Küçük Kızın Hikayesi

**NURCAN**

Nurcan nereye gitse dikkat çekerdi. Otuz yaşındaki bu kızıl saçlı, dolgun hatlı kadın, markette kasiyer olarak çalışırken, tüm personel onun giyim tarzına gizli gizli gülüyordu. Üstelik tatlılara da bayılırdı. Kasanın önünde her zaman bir poşet şekerleme dururdu.

Takı tutkusu ve rengârenk kıyafetleri, sağduyusunu gölgede bırakıyordu adeta. Müşteriler, kasa başında oturan bu kadını görünce şaşkına dönerdi: kabarık kızıl saçlarına takılı kurdeleler, rengârenk tokalar, parmaklarında irili ufaklı yüzükler… Üstüne bir de göz alıcı desenli bluzlar, fırfırlı eşarplar giyerdi. Sanki her gün bayrammış gibi!

Ama onun en güzel yanı, hiç alınmamasıydı. İster dalga geçsinler, ister “Biraz daha sade giyin.” diye nasihat versinler, Nurcan sadece güler, elindeki halkalı yüzüklerle havayı savurur ve ağzına bir şeker atardı.

İşini ise mükemmel yapardı. Dakik, kibar, güler yüzlü… Müşteriler onun samimi tebessümü, “Sağlık, mutluluk dilerim.” gibi içten temennileriyle mutlu ayrılır, bir sonraki alışverişlerinde yine onun kasasına koşarlardı.

Hiç şikâyet gelmezdi, sadece teşekkürler… Patronları da onu övüyordu ama kıyafetlerini değiştirmesine asla ikna edemiyorlardı. Sonunda onun bu tuhaflıklarını kabullenmek zorunda kaldılar.

Kimse bilmiyordu ki Nurcan’ın içinde bir korku, çantasında ise bir elektroşok cihazı taşıdığını…

Beş yıl önce, gece geç vakitte bir grup genç ona saldırmış, dövmüş, telefonunu, parasını ve takılarını almışlardı. Yağmurun altında eve sürünerek giderken yüzünden akan kanı ve yağmur damlalarını silişini, o anki çaresizliğini hâlâ hatırlıyordu…

O günden sonra elektroşok cihazını yanından ayırmadı. Kimseye yaşadıklarını anlatmadı. Gürültülü kahkahalarının, rengârenk kıyafetlerinin altında gizlediği asıl duygu, içindeki o kemiren korkuydu. Genç erkeklerden ve karanlıktan ürperiyordu. Ama herkes onu sadece “şapşal, hafifmeşrep bir kadın” sanıyordu.

Ta ki bir gün beklenmedik bir kahramanlık hikâyesi yaşayana kadar…

Bir hafta sonu, yalnız ve özgür bir kadın olarak kendini şımartmak için alışverişe çıkmaya karar verdi. Otobüste, hayalindeki yeni kıyafetleri düşünürken derin bir dalgınlığa daldı.

Birkaç durak sonra binen üç genç, onun bu dalgınlığını bozmadı. Otobüs ıssız bir parkın yanından geçerken aniden ayağa fırladılar:

“Kıpırdamayın, orospular! Paraları, telefonları, takıları verin, çabuk! Numara yapmayın, keseriz!”

Bıçaklarını çıkardılar. Biri şoförün boğazına dayadı, diğer ikisi de müşterilerin eşyalarını toplamaya başladı.

Korkudan buz kesen yolcular, sessizce teslim oldular.

Nurcan olanları anladığında, tanıdık bir korkuyla irkildi. Çantasına sıkıca yapıştı, nefesini kontrol etmeye çalıştı.

“Aynı şey yine oluyor… Neden ben? Allahım, yardım et!”

O karanlık, yağmurlu geceyi, yüzüne inen yumrukları, küfürleri, çaresizliğini hatırladı…

Ve sonra öfkelendi. Kendine, sessiz kalan yolculara, çocuk yaştaki soygunculara teslim olan herkese…

Zor anlarda hep şekerler imdadına yetişmişti. Birkaç lokmayla aklına çözüm gelirdi.

Şimdi de çantasından şeker ararken eli elektroşok cihazına çarptı.

Sonraki hareketi, kendisine bile şaşırtıcı geldi.

Cihazı sıkıca kavradı, düğmesine bastı. Soyguncu yanına gelince, aniden çantasından çıkardığı elektroşok cihazını gencin göbeğine, tam güneş sini

Rate article
Lifequest
Küçük Kızın Hikayesi