Çok Geçmeden Döneceğim…

Metro çıkışında bir kalabalık tıkanıklık oluşturmuştu. Dışarıda şiddetli bir yağmur yağıyordu. Şemsiyesi olanlar kapıda durup çantalarından şemsiyelerini çıkarıyor, şemsiyesi olmayanlar ise sığınaktan çıkmakta tereddüt ediyordu. Arkadan gelen kalabalık ise kapıda sıkışanları iterek yağmurun altına doğru sürüklüyordu.

“Şemsiyeni çıkar,” diye seslendi İlker, metro çıkışında durmuştu.

“Şemsiyem yok,” dedi Ayşe, arkadan gelen kalabalığa direnemeyerek.

“Bu sabah yağmur yağacağını söylemiştim,” diye söçlendi İlker, yağmurun altında durmuş, metro kapılarına öfkeli bir bakış fırlatıyordu.

“Geç kalmıştım, unuttum… Sen de alabilirdin. Hem senin şemsiyen büyük, ikiz sığardık,” diye karşılık verdi Ayşe.

“Tamam, şekerde değiliz, erimeziz,” diyerek İlker kararlı adımlarla yürümeye başladı, Ayşe de ona yetişmek için hızlı adımlar atıyordu.

“İşte bu yüzden büyük. Dün bütün gün taşıdım, yağmur yağmadı. Seninkisi katlanır, niye çıkardın ki çantandan?” diye söylendi İlker, yürürken.

“Kurutuyordum…”

Yağmurun gürültüsüne rağmen tartışarak yürüyorlardı.

“Kendine hep bahane buluyorsun, beni her seferinde suçlu çıkarıyorsun,” dedi Ayşe, kavganın yorgunluğuyla.

“Seni suçlamıyorum, sadece dedim ki—”

“Öyle dedin ki yeniden suçlu hissettim. Başka türlü söyleyemez miydin? Hiç konuşmasaydın mesela. Sürekli eleştirmenden bıktım. Ufacık bir şeyi kocaman bir mesele haline getiriyorsun,” dedi Ayşe, alınmış bir ifadeyle.

“Yağmura ufacık şey mi diyorsun?” diye sordu İlker, arkasını dönmeden. “Sadece dedim ki—”

“Ah, başlama yine. Yeter! Bıktım artık,” diye kesti Ayşe.

Hızlı yürümekten nefesi kesiliyor, sesi titriyordu.

İlker bir süre daha homurdandı ama Ayşe cevap vermeyince o da sustu. Ayşe haksız olduğunu biliyordu, bir de bu yağmur… Kıyafetleri ıslanmış, vücuduna yapışmıştı. Saçlarından sular damlıyordu.

Ne zaman başlamıştı bu? Küçük tartışmalar, sürekli eleştiriler… Yoksa hep böyle miydi? Galiba evet. Sadece eskiden Ayşe, kavga çıkmadan önce yatıştırmaya çalışıyordu.

Karşıdan bir adam geliyordu. Onun da şemsiyesi yoktu ama yağmurdan keyif alıyormuş gibi rahat adımlarla yürüyordu. Elleri ceketinin ceplerinde, ağır ağır ilerliyordu. Ayşe’nin kalbi gözlerinden ve aklından önce hızla çarpmaya başladı. Deniz!

Ayşe gözlerini onun yüzünden alamadı. O da ona bakıyordu ama yanlarından geçerken aniden bakışlarını kaçırdı. Bu nasıl bir şeydi? Oydu! Yanılamazdı. Ama yanından geçti, selam bile vermedi. Belki de yanılmıştı? Çok benzeyen insanlar vardı. Ayşe kesik bir nefes aldı. Meğer o an nefesini tutmuştu. Üzüntü ve şaşkınlıktan gözleri doldu, neyse ki yüzü zaten yağmurdan ıslaktı.

“Onu tanıyor musun? Niye öyle dik dik baktı sana?” diye sordu kocası, eğilip Ayşe’nin yüzüne bakmaya çalışarak.

“Hayır. Benzetmişim herhalde,” dedi Ayşe, bir an duraksadıktan sonra.
“Ama neden tanımadım gibi yapıp geçti?” diye düşündü içinden, bu soru kalbini acıtıyordu.

“Yalan söylüyorsun. Birbirinize öyle baktınız ki… Sanki hayalet görmüş gibisin.”

“Öyleydi zaten,” diye geçirdi içinden Ayşe, ama yüksek sesle,

“Üniversiteden bir arkadaşıma benziyor. Benzetmişim. Gördün ya, selam bile vermedi,” dedi sakin bir tonla, içi kaynasa da. “Beni kıskanıyor musun?” diye ekledi, şakaya vurmak istiyordu.

“Üzgün görünüyorsun,” diye ısrar etti İlker.

“Yeter artık sorgulama beni. Onu. Tanımıyorum!” diye bağırdı Ayşe, kendini tutamayarak.

“Haklı, bir hayalet gördüm. Onu unutmaya çalışmıştım! Ama o tanımadım gibi yaptıysa, ben de onu tanımak istemiyorum. Bana ihanet etti…”

“İtiraf et, aranızda bir şeyler vardı, yoksa bu kadar tepki vermezdin,” diye sordu İlker, kayıtsız bir ifade takınarak.

“Ne istiyorsun? Yeter artık,” diye yalvardı Ayşe.

Sonunda eve vardılar.

“Ben ilk duşa gireceğim,” dedi Ayşe, kapıdan girer girmez ve banyo kapısına yöneldi.

Kocası bir şeyler mırıldandı ama Ayşe duşu açarak onu duymazdan geldi. “Aman bu halimle! Beni öyle görünce selam vermemesi normal. Her şey bu yağmur yüzünden…” diye düşündü, aynada kendine bakarken.

Islak kıyafetlerini çıkarıp çamaşır makinesine attı ve tekrar aynaya baktı. Vücudu hâlâ inceydi, göğüsleri sarkmamıştı, yüzünde kırışıklık yoktu. Kalın, siyah kirpikleriyle şanslı olduğunu düşündü. Nadiren makyaj yapardı. “Suratımda maskara izleri kalsın istemezdim. Ama fena değilim,” diye düşündü, kendini beğenerek. “Ama o değişmiş, olgunlaşmış, yüz hatları sertleşmiş…”

Duşun altına girdi. Sıcak su yorgunluğunu alıyor, gerginliğini hafifletiyordu. Anılardan kurtulamadan öylece durdu…

***

Ayşe, sınav sonuçlarının asılı olduğu panonun önüne geldi. Öğrenciler kalabalık bir duvar gibi dizilmişti. Uzun boylular yüzünden hiçbir şey göremiyor

Rate article
Lifequest
Çok Geçmeden Döneceğim…