniversitesi zor ama…” Kapı ardından kapandığında eşim Murat çoktan işe gitmişti bile.

Murat’la tam yirmi iki yıldır evliyiz. Emre’yi büyüttük, iyi bir çocuk oldu. Hep en iyisini hak ettiğini düşündük. Hiçbir sıkıntı çekmedi, sevgiyle büyüdü. O da bize hiç sorun çıkarmadı, aklı başında bir delikanlı oldu.

Emre daha küçükken Murat’la biz didinip dururduk. Çarşıda tezgâh açardım, oğlumu anneme bırakırdık. Zamanla işler yoluna girdi, rahatladık.

“Yeter artık Ayşe, çarşıda çalışmana gerek yok. Evimizi çekip çevir, huzurumuz olsun,” dedi bir gün Murat.

“Ama rahat yaşayalım diye çalışıyorum. Evde oturmak sıkıcı,” diye itiraz ettim.

“Bilirsin benim görüşümü. Kadın evinin direğidir, erkek ekmek getirir,” diye üsteledi.

Annemden hep “Kocana itaat et, ailen yıkılmasın” diye öğüt almıştım. Ne diyebilirdim ki? Zaten bir sıkıntımız yoktu, işler iyi gidiyordu.

“Yeni aldığımız evin düzeni, Emre’nin okulu… Hepsi senin ilgini bekliyor,” dedi Murat.

“Haklısın canım, ben de istiyorum zaten. Yuva kuralım artık,” diye gülümsedim.

İçimden ne kadar da kendi kararlarımı vermeye alışmıştım ama boyun eğdim. Yine de işlerden tam kopmadım, muhasebesini tutuyordum.

“Bir yazlık alalım mı?” diye sordu bir gün Murat. “Arabamız var, gider geliriz. Yazları şehir sıcağından kaçarız.”

“Ayy, tam da benim aklımdan geçiyordu!” dedim sevinçle.

O sabah Emre sınava gittiğinde, içimi bir telaş aldı. “Börek yapayım da aklım dağılsın,” diye mutfağa girdim. Tam unu elime almıştım ki kapı çaldı.

“Emre mi unuttu bir şey? Yoksa Murat mı?” diye düşünürken eşim içeri girdi.

“İşte ne işin var?” diye şaşırdım.

“Sen annene gitmeyecek miydin? Hastaydı diye söylemiştin,” dedi gözümün içine bakmadan.

“Öğleden sonra gidecektim. Emre’yi uğurladım, şimdi börek yapıyordum,” dedim.

Murat bir an durdu. “Belki iyi oldu. Doğrudan söyleyeyim. Başka birini seviyorum. Boşanmak istiyorum. Eşyalarımı almaya geldim.”

Dünya başıma yıkıldı. Ağzımdan anlamsız kelimeler döküldü. O ise bavulunu dolduruyordu. Nefes alamıyordum.

“Ya Emre? Onu şimdi üzemeyiz, sınavları var!” diye yalvardım.

“Emre zaten bu sene üniversiteye girmesin. Devlet olmaz, özel de para istiyor. Bir sene çalışsın ya da askere gitsin,” dedi buz gibi.

“O senin oğlun! Onu böyle mi bırakırsın?”

“Abartma Ayşe. Kararım kesin.” Kapıyı çarpıp gitti.

Evde bir sessizlik… “Emre’ye şimdi söyleyemem. Sınav bitsin önce. Babası iş seyahatine gitti diyelim,” diye düşündüm.

Sonra öğrendim ki Murat iki aydır mal varlığını annesine devretmiş. Birlikte aldığımız evin yarısını bile…

“Ben saf mıydım? Arkamdan iş çeviriyormuş!”

Emre sınavdan döndüğünde, hemen bir şeylerin yanlış olduğunu anladı.

“Oğlum, baban bizi bıraktı. Üniversite parasını vermeyeceğini söylüyor,” dedim.

İnanmadı, babasını aradı. Murat aynı şeyleri tekrarladı. Emre uzun süre sessiz kaldı, sonra:

“Anne üzülme. Ben iş bulurum, açıktan okurum. Onu unuturuz,” dedi.

Şaşırdım. Ne kadar da metanetliydi!

Ertesi gün açıktan kaydını yaptırdı, kurye olarak işe girdi. Ben de çiçekçide tezgâhtar oldum.

Murat boşanma sürecinde eşyalarını almaya geldi. Antika sehpayı götürdü. Ben de kilidi değiştirip bir daha açmadım.

Bir yıl sonra hakkımı ödedi. Çiçekçide çalışırken dükkân sahibi Fatma Hanım kanser olduğunu söyledi.

“Ayşe, satayım bu dükkânı. Oğlumun işi var, almaz. Belki sen alırsın?”

Emre de destekledi, alıp işletmeye başladım.

Üç yıl geçti. Bahar geldiğinde içimde bir hafiflik hissettim. İlk defa yeniden doğmuş gibiydim.

Bir gün dükkâna yakışıklı bir adam girdi. Kızı için çiçek seçmek istiyordu.

“Eşim erken kaybettik, kendim halletmeye çalışıyorum,” dedi.

Gözlerindeki hüzün dikkatimi çekti. Akşam dükkânı kapatırken karşımda belirdi, elinde bir demet gül.

“Affedersiniz, size gül getirdim. Belki fazla cesurca oldu…”

Güldüm, aldım. “Nasıl bildiniz gül sevdiğimi?”

“Adım Cemal. Kardiyoloğum. Kalbinizi de kontrol edebilirim,” diye şakalaştı.

Yürüdük, konuştuk. Sanki yıllardır tanıyorduk. O gece anladım: Artık bataklıkta değil, sağlam zemindeydim.

Dört ay sonra nikâhlandık. Onun Bursa’daki evine taşındım. Emre evlendi, torun bekliyoruz.

Şükürler olsun… Hayat bana iyiliğiyle geri döndü.

Bugün anladım ki, her karanlık sabaha er geç açılır. Yeter ki yüreğimizde umut olsun.

Rate article
Lifequest
Güvenli Limana Ulaşmak